Kalaycılık
23 Şubat 2009 Yazan admin
Kategori Kalaycılık
Kalay Kalaycılık ;
Kalay Nedir: Bir element olup simgesi Sn olup Latince stannumdan gelir. Gümüşümsü gri renktedir. Havada kolaylıkla okside olmaz, korozyona karşı dirençlidir. Bu özelliğinden ötürü diğer metallerin (korozyondan korumak amacıyla) kaplanmasında kullanılır. Tarihçesi M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. Mısır’da ve Mezopotamya’da bronz alaşımında kalay kullanılmıştır.
——————————————————————-
Son kalaycı Mehmet Sallabaş da öldü
14 Şubat 2008
Eskilerde çok revaçta olan, kalaycılık, nalbantlık, çerçicilik, sepetçilik, elekçilik, semercilik, sayacılık, seyyar demircilik gibi meslekler vardı. İşte bu eski mesleklerin son temsilcileri teker teker aramızdan meslekleriyle birlikte, mesleği yürütenler de yok olmaya başladı.

Kalaycılık mesleği olanlar, kalaylatmak için kap kalmadığından, bakırcılık ve bakırdan süs eşyası yapmaya yöneldiler.
Öküzle eşekler azalınca da, bunları nallayan nalbantlar da birer birer yok oldular.

İstiklal Savaşımızda Türk ordusunda mühimmat taşıyan binlerce at, eşek ve öküzü nallayacak yeterli nalbant bulunamadığı için, devlet Konya’da nalbantlık okulu açtığını bilmem kaç kişimiz bilir. Karavana kazanlarını kalaylatacak kalaycı bulunmayınca kalaycılık kursu açılırmış. O zamanları evde, orduda kullanılan bakır tencere ve bakır sahan dediğimiz bakır tabaklar, zamanında kalaylanmazsa, mavi renkli bakır oksit zehiri oluşur, bu da zehirlenmelere neden olur. Daha 15–20 yıl önce kalaylanmayan kaplardan zehirlendikleri için, onlarca kişinin hastaneye taşındıklarını hatırlıyorum.
Eskiden köy köy dolaşan seyyar kalaycılar vardı. Kalaycılığı, Güney illerimizde Abdalların bir kolu, seyyar Yörükler yaparlardı.
Şimdilerde, Erzincan, Kahramanmaraş gibi iller başta olmak üzere, tüm kalaycılar, bakırdan süs eşyası yapımına yöneldiler. Çünkü bakırın kalaylama masrafı oldukça artık pahalıya gelmekte idi.
Kalaycılık mesleği de eskiden revaçta olan mesleklerdendir. Çünkü kalaylanması gereken tencere ve kaplar, kazanlar hep bakırdandı. Yemen Türküsünde bile “karavana bakırdandır- askerimiz fakirdendir….” Kalaycılar üstüne türküler yakılır, kalaycılar üstüne deyimler söylenirdi. Çok temiz şeyler için, “kalaylı kap gibi denirdi. “Kalaylı tas yoğurdu ellere vayy”, türküsünü elbette bilirsiniz.
Oldukça pis çocuklar için, “bu ne be kalaycı çırağı gibi” diye benzetme yaparlardı.
Sadrazam Öküz Mehmet Paşa’nın babasının öküz nalbantı olduğunu bilinirdi.
***
İşte kaybolan mesleklerden Kırşehir’imizin son kalaycısının bu dünyadan göçtüğünü, gazeteye yansıyan haberlerden öğreniyoruz.
45–50 yaşın üzerindekiler, kalaycı ve bakıcıların Kırşehir Uzun çarşıda bulunduğunu, bakırcıların çekiç seslerini, kalaycıların körük ateşini mutlaka görmüşlerdir.
Kırşehir’in tek kalaycısı olan Mehmet Sallabaş’ın, kalp krizi geçirmek suretiyle hayatını kaybettiği öğrenildi.
Tarihi Uzun Çarşı’da yaklaşık 40 yıl kalaycılıkla uğraşan 57 yaşındaki Mehmet Sallabaş, geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybetti.
Kalaycı Mehmet Sallabaş’ın hayatını kaybetmesi ile kalaycılık mesleği ve kültürü tarihe karışırken; Sallabaş’ın son dönemde kendisine destek verilmediği için kalaycılığın yanında geçimini sağlamak üzere hayvan kellesi de üttüğü öğrenildi.
Baba mesleği olan kalaycılık kültürünün yaşatılması için ne gerekiyorsa yapacağını kaydeden Mehmet Sallabaş’ın 27 yaşındaki oğlu Hüseyin Sallabaş, babasının yaşadığı sıkıntıları anlatarak, “Babam, tam bir Osmanlı hayranıydı ve bu kalaycılık kültürü Osmanlı Döneminden geldiği için yaşatmak istedi. Ancak, bugüne kadar bu kültürü yaşatma adına ne yaptıysa karşılık göremedi. Küçücük dükkânda yıllarca kalay dövüp bu kültürü güç şartlara rağmen yaşatmak istedi. Öyle ki; Bağ-Kur’a olan borcunu ödemek için bankalardan kredi çekti ve borcunu ödemeye çalıştı. Ancak, kendisi de vefat edince borcu kaldı. Ne yapacağımı bilmiyorum” dedi.
Acep şimdilerde Kırşehir Uzunçarşı’da kalaycıların körük, bakıcıların çekiç, demircilerin tempolu sesleri duyulur’mola. O zamanları, tüm o çarşıyı dolduran ve bu dünyadan göçen ustaların ruhları şad olsun.
kaynak;www.gaxxi.com
——————————————————————-
Kaynak;Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu
Ressam
-KALAYCILIK
Bu yazımızda toplumumuz tarafından nispeten daha çok tanınan bir mesleği, kalaycılığı daha yakından tanımaya çalışacağız. Bilimsel açıdan kalay, periyodik cetvelde SN simgesi ile 50. sırada ve metaller sınıfında gösterilen bir elementtir. Eski çağlardan beri bilinen bu element gümüş beyazlığında olup, dövülebilir bir maddedir. Bu sayede kolayca levha veya tel haline getirilebilir. Beyaz kalayın özgül ağırlığı 7.29 gr./cm3 tür ve (231 Cº) de erir. Bu özelliğinden dolayı, kurşun ile olan alaşımından lehim kaynağı olarak geniş bir kullanım alanına sahiptir. Kurşunun aksine zehirleyici değildir. Günümüzde Malezya, Bolivya, Tayland, Endonezya, Nijerya ve Çin gibi ülkeler dahil olmak üzere 35 ülkede kalay madenciliği yapıldığı bilinmektedir. Ancak bilinen rezervlerin en az yarısı Güney Doğu Asya’da bulunmaktadır. Anadolu’da ise sözü edilen en eski kalay madeni ocağı Niğde Celaller Köyü yöresindedir. Tunceli, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul-Şile, Eskişehir, Bursa, Manisa, Kırşehir, Amasya, Uşak, Niğde, Sivas ve Aksaray yörelerinde de kalay madenlerinin olduğu bilinmektedir. 
Kalayın yumuşak ve kolay şekil verilebilir bir maden oluşuna paralel olarak insanlık tarihinde M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanan bir geçmişi söz konusudur. Dahası, hava ile teması sonrasında kolay oksitlenmez. Bu özellik, korozyondan korunması gereken eşyalarda kalaya çokça başvurulmasına neden olan en önemli özelliğidir. Gerçekten de kalayla kaplanan mutfak eşyalarında ve kaplarda kalay, koruyucu bir katman oluşturur. Bu katman metalleri korozyona karşı korur. Beyaz toz halinde elde edilen ve SnO2 simgesi ile gösterilen kalay, mermer ve süsleme taşlarını parlatmada, seramik malzemelerinin sarı, kahverengi veya pembe renklerde boyanmasında ve cam eşyalarının matlaştırılmasında kullanılır. Ayrıca besin sanayinde konserve kutularının ve tenekelerinin imalatında önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Kurşun ile birlikte oluşturduğu alaşımdan ise tenekecilerin ve günümüzde ise elektronik sanayinin en çok kullandığı “teneke kaynağı” dediğimiz lehim doğmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz özelliklerinin yanında asıl bizi ilgilendiren özelliği demir ve özellikle de bakır kaplarla olan beraberliğidir. Yani mutfaklarda kullandığımız bu kapların kalaylanması ve buna bağlı olarak da kalaycılık mesleğinin yüzyıllarca hayatımıza girmiş olmasıdır. Bakır kapların mutfaklarımızda kullanılmaya başlaması kalayın bulunmasına son derece bağımlıdır. Gerçekten de bakır kaplar kalayla kaplanmadan tek başına mutfak eşyası olarak kullanıldıklarında çabuk oksitleniyor ve bakır zehirlenmeleri nedeniyle ölümlere neden olabiliyorlardı. Kalaycılık ile bu önbilgilerden sonra bakır mutfak eşyalarının kalay ile nasıl kaplandıklarını anlatmaya geçebiliriz.
Kalaylanacak kabın örs veya çekiç yardımıyla bozuk kısımları tamir edilir. Ezik yerleri düzeltilir; kırıklar ise kaynak yapılır. Daha sonra bu kaplar kalaycı çırağı tarafından kum ve kömür parçaları ile temizlenir. Kalaycı çırağı kararan yerleri tekrar parlatıncaya kadar ayakları ile ovar. İşin bu kısmını genellikle çıraklar üstlenir. Duvarda çakılı olan tutamaklara elleri ile tutunan çırak, parlatacağı kabın üzerine ince kum ve kömür parçalarını ve bu parçaların üzerine de bir telis parçası koyar. Çırak çıplak ayakları ile telisin üzerinde kalçasını bir sağa bir sola kıvırarak telisi hareket ettirir. Sürekli yapılan bu hareket kabın temizlenmesine kadar devam eder. Bu davranış zımpara kağıdının olmadığı dönemlerde kapların bir nevi zımparalanarak temizlenmesine benzetilebilir. Kalaycı çırağının bu hareketi, verdiği sözde durmayanları betimlemek için kullanılan “kalaycı çırağı gibi kıvırmak” deyimine de ilham kaynağı olmuştur. Çırağın görevi burada bitmez. Ocaktaki ateşin harlanması için körüğü çevirmesi gerekir.
Kalaycı körükleri de demirci körüklerine benzerler. Kalaycılıkta kullanılan körükler tek veya iki kollu olup, gövdesi deriden yapılanların yanı sıra, kol gücüyle döndürülen demir pervaneli bir hava üfleyici vantilatör örneği olan körükler de mevcuttur.
Bu şekilde temizlenen kap ocakta ısıtılır. Isınan kap üzerine kalayın tutması için toz nışadır (kimyasal bir madde) atılır. Yeterince ısınan ve üzerine nışadır sürülen kaba kalay biraz değdirilir. Kalay bu haliyle kabın üzerinde eriyik halde bulunur. Bu haldeki kalay bir pamuk yumağı ile kabın her tarafına dağıtılır. Bu işleme kalay yapılacak kabın tüm yüzeyi kaplanıncaya kadar devam edilir.
Yakın zamana kadar kalaycılık aynı zamanda seyyar olarak da icra edilen bir meslekti. Köy köy dolaşıp halkın bakır mutfak kaplarını yerinde kalay yaparlardı. Bulundukları yer önemli değildi. Yeter ki ocaklarını kuracakları açık bir yer bulsunlar, hemencecik orada ateşi yakar, kalaylama işini yaparlardı. Halk onların geleceği günü bilir, bakırı çıkmış kaplarını bekletirdi. Halen göçebe bir yaşam süren yörüklerde seyyar kalaycılık icra edilmektedir. Bu insanlara Anadolu’da Toroslar’da ve diğer yaylalarda rastlayabiliriz.
Kalayın bakırla birlikteliği, teknolojik gelişmelere bağlı olarak bazı meslekler gibi artık tükenme noktasındadır. Parlak zamanlarını bakırın mutfak eşyası olarak kullanılmasına borçlu olan kalaycılık, bakırın mutfaklarımızdan çekilmesiyle de sona yaklaşmıştır. Günümüzde çelik, alüminyum, emaye ve teflon mutfak eşyaları bu mesleğe olan ihtiyacı en aza indirmiştir. Ancak halen turistik amaca yönelik bakır eşya imalatı kaycılığın biraz da olsa devamına izin vermektedir.
Büyüklerimiz, bakır kaplarda pişen yemeklerin lezzetinin yeni çıkan kaplarla pişenlerden daha lezzetli olduğunu söylerler. Pırıl pırıl kalaylanmış bakır kaplarda pişen yemeklerin lezzeti de kalaycılık mesleği gibi eskilerde mi kalacak, ne dersiniz?
Son olarak, bu kadar olumsuzluklar karşısında başka mesleği olmayan, geçimini bu mesleğe bağlamış bir usta ile yapılan söyleşiye kulak verelim. Kendileriyle görüşüp, meslekleriyle ilgili olarak konuşmak isteğimizi çoğu usta anlamsız bularak reddetti. Israrlı dayatmalarımız karşısında ise; “neyini anlatacağım be kardeşim, aha her şey ortada, ekmek paramızı bile çıkaramıyoruz…” dediler. Nisbeten genç olan ustayla bu tatlı didişmemize daha fazla seyirci kalamayan Ökkeş usta söze karışıyor;
-Bak yeğenim, ben yetmiş yaşındayım. Babam beni ilkokuldan aldırmış ve bu işe vermişti, 60 yıldır aralıksız çalışıyorum, aha görüyorsun hala çalışmaya devam ediyorum…
Ökkeş ustaya yöneliyorum;
-Aslında ben bakırcı ustasıyım. Ama bakırcılık ve kalaycılık birbirlerini tamamlayan iki meslektir. Eğer bakır olmasa kalaycılık da olmaz. Kalaycılık mesleğinin can çekişmesi biraz da bakırcılığın da bitim noktasına gelmesine bağlıdır. Nitekim şimdi bakırcılık işi de can çekişiyor…
Ökkeş usta diğerlerinden dertli, ısrarla bakırcılık üzerinde konuşmak istiyor. Onun bu ısrarına rağmen manevralarla lafı sürekli kalaycılığa götürüyorum. Daha fazla diretemiyor, iki dükkan aşağısındaki kalaycı ustasına sesleniyor. Genç sayılabilecek usta elindeki işi bırakıp, yanımıza geliyor. Aralarındaki saygı ve sevgi iletişimini hayretle ve şaşkınlıkla izliyorum…
Daha önce bütün ısrarlarımıza rağmen bizimle konuşmayı reddeden Hacı usta çıraklık ve kalfalık döneminin bir kısmını onun yanında tamamlamış. Bu yüzden bir dediğini iki etmeden yaşlı ustasından destur alarak konuşmak üzere dükkânına geçiyoruz.
-Hacı ustam bize kendinizden bahseder misiniz? Bu mesleğe nasıl başladınız?
-Adım Hacı Ateş, 30 yıldan beri kalaycılık yapıyorum. Daha ilkokula giderken babam beni bakırcının yanına verdi. Orada yapılan bakır işlerinin son aşaması olan kalaycılığı meslek edindim.
Ustam, kalaycı Durdu ustaydı. O zaman iş yerimiz aşağıdaki bakırcı çarşısındaydı. Çarşıda 100-150 civarında bakırcı esnafı vardı. Kalaycı olarak da 12 tane dükkân vardı.
İşler o kadar yoğundu ki, bir an bile boş durulmuyordu. O bakırcı esnafının yaptıkları bütün kaplar bizim elimizden geçiyordu. Zaten işler o kadar yoğun olduğu için biz de bu mesleğe başladık. Tabi şimdi eski işler kalmadı, şu an ekmek paramızı bile zor çıkarıyoruz.
-Antep’te şu an bu işi kaç kişi yapıyor?
-Antep’te kalaycı ustası olarak 7 kişi kaldık. Yani 7 tane dükkânımız var. Bizler son ustalarız. En genç esnafımız 40-42 yaşında. Anlayacağın, 5-10 yıl sonra bu meslekte tarihe karışacak.
-Peki, bir zamanlar bu kadar revaçta olan bu meslek neden şimdi bittim noktasına geldi?
-Aslında bizim işin temeli bakırcılığa bağlıdır. Sonuçta biz bakırı kalaylıyoruz. Bugün bakır kapların yerini alüminyum, çelik, cam, plastik gibi kaplar aldı ve çok yaygın olarak kullanılıyor. Nerdeyse artık bakır kaplar kullanılmamakta. Şimdilerde daha çok antik eşyaları kalaylamakla geçinmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bakır olmayınca bizde işsiz kaldık.
-Günümüzde her şey tanıtıma bağlı, eskiden iş size nasıl gelirdi, şimdi nasıl geliyor?
-Eskiden daha çok ev kapları gelirdi. İnsanlar evlerinden kalaylayacakları kaplarını toplayıp getirirlerdi. Hatta bir ailenin yeteri kabı olmadığı zaman birkaç komşu bir araya gelerek kaplarını bize toplu olarak getirirlerdi. Şimdi artık evlerden kap gelmiyor. Daha çok turistik lokantalardan kap alıyoruz.
-Gaziantep’te bakır kap kullanan kaç tane turistik lokanta vardır ki…
-Bize sadece Antep’ten iş gelmiyor; Ankara, İstanbul, Antalya, İzmir gibi şehirlerden de iş alıyoruz.
-Neden Antep’e getiriyorlar, başka yerde kalaycılık yapılmıyor mu?
-Antep’te yapılan işçilik pek bir yerde bulunmaz… Ayrıca bakır işi imalatının çoğu Gaziantep’te yapılıyor.
-Kalaylı bakır bir kapta pişirilen yemekle çelik veya başka bir kapta pişirilen yemek arasında nasıl bir fark vardır?
-Her şeyden önce, kalaylanmış bakır kaplar çok sağlıklıdır. Bu kaplarda pişen yemekler çok lezzetli olur. Zaten çelik kaplar çıktıktan sonra yemeklerin tadı-tuzu da kalmadı.
-Kalaycılıkta genel olarak hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?
-Malzememiz genel olarak, kalay, nişadır, pamuk ve ateşten oluşmaktadır. Tabi bazı temizlik ilaçlarımız da vardır; saçruhu, tuzruhu gibi… Bu arada, daha önceleri kömür ateşi harlanarak kullanılırdı, şimdi ise tüp kullanıyoruz.
-Kalaylanmak üzere size getirilen bir kaba sırasıyla nasıl bir işlem uyguluyorsunuz?
-Getirilen kap önce yıkama bölümüne alınarak ilaçlarla iyice yıkanır. Sonra doğrultma ve düzeltme işlemine geçilir. Hatalı ve kusurlu yerleri varsa bir demirci titizliğiyle düzeltilir. Böylece kalaylama işlemine hazırlanır ve artık ocağın başına geçilir. Ocakta 120-130 derecede ısıtılan kabın içerisine (kabın durumuna göre) kalay damlatılır veya sürülür. Nişadıra batırılan pamukla bu iyice yedirilerek sıvanır. Kalay işi bittikten sonra yeniden iyice yıkanır.
Burada en önemli şey, durumuna göre ısıyı, kalayı ve ateşte kalma süresini iyi ayarlamaktır.
-Peki kalaylanmış bir kabı hemen kullanabiliyor muyuz, içerisinde zararlı herhangi bir kimyasal madde kalmaz mı?
-Hayır, zararlı hiçbir madde kalmaz. Temizce yıkandıktan sonra kullanılabilir.
-Kalaylanmış bir kabın kullanım süresi ne kadardır?
-Bu kulanım durumuna ve şekline göre değişir. Ama, 9-10 ay, bir sene falan gider. Tabi, ateşte susuz kalırsa, dibi tutarsa yanar. Ancak içerisinde sıvı olursa hiçbir şey olmaz.
-Ustam, birazda işin sosyal boyutuna geçelim. İşe ilk başladığınız dönemlerdeki çırak, kalfa, usta ilişkisi nasıldı, şimdi nasıl?
-İşe başladığım ilk yıllarda her dükkanda 4-5 kişi çalışıyordu. İşi daha fazla olan dükkanlarda bu sayı 8-10’a kadar çıkıyordu. Ben de herkes gibi küçük bir çocukken işe başladım. Önce su taşıdım, kalaylanacak kapları yıkadım, işi getiren kişinin adına göre kapları ayırdım, yani daha çok el altı olarak çalıştım. Bu şekilde 3-5 sene çalıştıktan sonra kap doğrultma işine geçtim. Kap doğrultma, işin bir üst aşamasıydı; kalfalarımız artık bize malzemelerin nasıl kullanılacağını yavaş yavaş öğretiyorlardı. Ocağın başına geçip kalay işi yapmamız en az 12 senemizi alırdı. Tabi ocağın başına geçip, kalay yapmak o kadar kolay değil, ısıyı, kalayı çok iyi ayarlayacaksın…
-Ocağın başına geçip kalay yapmanız nasıl belirlenirdi, bunun için herhangi bir imtihandan geçirilir miydiniz?
-Önce kalfaya teslim edilirdik. Bırakın ustayı, kalfa bile bize şunu şöyle yap dediğinde elimiz ayağımız birbirine dolanırdı. Bu heyecanla ilk işimizde mutlaka hata yapardık. Genelde kapları yakardık. Zaten işe yaramayan ufak-tefek kaplarla işe başlatılırdık.
-O dönem başından geçen ilginç bir anınız oldu mu?
-Tabii… Kalfa oluşumu anlatayım sana. Ustam, etrafına topladığı birkaç ustayla hamını almış bir bakır parçasını bana vererek “haydi bunu kalayla” dedi. O an ki müthiş heyecanıma rağmen o bakırı başarıyla kalaylamıştım. Ustam bununla gurur duymuş, eline aldığı kalayladığım parçayı diğer ustalara gururla göstererek “yorum gözüyüzle gördünüz bunu çırağım yaptı…” demişti. Ve ben artık kalfa olmuştum. O gece uyumamıştım, bir üniversite diploması almış kadar mutluydum…
-Peki o zaman esnaflar arasındaki ilişki nasıldı?
-Ustalarımız o kadar önemliydi ki, işten çıkarılan bir kişi hayatı boyunca iş bulamazdı. Ancak daha önce yanında çalıştığı usta hakkında olumlu bir şey söylerse iş bulabilirdi. Örneğin, bir tanıdığım işten atılmıştı babası gidip ustasına ricada bulunmuş “bu oğlan artık hiçbir yerde iş bulamaz, ne olur bir iş bulana kadar yanında kalsın…” demiş ve yeni iş bulana kadar yanında kalmasını istemişti.
Ayrıca bizim esnaf sahrelerimiz olurdu. Bunu yılda birkaç sefer yapardık. Bu sahrelere çırak, kalfa, usta en az 200 kişi katılırdık. Büyükçe kazanlarda yemekler pişirilirdi, sazlar çalınır, oyunlar oynanırdı. Burada genelde ustalar çalışmazdı, bütün işleri çırak ve kalfalar yapardı. Günün sonunda ustalarımız bize harçlıklar verir, bizler de onların ellerini öperdik. Tabi şimdi de esnaf sahresi var, ama öyle samimi ve geniş kapsamlı olmuyor…
-Şu an yanında çalışan çırak veya kalfan var mıdır?
-Artık çırak ve kalfa kalmadı. Biz iki usta beraber çalışıyoruz. Birçok esnaf tek başına çalışıyor. Zaten iş olmadığı için çoğu zaman akşama kadar boş oturuyoruz. geleceği olmayan bir işe kim çocuğunu verebilir ki? Biz dahi çocuklarımızı bu işten uzaklaştırdık.
-Yani artık yeni bir kalaycı nesli olmayacak diyorsun…
-Evet olmayacak. Dediğim gibi Gaziantep’te şuan sadece 7 ustayız. Sadece bizde değil sanırım başka yerlerde de kalmadı. Olsa olsa Maraş, Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi yerlerde tek tük kalmış olabilir.
-Yaptığınız işle ailenizin geçimini sağlayabiliyor musunuz?
-Gerçekten çok zor sağlıyoruz. Özellikle iki-üç yıldan bu yana daha da zorlaştı. Mesela Bağ-kurumu ödeyemiyorum, vergimi zor ödeyebiliyorum…
-Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum ustam.
Kaynak;Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu
Ressam
——————————————————————-
Kalaycılık tarihe karışıyor;
Kaybolmaya yüz tutan mesleklerden biri olan kalaycılığı, Şanlıurfa`da sadece 2 usta yaşatmaya çalışıyor. Kentteki son iki kalaycı ustasından Ömer Yağyanç (50), Haşimiye Meydanı Bakırcılar Çarşısı`ndaki iş yerinde, 9 yaşında başladığımeslek yaşamını, 41 yıldır sürdürdüğünü beli…
Kaybolmaya yüz tutan mesleklerden biri olan kalaycılığı, Şanlıurfa`da sadece 2 usta yaşatmaya çalışıyor. Kentteki son iki kalaycı ustasından Ömer Yağyanç(50), Haşimiye Meydanı Bakırcılar Çarşısı`ndaki iş yerinde, 9 yaşında başladığımeslek yaşamını, 41 yıldır sürdürdüğünü belirtti.
Babasını kaybettikten sonra çırak olarak başladığı işini son dönemlerde pek kazandırmadığı için bırakmayı düşündüğünü anlatan Yağyanç, bir kaçyıl öncesine kadar, yaklaşık 50 kalaycının faaliyet sürdürdüğü çarşıda, tek başına kaldığını bildirdi.
Daha çok eski bakır ev eşyalarını kalaylayarak geçinmeye çalıştığını dile getiren Yağyanç, şöyle konuştu: `Bu mesleğin içinde büyüyerek, ekmeğimi kalaycılıkla sağlamayabaşladım. Ancak artık mesleğimiz teknolojiye yenildi, işlerimiz eskisigibi iyi değil. Çok az para kazanıyoruz. Bu nedenle çocuklarımı meslekten uzak tutmaya çalıştım. Masrafımız kazandığımızdan daha çok. Önceleri köylerde özellikle büyük kazanlar, yemek kapları olurdu, artık onlar da kalmadı. Kalaycılık tarihe karışıyor.
Kentteki diğer kalaycı ustası Musa Akrep(61) ise çocuklarını eğitimmasrafını karşılamak için mesleğe devam etmeye çalıştığını söyledi. Başka yapacak mesleği olmadığını ifade eden Akrep, `54 yıla yakındır bumesleğe yapmaya çalışıyorum. Son yıllarda gelirim çok düştü. 5 çocuğumvar, biri üniversite son sınıfta. Çocuklarımın eğitim içini çalışmayadevam ediyorum. Başka iş bulsam bugün bu mesleği bırakır, başka işyaparım` diye konuştu.Akrep, mesleğin yaşatılması için yetkililer bir an önce çözümbulmalarını istediğini dile getirdi.
ODA BAŞKANI PALALI
Şanlıurfa Bakırcı ve Kalaycılar Odası Başkanı Bakır Palalı ise, kaybolm ayüz tutmuş sanat dallarından dericilik ve kürkçülük gibi kalaycılığın dakentte önümüzdeki dönemlerde yok alacağını savundu.Kentte 20-30 yıl önce 50-60 kalaycının bulunduğunu bildiren Palalı,`meslek odamız 50 yıla yakındır faaliyet gösteriyor. Mesleğimizin yokolmaması için çeşitli girişimlerde bulunduk, fakat kimse ilgilenmedi.Kente iki kalaycı kaldı. İş olmadığı için onlar da yakında bu mesleği bırakır` dedi.
kaynak;www.tumgazeteler.com
——————————————————————-
Kulada bakırcılık kalaycılık;
Kulada bakırcılık ve kalaycılık sanatı yok olmaya yüz tutmuş el sanatlarından bir tanesidir Sayılı esnafımızın kaldığı bakırcılar arastası şuan sadece 3 veya 4 esnafımız bakırı küçük minyatür şekilde ev eşyaları süs olarak yapılıyor ve Kulaya gelen yerli ve yabancı turistlere satılıyor.
Kula da yıllardan beri Kalaycılık ve bakırcılık işi ile uğraşan Kamil Çoban (50)“ Kula İlçesi’ nde dededen gelen mesleği babamdan öğrenerek 10 yaşımdan beri kalaycılık ve bakırcılık işi ile uğraşıyorum. Çırak olarak girdiğim bu işten çok ekmek yedim. Ailemin geçimini bu işten sağladım. Ancak, son beş yıldan beri özellikle kalaycılık, bakırcılık ve bizim gibi el emeği, göz nuru isteyen işlerle uğraşan sanatkârların meslekleri ağır ağır yok olmaya doğru gidiyor. Kula Merkez Yunus Emre Caddesi arkasında bulunan ve Bakırcılar Sokağı diye halk arasında nam yapmış ince uzun sokağımızda, önceden yirmi adet kalaycı ve bakırcı varken, şu anda bu sayı 4 e inmiş durumdadır. Meslektaşım olan Ahmet Çoban (75) da ilerleyen yaşı sebebiyle artık dükkânını ancak Oğlanları tarafından işletilmekte ve hazır mutfak malzemeleri satmaktadır Bakırcılar Sokağı artık mazi oldu. Eskiden sokağımızdan çekiç, körük, kap kacak sesleri gelen sokaktan şimdi sadece ayak sesleri gelmektedir. Aliminyum madeninin yoğun olarak hayatımıza girmesi, çelik madeninden yapılan mutfak ve diğer araçların yaygınlaşması, bizim işlerimizi de engelledi.Ama buna rağmen, elinde hâlâ bakır mutfak araçları bulunan ve sağlığının kıymetini bilen, bakır kalaylı kaplardan yemek yemenin zevkini ve sağlıklı yönünü seçen müşterilerimiz tek tük de olsa var. Bizimle birlikte, daha doğrusu bizden sonra kalaycılık ve bakırcılık mesleği de tarihteki yerini alacağa benziyor.” Şeklinde konuşarak, Kalaycılık ve bakırcılık sanatının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirtmektedir ,
kaynak;/www.kulahaber.net
——————————————————————-
Eskişehir’in son kalaycı ;
Eskiden bakır işi çok oluyordu. Alüminyum çıkınca bakırın kıymeti kalmadı. Ama eski-ler bilir bakır kapta pişen yemeğin tadını. Bakır kapta yapılan yemeğin yerini hiçbir şey alamaz” diyor Eskişehir’in son kalaycı ustası Cevat Kurumehmetoğlu. Artık sadece hobi olarak yaptığını belirtiyor kalaycılık sanatını.
Kırk yıllık arkadaşı yanında sohbet et-meye başlıyoruz Eskişehir’in son kalaycısı Cevat Usta ile. Elli üç yıl önce Trabzon’dan gelmiş Eskişehir’e. Kalaycılığın marifetlerini yedi yaşında babasının yanında öğrenme-ye başlamış. Çıraklık yaparak okula devam etmiş bir süre ama gelin görün ki o zaman kalaycılık kıymetli meslek. “Karnımızı doyurur” diyerek bırakmış okulu, kendini kalaycılığa vermiş, sanatını icra etmiş senelerdir. Camilerin alemleri için özel siparişler alarak sanatını Eskişehir dışına da taşımış Cevat Usta.
“Kahvede boş oturmakla olmuyor”
“Bu sanat seyredilerek öğrenilmez. Dışarıdan bakan biri kolay der, ama zor iştir kalaycılık. Üretmek gerekir, çalışmak gerekir. Eskişehir’de bu işi yapan kalmadı artık”
Askerlikten dönünce mesleğin de önemini yitirmeye başladığını görmüş Cevat Usta. Çocukları da okuttuk diyerek mesleği hobi olarak yapmaya başlamış. Takımları düzenleyeyim derken bir iki iş almış ve böyle sürdürmeye devam etmiş sanatını. Hala da böyle devam ediyor nam-ı diğer Laz Cevat. Artık her işi kabul etmiyor. Bakırın kıymetini sadece eskiler biliyor diyor. Her müşteriye iş yapmadığını söylü-yor. Kahvede boş oturmaktan da hoşlanmı-yor Cevat Usta.
“İnsanlar geçim derdinde”
Cevat Usta’yla sanatı da konuştuk. Duvar ve sofra tepsilerine mitolojik öğelere yer verdiğini söylüyor. İnsanların sanattan, tarihi eserden anlamaları için ekonomik durumlarının da iyi olması gerektiğini belirtiyor. “İnsanlar artık geçim derdinde. Sanata zaman ayırmak, ilgilenmek için önce geçim sıkıntısının olmaması gerekir. Sonra sanatla ilgilenebilir insanlar.” Kalaycılığın doğuda devam ettiğini söylüyor Cevat Usta. Yanına çırak almadığını belirtiyor, zaten çalışacak çırak da yok diyor.
Cevat Usta, antikaların bakımını, sofra tepsilerini, semaverleri ve kalayları yapmaya devam ediyor. Karadenizlilerin sanata yatkın olduklarını söylüyor, kendi sanatını kendince sunuyor insanlara. Hayatın karmaşası içinde eskilerin tadını bilenlerin gelmesini bekliyor dükkânına. Tekrar bakır kapta yemek pişirmek isteyenlere sanatı ve emeği ile cevap ver-meye çalışıyor Cevat Usta…
kaynak;www.midasgazete.com/
Haber: Eren CERCİZ
