cam üfleme sanatı hakkında bilgi:
13 Ocak 2009 Yazan admin
Kategori Cam sanatı
Cam yapımının ilk basamağı doğru maddelerin uygun oranda bir araya getirilmesidir. Günlük hayatımızda karşımıza çıkan ve camın hammaddesini oluşturan maddeler, kum, soda ve kireçtir. 
Kum, cam yapımında ana malzemedir. Soda, düşük sıcaklıkta akıcı hale gelmesini sağlar. Kireçse, kimyasal etkilere dayanıklılığını artırır. Bir araya getirilen bu maddeler 1500C’deki fırınlarda eritme işlemine tabi tutulur.
İnsanoğlu volkanik cam veya obsidyen diye anılan doğal camı çok eski zamanlarda keşfetmiş ve bu doğal madeni işleyerek, bıçak, ok ucu, silah süsleme aracı ve mücevher olarak kullanmıştır.

Suni camın ilk olarak nasıl üretildiğine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, Romalı bir tarihçi olan Pliny, camı ilk olarak Finikeli denizcilerin bulduğuna işaret eder. Hikayeye göre denizciler, Suriye’nin Prolemais bölgesindeki sahilde bir kamp kurarlar ve ateş yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan soda blokları üzerine koyarlar. Ertesi gün uyandıklarında, ateşin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluşturduğunu görürler.
<
Camın ilk olarak Mısırlılar ve Finikeliler tarafından İ.Ö. 2. yüzyılda üretildiği söylense de, Mezopotamya’da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi, İ.Ö. 3. yüzyıla dayanmaktadır. Cam eski zamanlarda çoğu kez kralların himayesinde ve krala bağlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde veya zengin müşterilerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla üretilmiştir. Bununla beraber, ilk günden beri değerli taşlara ve insan eliyle yapılmış madeni eşyalara alternatif olarak üretilmiş ve kullanılmıştır. Roma Dönemi’nden itibaren, hemen hemen tüm cam eşyaların üretiminde taş, maden ve seramik eşyalar taklit edilmiştir.
M.Ö 12000 ile M.Ö 4000 yılları arasında cam ilk kez dekoratif küçük boncuklar olarak kullanılıyordu. Doğu Akdeniz bölgesindeki ilk cam bulgularına, Antalya’nın Kaş ilçesi yakınlarında, İ.Ö. 2000 yılı civarında, bir ticaret gemisinin kargo bölümünde rastlanıyor.
M.Ö. 2500 yıllarında kullanım amaçlı cam objeler yapıldığını görüyoruz. M.Ö 1000 yıllarında ise Mısırlılar camı oldukça zaman alıcı ve zor bir işlemden geçirerek elde etmeye başlıyorlar. Bu yüzden de cam kıymetli eşya olarak görülüyor. M.Ö. 300 ve M.Ö 20 yıllarına gelindiğinde, bugün “Cam Üfleme Tekniği” dediğimiz teknik, Suriyeli cam ustaları tarafından kullanılmaya başlanıyor. 7. yüzyıldan itibaren Mısır’ın İskenderiye şehri cam yapım merkezi haline geliyor. Türklerde cam sanatı Selçuklularla beraber başlıyor ve İstanbul’un alınışından sonra Osmanlı döneminde gelişiyor. İstanbul ve çevresinde birçok cam atölyesi kuruluyor. 14. yüzyılın başlarında Çubuklu yakınlarında kurulan Kristal Cam imalathanesinde Çeşm-i Bülbül adı verilen bir cam çeşidi yapılmaya başlanıyor. 20. yüzyıla gelinceye kadar cam yapımında seri üretime geçilemiyor. Türkiye’de çağdaş anlamda ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe’de kuruluyor.a href=”http://www.kaybolansanatlar.com/?attachment_id=328″ rel=”attachment wp-att-328″>
Cam yapımında bilinen en eski teknik iç kalıplama tekniğidir. Metal bir çubuğun ucundaki şekil verilmemiş kil kalıbın üzerine cam dökülüp yavaş yavaş soğutularak elde ediliyor, soğuma işleminden sonra kalıp çıkarılıyordu.
Kalıba döküm tekniğinde, önceden hazırlanmış kalıpların içine ya da dış kalıp üzerine camın dökülerek şekillendirilmesidir.
Üfleme tekniğinde, ortası boş, “pipo” adı verilen üfleme çubuklarıyla cama şekil veriliyordu. Eriyik sıvı halden katı hale kısa sürede geçeceği için piponun ucundaki cam, yine piponun yardımıyla avuç içinde hızlı bir şekilde döndürülerek şekillendirilmeye çalışılıyor. Yavaş yavaş pipo üflenerek cama şekil vermeye başlanıyor. Sap, kulp ve ayak gibi ekler yapılacaksa bu formu verecek olan parça eritilerek yapıştırılıp makasla kesiliyor. Aniden donup kırılmaması için soğutucu fırınlarına alınıyor. Bu teknik Suriyeli ustalar tarafından kullanılmaya başlanan ve günümüze kadar gelen bir tekniktir.
Kalıba üfleme tekniğinde ise cam üfleme tekniğinin keşfinden sonra kil, ahşap ya da metal kalıpların içine üfleme yapılarak kalıbın şeklini almasıyla elde ediliyordu. Böylece aynı formda objeler yapmak mümkün olmuştu.
K A Y N A K : http://gelenkutum.com/2008/09/cam-nasil-uretilir.html
——————————————————————-
“Cam Üfleyenler”
Camın Mısırlı’lar ve Finikeli’ler tarafından İ.Ö. 2.yüzyılda ilk kez üretildiği rivayetinin yanısıra, İ.Ö. 3.yüzyıl’da yapıldığına inanılan ilk cam örnekleri Mezopotamya’da bulunmuştur. Camın ilk olarak nasıl üretildiğine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, Romalı bir tarihci olan Pliny, Finike’li denizcilerin camı ilk olarak bulduğuna işaret eder.

Hikayeye göre denizciler, Suriye’nin Prolemais bölgesindeki sahilde bir kamp kurdular ve ateş yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan, soda blokları üzerine koydular. Ertesi gün uyandıklarında, ateşin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluşturduğunu gördüler. Pliny’nin bu anekdotu belirsiz olabilir fakat cam üretimi için gerekli olan doğru formülü içermektedir. Kum cam üretiminde en önemli maddedir. Kaynama noktasını düşürmek için soda eklenir ve sertleşmesi ve uzun ömürlü olması için üçüncü olarak kireç eklenir.

Doğu Akdeniz bölgesindeki ilk cam bulgularına, Türkiye’nin Güneybatı kasabası olan Kaş yakınlarında, İ.Ö. 2000 yılı civarında batmış bir ticaret gemisinin kargo bölümünde rastlanmıştır. Bu batıktaki yükte, kalıplara dökülen erimiş camdan yapılmış mavi cam külçeleri bulunmuştur.
Mezopotamya’da üretilen cam nesnelerle birlikte, cam yapma teknikleri Akdeniz’in diğer bölgelerine de yayılmıştır. İlk önceleri cam bloklar kullanılmış ve oyularak şekil verilmiştir.

Mısır’ın İskenderiye şehri 7. Yüzyıldan itibaren cam yapım merkezi olmuş ve cam üfleme teknikleri bu dönemde bulunmuştur. Bu teknik İtalyan atölyelerinde ilk olarak Cumae, Literium ve Pozzuoli’de ve daha sonra da Roma’da daha değişik şekilllerle kullanılmıştır.
Bizans döneminde cam ağırlıklı olarak binalarda kullanılmıştır ve bu döneme ait örnekler günümüzde bulunmaktadır.

Türkiye’de cam yapma sanatı Selçuklu’larla beraber başlamış ve İstanbul’un keşfini takiben gelişmiştir. İstanbul ve çevresinde birçok cam atölyesi kurulmuştur. 14. Yüzyılın başlarında Çubuklu yakınlarında kurulan Kristal Cam imalathanesinde Çeşm-i Bülbül adı verilen bir cam çeşidi yapılmaya başlanmıştır. Türkiye’de çağdaş anlamda ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe’de kurularak yaptığı atılımlarla kendini sürekli yenilemektedir.
ŞİŞECAM tarafından üretilen “Float cam”, mimari amaçlarla cam kullanımında temel üründür. Float cam, cam eriyiğinin erimiş kalay üzerinde yüzdürülmesi (floating) suretiyle üretilir. Bu proses camın iki yüzünün birbirine paralel ve hatasız olmasını sağlar.


,
kaynak;internet içeriklidir.
——————————————————————-
Cam Üretme Teknikleri
Anadolu Antik Camları
Cam Üretme Teknikleri ve Camcılıkla İlgili Terimler
Bugün kullanılmakta olan cam üretme teknikleri, Antik Dönemden beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Cam üretiminde kullanılan aletlerde de, cam üfleme tekniğinin bulunmasından beri geçen süre içerisinde önemli bir değişiklik olmamıştır. Yalnızca fırınlarda, kimyada ve toptan üretim motorlarında teknik gelişmeler olmuştur. Üretim tekniklerinde meydana gelen ilerlemelerin çoğu ise, endüstri devrimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Örneğin mekanik presleme, asitle aşındırma ve kum püskürterek temizleme yöntemleri son iki yüzyıl içinde gelişmiş yöntemlerdir.
İç Kalıplama Yöntemi
Bilinen en eski cam üretim yöntemidir. Metal bir çubuğun ucuna şekillendirilerek tutturulmuş kil bir çekirdeğin üzerine eritilmiş cam dökülerek küçük kaplar üretilmiştir. Cama istenilen şekil verildikten sonra, metal çubuk çıkarılmakta ve kap soğumaya bırakılmaktadır (derece derece soğumasına dikkat edilir). Kap soğuduktan sonra kilden yapılmış çekirdek kalıp kazılarak yok edilir. Erimtan Koleksiyonu’nda iç kalıplama yöntemiyle üretilmiş tek bir örnek vardır ve bu tekniğin kullanılmasıyla üretilmiş son dönem örneklerinden birini temsil etmektedir.

Kalıba Döküm
Bu yöntem, camın daha önceden hazırlanmış bir iç veya dış kalıp üzerinde şekillendirilmesidir. Bu yöntemin kullanılmasıyla, üretilmiş olan ilk örnekler, çubuklardan elde edilmiş renkli ve ince cam parçalarının biraraya getirilmesiyle yapılmış mozaik cam kaplardır. Demir Çağı’nda tek renkli yarı şeffaf ve renksiz camların daha çok talep edilmesiyle birlikte açık kapların üretilmesi için daha kolay bir yöntem denenmiştir. Bu yöntem sıcak camın bir kalıp üzerine dökülmesidir. Kapalı kaplar ise, büyük olasılıkla yapılmak istenen objenin balmumundan bir modelinin çıkarılması ve ya herhangi bir başka malzemeden yapılmış bir modelin üzerine bal mumu sürülmesiyle elde edilmiş dış kalıplar içinde üretilmişlerdir. Elde edilen bu kalıplar daha sonra, kil veya alçı ile sarılarak pişirilmişlerdir. Bu pişirilme sonucunda balmumu eriyerek modelin şeklini almıştır. Daha sonra bu balmumundan yapılmış kalıp içine erimiş cam veya büyük olasılıkla toz cam dökülmüştür. Kalıba döküm işlemi tamamlandıktan sonra, kaplar soğumaya bırakılmıştır. Daha sonra dış kalıp kesilerek, cam esere son şekli verilmiştir.

Üfleme
Üfleme tekniği ilk olarak MÖ 1. yüzyıl ortalarına doğru yakın doğuda Suriye-Filistin Bölgesinde uygulanmıştır. Fakat bu teknikten tam olarak yararlanılması ancak, ortası boş metal bir üfleme çubuğunun kullanılmaya başlamasıyla gerçekleşmiştir (olasılıkla MÖ 1. yüzyılın son çeyreğinde). Üfleme çubuğu ile havayla şişirme yönteminin birleşmesi, cam endüstrisi için devrim niteliği taşımaktadır. Bu yöntemin uygulanmaya başlamasıyla daha kısa sürede, değişik biçimlerde ve daha ucuza cam üretilmeye başlanmıştır.

Kalıba Üfleme
Bu teknik cam üfleme tekniğinin bulunmasından sonra, olasılıkla MS 1. yüzyılın ilk çeyreğinde geliştirilmiştir. Yöntemin kullanılmaya başlamasıyla kilden, metal veya ahşaptan daha önce yapılmış kalıplar kullanılarak belli bir modelin kopyalarının üretilmesi mümkün olmuştur.
“Pattern-moulding”
Bu yöntemde, fırından alınan cam kütlesi önce bir kalıp yardımıyla biçimlendirilir. Kalıplama yöntemiyle elde edilen bu biçim şişirilir ve çoğunlukla kabın yeniden şişirilmesi sırasında helezoni kıvrımlar meydana getirilerek döndürülür.
Cam İpliği
Serbest üfleme tekniği ile üretilmiş kaplara daha çekici görünüm veren bir süsleme tekniğidir. Genellikle kapla zıt renkli ince cam lifleri ile uygulanır.
Kesme
Cam eserlerin dekore edilmesi amacıyla kullanılan kesme işlemi, kap soğukken gerçekleştirilen ayrı bir yöntemdir. Romalılar cam üreticileri ve cam kesicileri arasında kesin ayırım yapmışlar ve ilkini vitrearius, ikincisini diatretarius olarak isimlendirmişlerdir. Cam üreticileri genellikle sıcak camın biçimlendirilmesi sürecinde görev alırken; cam kesiciler, kıymetli taşları işleyen ustalarla eş değerde olan hünerlerini ortaya koymuşlardır.
Ateşle Parlatma
Kabın dış yüzeyindeki kalıntıların giderilebilmesi amacıyla, yumuşatılmak üzere son defa fırında ısıtılması işlemidir.
Vurma
Cam kabın tabanında, çoğunlukla noble kullanımı sırasında meydana gelen basıncın neden olduğu oyuklara verilen isimdir.
Düzleştirmek
Yumuşatılmış camın, çoğunlukla kabın bir kenarına ilave edilmiş olan cam ipliği bezemenin düzleştirilmesi amacıyla, düz bir yüzey üzerinde yuvarlanması işlemidir.
Noble
Cam ustasının, kabın işlenmesi aşamasında camı tutmasına ve biçimlendirmesine yarayan uzun, metal çubuktur. Üfleme işleminden sonra, tabanına tutturulan noble yardımıyla kabın ağız kenarı, kulbu (kulpları) ve bezemesi tamamlanır. Noble, çoğunlukla tabanda tutturulmuş olduğu noktada bir iz bırakır. Bununla birlikte, tüm cam kapların tabanında noble izi yoktur. Çünkü bazı cam ustaları parlatma ve cilalama yöntemleriyle bu izleri yok etmiş olmalıdırlar. Noble yerine kullanılabilecek diğer bir seçenek de, kabın bir kıskaç veya kerpeten yardımıyla tutulmuş olmasıdır. Birçok küçük parfüm şişesinin boyun bölgesinde bu tip izlere rastlanılır. Bu izlerden, çok miktarda üretilmiş ucuz parçaların imali sırasında kabın bu yöntemle tutulmasının tercih edildiğini biliyoruz.
Aşınma
Bu gün birçok antik camda gözlenen irrizeli yüzeyler, üretim sırasında meydana gelmediği gibi, istenerek de yapılmamıştır. Bu yüzeyler dış etkenlerin neden olduğu aşınmadan meydana gelmektedir. İlerleyen yıllarla birlikte camın bileşimi bozulmakta ve camın yüzeyinin pul pul dökülmesine ve irrizeli bir görünüm almasına neden olan kimyasal bir tabaka oluşmaktadır. Bu tabaka eserin hem orijinal rengini ve şeffaflığını örtmekte, hem de dekoratif unsurlarını kapamaktadır. Hatta bazı aşırı durumlarda, tüm eseri örttüğü bile görülebilmektedir. Bununla birlikte, tüm antik cam eserlerde bu aşınma tabakası oluşmamıştır. Aşınma, eserin bazı toprak tipleri, ıslaklık ve ani ısı ile nem değişikliklerine maruz kaldığı durumlarda meydana gelmektedir.
kayanak;http://ankara.kulturturizm.gov.t
———————————————————————————————

Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!