YURDUMUZDA DOKUNAN BÖLGESEL HALILAR
06 Nisan 2009 Yazan Beyaz Melek
Kategori Dokumacılık
YURDUMUZDA DOKUNAN BÖLGESEL HALILAR
Dünya Tekstil tarihinde, yaklaşık 3000 yıldır temel yapısı değişmeden bugüne kadar önemini yitirmeyen, tek ürün el dokusu halıdır.
Halı değerli bir sanat eseri olarak sarayları, mabetleri ve şatoları süslemiş, ressamların tablolarına konu olmuştur.
Dünyada bilinen en eski düğümlü halı Altaylarda Pazırık bölgesinde bir kurganda (Mezar) bulunmuştur. Bu bölge tarihin bilinen en eski devirlerinden bu güne kadar Türkler tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. “Türk ilmiğiyle” dokunmuş olan halının M.Ö. 400 500 yılına ait olduğu belirtilmektedir. Pazırık Halısı’ndaki birbirleriyle mücadele eden hayvan figürleri, Büyük Selçuklu ve bilhassa Anadolu Selçuklu Sanatında, taş, alçı, seramik ve çini örneklerinde gördüğümüz figürlerle benzerdir. Halı üzerindeki pars damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Pazırık halısı, mezarın içerisine dolan suların donarak buz haline gelmesi sonucu, bulunduğu tarihe kadar bozulmadan gelmiş olan Türk Halısı’dır.
İlk halı örneklerinin bulunduğu yerler ile bütün halı merkezlerinin Türklerin yaşadığı ve yerleştiği yerlerde olması, ayrıca çeşitli dillerde aldığı isimlerin Türkçe ismine yakın olması gibi bazı işaretler ilk halının Türkler tarafından dokunduğunu ve Türk boylarıyla yayıldığını göstermektedir.
1. Pazırık halısı (M.Ö. 400 500 yıllarına ait ilk Türk halısı)
BERGAMA HALILARI
Bergama halıları, Batı Anadolu’da bulunan tarihi Bergama yöresinde dokunmaktadır. Bu halıda en belirgin özellik geometrik desenlerin belirgin olmasıdır. Kenarlarını çogunlukla düz ve dar bordürler gösterir veya kilim dokuması şeklinde yapılmıştır. Bu özelliği nedeniyle, Bergama halıları Türkmen halılarını andırır.
GÖRDES HALILARI
17. yüzyıldan itibaren, Anadolu’da seccadeler geniş ölçüde yaygınlaşarak, halıların en önemli grubunu oluşturmuşlardır. Gördes seccadelerinde mihrabın ortasında asılı bir kandil motifi de görülür. Gördes halıları daha çok seccade türünde dokunur.
KULA HALILARI
Büyük çoğunluğu seccade olarak dokunur. Geniş bordürleri ve sade renkleri yönünden Gördes seccadelerine benzer.
MİLAS HALILARI
İsmini Milas yöresinden almıştır. En belirgin özelliği, mihrabın üst tarafında yıldız veya baklava denilen motiflerin görülmesidir
YAĞCI BEDİR HALILARI
Ayvacık, Bergama, Sındırgı ve Dikili yöresinde yaşayan Türkmenler tarafından dokunmaktadır. En belirgin özellikleri, çözgü ve atkılarının yün olmasıdır. Yağcı bedir halıları Gördes düğümü ile dokunmaktadır. Yörükler tarafından dokunur.
NİĞDE AKSARAY VE TAŞPINAR HALILARI
Niğde yöresinde halıcılık çok eskilere dayanır. Bu yörede çok çeşitli halılar dokunmaktadır. Niğde halıları, Kafkas halıları ile benzerlik gösterir. Taşpınar halılarında, zeminin tam ortasında büyük bir madalyon bulunur. Üçgen mihraplı seccadeler de görülür.
YAHYALI HALILARI
Kayseri Yahyalı halıları çerçevede mavi göbek, tek göbek, üç göbek, karpuzlu, kandilli ve mihraplı olarak adlandırılır. Bordürlerinde ev ve cami motifleri bulunur.
KAYSERİ HALILARI
Kayseride dokunan halılar, ince kaliteli olmakla beraber, Türk halı motiflerinin genel özelliklerini taşımazlar. Kayseri halıları İran halıcılığının etkisinde kalmıştır. İran düğümü tekniği ile dokunmaktadır.
SİVAS HALILARI
Çok ince kalitelerde dokunan bu halıların kendine has belirli bir renk ve düzen karakteri yoktur. Desen yönünden İran halı sanatının etkisinde kalmıştır. İran düğümü ile dokunur.
KIRŞEHİR HALILARI
Kırşehir seccadeleri iki çizgili mihrabıyla tanınır. Marpuçlu cinsler vardır. Stilize edilmiş geniş yaprak motifler mihrabın üzerinden sarkan şamdan çiçek ve vazolar, Kırşehir halılarında görülen özelliklerdir.
DEMİRCİ HALILARI
Demirci’de dokunduğu için bu ismi almışlardır. Kaba kalitede dokunurlar. Gördes halılarına benzer, fakat desen yönünden farklıdır.
KEMALİYE HALILARI
Oldukça ince ve havları kısa olan Kemaliye halıları, İran düğüm tekniği ile dokunmaktadır.
FETHİYE HALILARI
Milas halılarına benzer. Dokunuşları serttir. Hav yüksekliği 8 10 mm’dir.
YÖRÜK HALILARI
Kaba kaliteli, çözgü ve atkı ilmesi yün veya tiftik olan Yörük halılarında, kilim desenine benzeyen geleneksel desenler işlenmektedir.
DÖŞEME ALTI HALILARI
Antalya yöresinde dokunur. Çözgü, atkı ve ilmeği tamamen yündür. Desenleri köşe göbektir. Geometrik stilize bitki motifleri ile işlenir. Dış sedefleri beştaş diye tabir edilen motifler. bu halılara has ayrı bir özelliktir.
LADİK HALILARI:
Adını Konya civarındaki dokunmuş olduğu Ladik kasabasından almıştır. Düz bir dal üzerine yerleştirilmiş büyük lale veya haşhaş motifleri Ladik halılarının karakteristik özelliğidir.
ISPARTA HALILARI:
İlk Isparta halılarının desenlerinin karakteristiği gül veya diğer çiçeklerin dal veya yapraklarına yapılmış olmasıdır. Isparta halılarında daha çok köşe göbek desenler uygulanmakta ve İran düğümü ile dokunmaktadır.
HEREKE HALILARI
İran, Kafkas, Hint gibi muhtelif halıların tesiri altında kalmıştır. Hereke halılarında karışık bir stil mevcuttur. Türkiye de en yüksek kalitedeki halılardır. Hereke halılarının en önemli özelliklerinden birisi renklerdeki ahenk ve renklerin gözü okşayışıdır. Hereke halısının kalitesi 60 X 60’dır. Hereke halısında daha çok pastel renkler tercih edilmiştir. Son yılarda, herekede değişik tip olan kabartma halılar da dokunmaya başlanmıştır.
Hereke ipek halıları kuyumculuk dünyasında elmas ayarındadır. İpek halı dokumasında saf ipek ipliği kullanılır. Çiçek motifleri ve süslemeler, hereke halılarının ana karakteristiğidir. Hereke’de ana motifler erik ağacı çiçekleri karanfiller ve güllerdir.
kök boyası nedir:
04 Nisan 2009 Yazan admin
Kategori Dokumacılık
KOK BOYASI
Türkiye’de boya maddelerini ihtiva eden ve kumaşları, halıları vesaireyi boyamada kullanılan çok sayıda boya bitkileri vardır. Bu bitkilerin muhtelif kısımlarında çeşitli boya maddeleri bulunmaktadır. Mesela: bazılarının çiçeklerinde, yapraklarında, kabuklarında, odunlarında ve köklerinde bulunurlar ve kimya bakımından da oldukça ehemmiyetlidirler. Bu boya bitkileri irili ufaklı olmak üzere ;ot, ağaçcık, ağaç, bahçe ve bağ bitkileridir. Hatta bazen yosun ve likenlerin de boyama kudretleri vardır.
Yurdumuzda boya bitkileri pek eskiden beri çeşitli işlerde kullanılmışlardır. Mesela; eski halılarımız, kumaşlarımız, eski Türk mürekkepleri ve âharları, kâğıtları boyamak ve ebru yapmak için pek çok sayıda bunlardan boyalar yapılmıştır. Mesela: Çividî, sarı, açık sarı, limon sarısı, al, yeşil, çemen yeşili, mor, asumanî (havai maî), süt maî, narenci (turuncî, portakalî), kırmızı, açık kırmızı, koyu kırmızı, kahve rengi, koyu kahve, siyah ve saire…
Eski Türk sanatlarında bitki boyalarından başka madeni boyalar da yapılmıştır. Metal bileşiklerinden de istifade edilerek yine çok çeşitli renklerde boyalar elde edilmiştir. Meselâ: çeşitli renklerde mürekkepler: yeşil mürekkep, sarı, altın, lacivert, gül, fıstıkî, mavi, havai maî (asumanî) gibi, hatta gizli yazılar için gerek madeni ve gerekse bitkisel boyalardan da mürekkepler çok yapılmıştır.
Şimdi bu boyaları veren bitkiler hakkında yazımızda kafi derecede lazım gelen malumat birer birer verilmiştir. Yalnız yazımızda yazılan bitkilerden başka boya işlerine az elverişli olanlarını burada yazmadım.
Bu bitkilerden elde edilen boyalar kimyasal yapılarına göre sınıflara ayrılırlar.Şöyle ki:
1)-Kimyasal yapılarına göre sınıflara ayrılması
2)-Kimyasal reaksiyonlarına göre sınıflara ayrılması
3)-Güneş altında renklerinin değişmesi bakımından sınıflara ayrılması
Yurdumuzda eskidenberi bitki boyaları kullanılmaktadır.Yurdumuz vaktiyle bu bitkisel boya ları en çok ve en güzel elde eden ve ihraç eden bir memleketti. Suni alizarin boyası keşfedilmeden evvel memleketimizde pek bol miktarda yetişen boyacı kökü ile halılarımız boyanırdı ve bizim tabii alizarin boyamız 250 sene evvel dünya alizarin ihtiyacının üçte ikisini elde ederek ihraç ediyordu. Uzun zaman Türkiye’de elde edilen bitkisel boyaları dünyanın en iyi boyaları diye tanınmıştı. Yukarıda söylediğim gibi bir çok Türk milli sanatları mesela: Halıcılık, yazmacılık, mürekkepçilik, âharcılık, kâğıtçılık gibi vesair sanatlarda kullanılan boyaların hepsi bitkilerden yapılırdı.
Halen memleketimizde bitki boyalarını kullanan birkaç vilayetimiz de şunlardır: Kars, Erzurum, Sivas, Tokat, Kayseri, Konya, Ankara ve Isparta.
Temenni olunur ki yurdumuzda bulunan pek çok boya bitkilerinin iyice ıslah edilebilmesi için bir adım atılmalı ve bunlardan eskisi gibi istifade etmeğe çalışırsak memleket hesabına da çok hayırlı olur zannederim.
Armut ağacı: Memleketimizde çok yayılmış bir ağaçtır. Köylüler yapraklarından istifade ederek kahve renginde boya yapmak için kullanırlar.
Sarı gramil: (Bir nevi Havacıva) Kalaba, Bolu, Hüseyin Gazi dağ stebi, Etlik dağ stebi, Çubuk vadisi, Kayaş, Kavaklıdere, Ankara’nın taşlık ve kayalık yamaçlarında, Erciyes dağı, Toros-Mersin, Yunanistan, İran, ve Suriye’de bulunur. Memleketimizde bu bitkiye yanlış olarak Havlıcan denmektedir. Botanik bakımından asıl Havlıcan Alpinia officinarum (Galanga) denen bitkidir. Bu bitki Çin, Cava ve Hindistan’da bulunur. Memleketimize de buralardan gelmektedir. Bu kökün terkibinde Anchusin (veya Alkanin) denilen bir boya vardır. Bu boya muhtelif sabitleyicilerle değişik renkler verir:
|
Sabitleyiciler |
Renkler |
Sarı gramil bitkisinin köklerinin kabuklarıyla yapılan kırmızı boya güneş altında gittikçe koyulaşan mat bir hâl alır,
Asma: Memleketimizde pek çok çeşidi mevcut olup muhtelif yerlerde bol miktarda bulunur. Boyar maddesi Kersetin’dir. Şap ile sarı, demir sülfat ile koyu sarı elde edilir.
Ayva ağacı: Memleketimizde muhtelif yerlerde pek çok çeşidi mevcuttur. Ayva yaprağı, ceviz yaprağı, soğan kabuğu ve is ile Kahve, koyu kahve, kül rengi, sarıya çalan kahve rengi elde edilir. Ayva kabuğu ve çekirdekleri kaynatılarak lacivert renk elde edilir.
Bakam ağacı: Bu ağaç yerli değil yabancı memleket bitkilerindendir. Amerika ve Antil’lerde bulunur. Memleketimizde çok az olarak Adana ve Tokat’ta bulunur.
|
Sabitleyiciler |
Renkler |
Bakam ağacının boyar maddesi Hematoksilin’dir. (Hematoxyline) Bir de ülkemizde Kızıl ağaç olarak bilinen bakam ağacı çeşidi vardır. Kızıl ağaç, Şap ve Ak mazı kaynatılarak kırmızı boya elde edilir. Siyaha çalan kırmızı yapmak içinse Kızıl ağaç, Şap ve Kara mazı birlikte kaynatılır.
Boyacı Aspiri: Yalan safranı, yabani safran da denir. Memleketimizde doğu Akdeniz bölgesinde her çeşidi mevcuttur. Çiçeklerinde kırmızı boya vardır.
Boyacı Papatyası: Öküz gözü, sığır gözü, sarı papatya da denir. Bu papatyadan çeşitli sarı renkler elde edilir.
Cehrî: Sarı boya, Sarı tane, Boyacı dikeni de denir. Bütün Karadeniz bölgesinde ve Sivas, Yozgat, Niğde, Maraş, Kayseri çalılıklarında bol miktarda bulunabilir. Cehrî’den muhtelif sabitleyicilerle çeşitli sarı renkler elde edilir.
|
Sabitleyiciler |
Renkler |
Cehrî’nin boyar maddesi Rhamnetine’dir.
Ceviz ağacı: Memleketimizde her yerde bol miktarda bulunur. Cevizin yaprağından, kabuğundan ve özünden çeşitli kahve rengi boya elde edilebilir. Sabitleyiciye gerek olmaksızın her tür boyama yapılabilir. Boyar maddesi Juglon veya Nüsin’dir.
Çivit otu: Sıcak memleket bitkilerindendir. İndigo adı verilen mavi boya elde edilir.
Doğu Çınarı: Memleketimizde muhtelif yerlerde bol miktarda bulunabilir. Çınar kabuğundan kırmızı renk elde edilir. Sabitleyici olmadan da boyama yapılabilir.
Ebegümeci: memleketimizde muhtelif yerlerde bol miktarda bulunabilir. Yaprakları kaynatılarak yeşil renk elde edilebilir.
Haşhaş çiçeği: Yapraklarından eflatun renk elde edilebilir. Sabitleyici kullanmadan da boya yapılabilir.
Ihlamur ağacı: Ihlamur ağacı kabukları çam kabukları ve şap ile birlikte kaynatılırsa son derece dayanıklı bir kahverengi elde edilebilir. Eskiden balıkçı ağları bu boya ile boyanırdı.
Kadın tuzluğu: Diken üzümü de denir.Bu bitkinin terkibindeki boyar madde Berberin’dir. Gittikçe kararan sarı renk elde edilir.
Kökboya: Türkiyenin en önemli boya bitkilerinden biridir. Boyar maddesi Rubieritrin asididir. Şap veya Tanin ile çok güzel kırmızı renk elde edilir. Demir-2-sülfat ile esmer kırmızı, Krom şapı ile mavimtırak koyu kırmızı elde edilir. Bazı maddeler ile değişik renkler renkler elde edilebilir: Alkalilerle mavimtırak, asitlerle sarı, kurşun asetat ile esmerimtırak kırmızı gibi.
Mazı: Mazı peliti Türkiye’nin en önemli sabitleyicisidir. İki çeşit mazı vardır, ak mazı ve kara mazı. Mazı pelitlerinin deliksiz olanları daha makbuldur.
Meyan kökü: Bu bitki Türkiye’nin alçak yerlerinde pek çoktur. Şapla sarı boya yapılır.
Nevruz otu: Yabani keten, arslan ağzı da denir. Türkiye’de pek çok çeşidi vardır. Çiçekleri şap ve demir sülfat ile kaynatılarak kırmızı renk elde edilir.
Şeftali ağacı: Şeftali ağacı yaprakları bakır sülfat (göztaşı) ile kaynatılırsa kûfi yeşil elde edilir. Son derece dayanıklı bir boyadır.
Safran: Safranın boyar maddesi Safranin veya Crocine’dir. Sülfürik asit ile açık mavi Nitrik asit ile yeşil renk verir.
Yarpuz: Sapı ve yaprakları demir sülfat ile kaynatılırsa çok güzel parlak siyah bir renk elde edilir.
Yemen safranı: Türkiye’de pek çok yerde bulunabilir. Bu bitkinin terkibinde Luteoline denilen renkli bir madde vardır. Sabitleyici olarak Potasyum bikromat kullanılır.
Zerdeçal: Boyar maddesi Curcumin’dir. Değişik sabitleyiciler ile sarı dan kırmızıya kayan renkler elde edilebilir.
Kırmız böceği: Koşnil de denir. Boyar maddesi Acide Carminique’dir. Suda, alkolde ya da eterde eritilerek lâlî kırmızı elde edilebilir.
kaynak;alıntı
Dokumacılık Sanatı
20 Şubat 2009 Yazan admin
Kategori Dokumacılık
Türklerin geleneksel sanatı olan halı, sanat tarihimizde haklı olarak seçkin bir yere sahiptir. Türk halı sanatı, Türk tarihinin akışı içinde biçimlenmiştir. Halıya dokuma sanatı içinde karakterini veren düğümlü teknik, ilk kez Orta Asya�da Türklerin bulunduğu bölgelerde ortaya çıkmış, gelişimini Türklerle sürdürmüş ve tüm İslam dünyasına Türkler tarafından tanıtılmıştır.

Bu geleneksel sanatımızın varlığından, sağlam tekstil motifleri ve düğüm tekniği ile günümüzde de söz edebiliriz. Türk halısının bu teknik özellikleri, düzenli ve sürekli gelişmesinin en büyük dayanağı olmuştur. Düğümlü halıların çok uzun bir geçmişi vardır. Bu tekniğin bulunuşu, göçebe bir kavmin daha kalın ve ısıtıcı bir zemin bulmak arzusu gibi, pratik bir nedene dayanmaktadır.

Buluntular, düğümlü halının ilk kullanıldığı yerin Orta Asya olduğunu göstermektedir. Önemli olan,daha sonra büyük sanat değeri kazancak olan bu dokuma biçiminin, Türklerin bulunduğu bölgede ortaya çıkmış olmasıdır. Altayların eteğinde, Pazırık kurganlarının birinde bulunmuş olan halı, konunun uzmanlarını çelişik düşüncelere yöneltecek teknik ve dekoratif özelliklere sahiptir. Türk düğümü tekniği (Gördes düğümü) ile yapılmış olması, Türk halı sanatının geleneksel tekniğinin çok eski bir geçmişe dayandığını göstermektedir. Bugün için tek örnek olan bu halıyı, Hun Türklerine ait kabul etmek, hem bulunduğu yer hem de tarihlendirme bakımından -M.Ö. 3. ile 1. yüzyıl arası- uygun görülmektedir.

Bu halının bulunmasından önce bilinenen eski düğümlü örnekler ise, Doğu Türkistan�da ele geçmiş olan küçük parçalardır. Bu örnekler, M.S. 3. ile 6. yüzyıl arasına tarihlenirler. Tek argaç üzerine açık düğümleme tekniği ile yapılmış olan bu halı parçaları, yalın geometrik motifleri ve parlak renkleri ile dikkati çekerler.

Bu tarihlerden sonra, buluntu açısından yine uzun bir boıluk dönemi vardır. Ancak, 8. 9. ve 10. yüzyıllarda İslam kaynaklarında söz edilen halıların gerçek düğüm tekniğinde olduğu ispat edilemez. Mısır�da Eski Kahire�de (Fustat) bulunan bazı parçalar, Orta Asya�da bulunan halı örnekleri gibi, tek argaç üzerine düğümleme tekniği ile yapılmıştır. Yalnız, Abbasi dönemine ait kabul edilen bu parçaların Mısır�da mı yapıldığı, yoksa başka yerlerden mi ithal edildiği açıklığa kavuşmamıştır. Ancak, baklava biçimi desenleri ile Orta Asya örneklerine benzemektedirler. Bu, önemli bir durumdur. Çünkü 9. yüzyıl Abbasi sanatında, özellikle de Samarra kentinde, Türklerle gelen etkiler söz konusudur. Düğüm tekniğinin de İslam sanatına, bu yolla girmiş olduğu söylenebilir. 11. yüzyıldan itibaren Horasan�dan inerek ıran�a egemen olan Selçuklular, düğümlü halı tekniğini tüm Yakındoğu�ya tanıtmışlardır. Ne yazık ki, Selçukluların ıran�daki egemenlikleri döneminden günümüze hiçbir örnek gelmemiştir.

Elimizdeki gerçek Türk düğümlü halıların, ilk kez Anadolu Selçukluların başkenti Konya�da bulunmuş olması, çok önemli bir temellendirme olanağı sağlamaktadır. Anadolu�da Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar düzenli ve sürekli bir gelişme göstermiş, her gelişmede ise yeni yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişme zincirinin ilk büyük halkası ise Anadolu Selçuklu dönemi halıları olmuştur. Bu halıların Konya Alaeddin Camii�nde bulunmuş olan sekiz tanesi, bugün İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi�ndedir. Bundan başka Beyşehir Eşrefoğlu Camii�nde bulunan üç halının ikisi Konya Müzesi�nde, uzun zamandan beri kayıp olarak bilinen bir tanesi de ıngiltere�de keir Kolleksiyonu�ndadır. Ayrıca, Mısır�da (Fustat) bulunan 100�e yakın parça içinde yedi tanesi, Selçuklu halısı olarak belirlenmiştir. Bunlar bugün ısveç müzelerindedir. Türk halı sanatının ilk parlak dönemini tanıtan bu 18 halı, zeminde sonsuz biçimde sıralanan çeşitli geometrik ve stilize bitkisel motifler, olgun renkler ve belirleyici özellikleri olan iri kufî yazılı kenar şeritleriyle büyük bir yaratıcı gücü yansıtırlar. Kaynaklarda hayranlıkla söz edilmeleri ve dışarıya ihraçları da üstünlüklerinin bir başka kanıtıdır.
Türk halı sanatına 14. yüzyılın başından itibaren, stilize hayvan figürlerinin süsleyici motif olarak katıldığı görülür. ılk örneklerini daha 14. yüzyıl başında Avrupalı ressamların yapıtlarında gördüğümüz bu halıların orijinallerinin de bulunması, Türk halı sanatında ikinci bir dönemin başladığını göstermektedir. Bu halılarda, hayvan figürlerinin yanı sıra, Selçuklu halılarındaki bazı geometrik motifler, özellikle kufî yazılı kenar şeritleri kullanılmaya devam edilmiştir. Bu yolla birbirine bağlanarak gelişen halı tiplerinin ilk örneği verilmiştir. Hayvan figürlü halılar, Türk halı sanatının gelişme zincirinin ikinci halkasını oluştururlar. Bu zinciri 15. yüzyıla uzatan en önemli örnekler, Doğu Berlin�deki Ming Halısı, Stockholm�deki Marby Halıları ile İstanbul ve Konya�daki kuş figürlü halılardır.
15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Avrupa resimlerinde görülen hayvan figürlü halıların yerini, geometrik ve soyut bitkisel motifli örnekler almaya başlar. Hayvan figürleri kaybolur, örnekler kare ya da dikdörtgen bölümler içine yerleştirilen sekizgen ve baklava biçimlerini dolgular. �ılk dönem Osmanlı halıları� adı altında topladığımız bu örnekler, ilk kez ıtalyan ressamların tablolarında görülmesine rağmen, halı literatürüne yanlış bir biçimde Alman ressam Holbein�ın adıyla geçmişlerdir.
Holbein Halıları dört tipe ayrılmaktadır. Birinci tip, soyut bitkisel motiflerden oluşan baklavaların kaydırılmış eksenler üstüne alternatif olarak yerleştirilişini verir. Kenar şeridi olarak kullanılan örgülü kufî yazı da Selçuklu geleneğini sürdürmektedir. Aynı şemada olan ikinci tip ise geometrik motiflerin yerini tümüyle soyut bitkisel motiflerin almasıyla seçkinleşir. Holbein aslında bu halı tipini hiç resimlememiştir. Buna karışlık, Venedikli ressam Lorenzo Lotto tarafından resimlendiği için, son zamanlarda halı literatüründe Lotto Halıları olarak adlandırılırlar. Bu iki tip halının, daha sonraki Uşak halıları ile olan teknik ve motif benzerliklerinden dolayı, Uşak bölgesinde yapılmış oldukları kabul edilir. Üçüncü tipteki halılarda ise, eşit büyüklükte kare ve dikdörtgenlerin üst üste sıralandığı bir bölümlemeyle karışlaşırız. Bu nedenle üçüncü tipteki örnekler hayvan figürlü halıların kompozisyon düzenine bağlanırlar. Ortada yer alan sekizgenin içinde de yıldız ya da girift geometrik biçimler bulunmaktadır. Dördüncü tip halılar ise bir önceki tipin değişik bir çeşididir. Büyük bir sekizgenin çevresinde daha küçük sekizgenlerin gruplaşmasını vermektedir. Geometrik biçimler ve özellikle kufî yazıdan geliştirilmiş kenar şeritleri, Selçuklu geleneğini yaşatmaktadır. Üçüncü ve dördüncü tip halılar, Bergama bölgesinin ürünleridir. Daha sonra ortaya çıkacak olan Bergama halılarına geçişi sağlayan bu örneklerle gelişme zincirinin üçüncü halkası da tamamlanmıştır.
Türk halı sanatının klasik dönemi olarak kabul edilen 16. ve 17. yüzyılda yeni bir biçimler dünyasının kapıları açılmıştır. Selçuklu halılarının sağlam geometrik motifleriyle oluşan ilk parlak dönemin yerini, 16. yüzyılda madalyon motifi ve çeşitli zengin bitkisel kompozisyonların yer aldığı ikinci bir parlak dönem almıştır. Bu motifler, Türk halı sanatına yepyeni bir zenginlik kazandırmıştır. Dönemin halıları iki grupta toplanmaktadır. Birincisi, Uşak Halıları adını alan çok geniş bir gruptur. Bu halılarda madalyon motifi esas olmuş, madalyon biçimlerine göre �Madalyonlu� ve �Yıldızlı� Uşak halıları olmak üzere iki tip ortaya çıkmıştır. Bu halılarda madalyonlar zemin üstünde, tüm Türk halılarına temel olan sonsuzluk ilkesine göre yer alırlar. Bu gruba giren halılar varlıklarını, çeşitlenerek 18. yüzyıl sonuna kadar sürdürmüşlerdir. Özellikle 16. yüzyıl ıtalyan, 17. yüzyıl Flaman ve Hollanda ressamlarının tablolarında görülürler.
Bu halılarda büyük bir motif zenginliği karışmıza çıkar. Özellikle sembolik bir kudret motifi olan kaplan ve panter postunun yanında, üç benek ve bulut motifleri de bu zenginliği yaratan formlardır. Ayrıca, iki yaprak arasında kalan renkli zeminin kuşa benzemesi nedeniyle �Kuşlu halı� olarak adlandırılan örnekler ve bazı çiçekli halıların tümü, Uşak halıları olarak genel bir ad altında toplanırlar. Bu örnekler de Türk halı sanatının gelişme zincirinde dördüncü halkayı oluşturur.
16. yüzyılda klasik Osmanlı halıları adı altında toplanan ikinci grubu ise, Saray Halıları oluşturur. Bu, Türk halı sanatında yeni bir tekniğin ve tümüyle natüralist çiçek motiflerinin görüldüğü bir gruptur. Öteki Türk halılarından farklı olarak, Osmanlı saray halılarında ıran düğümü (Sine düğümü) kullanılmıştır. Bunun nedeni de zengin bitkisel motiflerin, hançer biçimli kıvrık yaprakların, lale, sümbül, karanfil, bahar dalı gibi çiçeklerin bu teknikle daha kolay olarak işlenebilmesidir. Bu halıların yapıldığı ilk yer olarak, 1517�den sonra Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmış olan Kahire kabul edilir. Bu halılar İstanbul sarayından gönderilen desenlere göre, Mısır�da bulunan, ipeğe benzer ince bir yünle yapılmıştır. Ama 1585 tarihli bir fermanda belirtildiği gibi, Sultan IŞI. Murad 11 halı ustasını yeterli yün malzeme ile birlikte Mısır�dan İstanbul�a getirtmiştir. Bu ustalar, İstanbul�da saraya bağlı bir atölyede, ya da o dönemde ipek kumaşları ile ünlü Bursa�da çalışmış olmalıdırlar. Çünkü bu tarihten sonra halıların malzemesinde bir değişiklik olmuş, argaç ve arışlarda ipek kullanılmaya başlanmıştır.
Osmanlı saray halılarında sonsuza değin uzanan zemin deseni esastır. Madalyon motifi ise bu zemin üzerinde ikinci derecede önemlidir. Bu dönemde halılar, Osmanlı saray üslubunu oluşturan saray nakkaşlarının çizdikleri desenlere göre yapılmıştır. Bu örnekler, dönemin kumaş, kilim, çini, tezhip ürünlerinde görülen üslup birliğinin halı sanatındaki temsilcileridir. Bu halılar, 18. yüzyıla kadar tutarlı bir üslupla yapılmışlar, ama daha sonra inceliklerini yitirmelerine rağmen natüralist görünüşlerini koruyacak biçimde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Temelde geleneğe bağlı olan bu halılar da Türk halı sanatının gelişme zincirine beşinci halka olarak katılmıştır. Türk halı sanatı, 18. yüzyılda başlayan gerilemeye, köklü bir geleneğe bağlanan sağlam teknik ve zengin motiflerle bir süre karış koymuş, gelişimini halk sanatının yalın ama sevimli üslubu içinde 19. yüzyılda da sürdürmüştür.
1844�te Sultan Abdülmecid tarafından kurulan Hereke�deki kumaş tezgahlarına, 1891�de Sultan II.Abdülhamid zamanında 100 kadar halı tezgahı da eklenerek, Osmanlı saray üslubundaki halıların yeniden yapılabilmesi için bir atılımda bulunulmuştur. Bugün, Sümerbank�a geçmiş olan bu tesislerde hala çok kaliteli halılar yapılmaktadır. Bunun dışında, bugün bütün Anadolu�da, özellikle de Kayseri, Sivas, Konya, Kırşehir ve civarı, başta Isparta olmak üzere Batı Anadolu�daki eski halı merkezlerinde (Uşak, Bergama, Kula, Gördes, Milas, Çanakkale) ve Doğu Anadolu�da bu geleneksel sanatımızın yaşatılması yolunda çalışmalar yapılmaktadır.
Biraz da Türk halı sanatı içinde önemli bir yeri olan seccadelerden söz edelim. Bu önem, büyük ölçüde, seccadelerin namazlık olarak kullanılmalarından gelmektedir. Seccadelerin en erken örnekleri 15. yüzyılı kadar inmektedir. Saf seccade adı ile tanınan ve camilerdeki mihrap nişi motifinin yan yana sıralanması ile oluşan örnekler, 16. yüzyılda da yapılmıştır. Saf seccadelerin önemi, camilerde sıra (saf) halinde namaz kılmaya çok uygun olmalarından gelmektedir. Bu tipin en görkemli örnekleri, 16. yüzyıl Uşak Seccadeleri�dir. Bu seccadelerde mihrap nişi daha kıvrımlı hatlar kazanmış, nişin tepesine bir kandil motifi konulmuş, ayakların basacağı yerler belirtilmiştir. Gerek mihrap nişi köşelerinde gereksekenar şeritlerinde saray seccadelerinden gelen lale, sümbül, karafil gibi bitkisel motifler ve çiçek açmış bahar dalları yer almaktadır. Bu üsluptaki seccadeler 17. yüzyıl ortalarına kadar yapılmıştır. Uşak seccadelerinin bir türü de Transilvanya tipi olarak adlandırılan örneklerdir. Çoğu Transilvanya bölgesinde bulunduğu için bu adla anılırlar. Bu seccadelerin en dikkati çekici özelliği ise kenar şeritlerinde kartuş dediğimiz motifin bulunmasıdır.
Türk seccadeleri içinde en karakteristik örnekler, 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında en zengin grubu, Türk düğümüne adını veren Gördes Seccadeleri oluşturur. Kırmızı ve mavi renklerin egemen olduğu mihrap nişinde, kandil motifi yerine kimi zaman ibrik ya da çiçek demeti de kullanılmıştır. Kıvrımlı mihrap nişi, iki yanda sütunçelerle taşınmaktadır. Mihrap nişi dolgularında ve köşegenlerde yer alan çiçek açmış bahar dalları ile stilize çiçekler, Osmanlı saray halılarının etkisini yaşatmaktadır.
17. yüzyıldan itibaren karışmıza çıkan Kula Seccadeleri, Gördes seccadelerine benzemekle birlikte mihrap nişleri daha yalın, renk tonları ise daha açıktır. Kula seccadelerinin en önemli özelliği, kenarlarında yer alan birkaç sıralı şeritlerdir. Kula seccadelerinde mihrap nişi yalın olan örneklerin yanı sıra, niş zemininde belirli bir düzene göre işlenmiş stilize çiçeklerin yer aldığı örnekler de vardır. Kimi örneklerde ise mihrap nişinin ortasında yer alan ve ters duran bir vazo motifinden çıkan stilize çiçeklerle ince uzun mihrap nişi tümüşle doldurulmuştur.
Mihrap kemerinin kademeli olduğu Ladik Seccadeleri�nde, mihrap nişinin içi sütunçelerle iki ya da üç bölüme ayrılmıştır. Bir başka özellikleri de mihrap nişinin bazen altında, bazen de üstündeki sivri dilimli bölemlerden çıkan stilize lale formlarıdır. Ladik seccadelerinde, İslamın temizliği ile ilgili ibrik, tarak gibi motifler de bulunur. Parlak kırmızı ve mavi renkler, en önemli özellikleridir. Çoğu örneklerde ise, Osmanlı saray halılarında görülen lale, sümbül, karanfil motiflerinden oluşan ve �Ladik bordürü� adını alan karakteristik bir bordür deseni bulunmaktadır.
Milas Seccadeleri ise, daha çok sarı, kahverengi, turuncu ve mavi renklere sahiptir. Milas seccadeleri arasında mihrap içi, stilize bir hayat ağacı motifi ile dolgulanmış örnekler de vardır. Bir başka tür, parlak renkleri ve geometrik motifleriyle seçkinleşen Bergama Seccadeleri�dir. En önemli özellikleri ise, mihrap nişinde alttan ya da üstten girinti yapan bir formun bulunmasıdır. Konya yöresi seccadeleri ise çeşitli formları ile büyük bir zenginlik gösterir. Genellikle geometrik desenleri vardır. Hayvan postu üzerinde de namaz kılınabildiği için, post motifi Konya yöresi seccadelerine girmiş ve daha çok da �Benekli postlar� kullanılmıştır.
not
kaynak ;internet içeriklidir.
——————————————————————-
Denzili’de Dokumacılık;
Denizli’de dokumacılığın kökeni, Antik dönemlere dayanır. Bu temel uğraş, Çürüksu ve Büyük Menderes vadilerinin, Türkler tarafından iskan edilmesinden sonra da gelişerek devam etmiştir. Dokumacılığı, genellikle kadınlar yapmaktaydı. Çürüksu ovasında yetiştirilen kaliteli pamuklar, iplik haline getirilir; ceviz yaprağı, soğan kabuğu, palamut, sumak, mazı, birçok ot ve köklerden elde edilen boyalarla renklendirilmekte, yörede beslenen uzun ve ince tüylü bir koyun cinsinden elde edilen yünlerden de zarif yünlü kumaşlar dokunurdu. Her iki türdeki iplik elyafının iyi nitelikli oluşu ve kuvvetlice eğrilmesi, kumaşın kaliteli ve uzun süre dayanmasını sağlıyordu.
Bu kumaşlar yapıldıkları kentin adı ile anılır, yurtiçi ve yurtdışı pazarlara da
ihraç edilirdi. İbni Batuta’ya göre burada eşi benzeri olmayan altın işlemeli pamuklu elbiseler dokunurdu. Osman Gazi’nin kişisel eşyaları arasından, Denizli tülbentleri, saray kadınları için iç çamaşırlık ince beyaz bezler, bayraklık kırmızı kumaşlar, şalvar çıkmıştır.İshak Fakih, XlV.yy.ın ikinci yarısında Osmanlı Sultanı l. Murat’a ve Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızının Yıldırım Beyazıt ile evlenmesi nedeniyle, Denizli’den alemli ak bezler alındığını söylemektedir. XVll.yy.da Denizli’yi ziyaret eden Evliya Çelebi’de, Akdağ’ın beyaz pamuk bezinin, Acem ve Musul bezinden daha ince olduğunu yazmaktadır. Bu ifadesine göre, kumaşların o dönemde dünyada üretilen kumaşlarla yarışacak düzeyde olduğu anlaşılıyor. XlX. yy.ın başlarına değin Denizli’de dokumacılık gerçek bir sanat niteliği taşımaktaydı. Bu dönemde bölgedeki bez gereksinimini, tamamıyla yöredeki üreticiler karşılıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun açık pazar durumuna gelmesinden önce Denizli’de yetiştirilen pamuk, geleneksel yöntemlerle işlenirdi. Dokuma için gerekli iplik bu yolla sağlanırdı.Daha sonra çoğu İngiliz kaynaklı iplik ve pamuklu dokumaların ithali, pamuk üretimini ve el dokumacılığını olumsuz etkiledi. Yerli kumaşlar ithal malların rekabeti ile karşı karşıya kaldılar. Denizli’ye ilk yabancı dokuma 1872′de girdi. Japon ürünlerinin yerli ürünle rekabeti 1920 lerin sonlarına değin sürdü.
1914′ten önce Denizli dokumaları renk ve desenleriyle üstün nitelikte ürünlerdi. Her bölgenin ünlü dokumaları olduğu gibi, kimi ustaların kendi adlarıyla bilinen ürünleri de bulunuyordu. 1. Dünya Savaşı’nda askere giden ustaların yerleri boş kalmış, dokumacılık yer yer durgunlaşmıştır. Yumağını bitirmeden askere giden ustaların yumakları, yıllarca asılı kalmış, bu işi devam ettirecek usta bulunamamış ve kimi yerlerde dokumacılığı kadınlar sürdürmüştür. Savaş sonunda sağ kalabilen ustalar geri dönerek bu sanatı canlandırmışlarsa da eski niteliğine ulaşamamıştır.
El dokumacılığı bu dönemde yaygın biçimde evlerde ve atölyelerde yapılmaktaydı. 1927′de dokuma tezgahı olmayan ev yok gibiydi, ayrıca 423 dokuma atölyesi vardı.
Denizli merkezi dışında, Buldan, Sarayköy, Babadağ, Tavas, Kızılcabölük ve Kale’de köklü, gelişmiş bir dokumacılık bulunmaktadır. Özellikle Babadağ, Kadıköy dokumalarıyla, Buldan ise beziyle Anadolu’da ün salmıştır. Dokumacılığın büyük çoğunluğunu yatak çarşafları ve alacalar oluşturur. Basmacılık ve kuşakçılık en gelişmiş tekstil dallarından biriydi. Ayrıca kimi köylerde yünden “Kılçar” denilen şalvarlık dokunurdu.
Serinhisar’da yünden menevrek, kılçar, çakşırlık, kara kuzu yönünden şalvarlıklar dokunurdu. Bekilli ve Çal’ın Ortaköy köyünde ak bez ve alaca bezler imal edilmiştir. Bürgü, bohça, perde, yastık kılıfı işlemeleri Buldan ve diğer bazı köylerde üretilmiştir. Güney ilçesi Eziler ile Çal’ın Süller kasabasında halı ve kilim dokumacılığı gelişmiştir. Halı, kilim, heybe, torba, çul, çuval, seccade gibi kaba dokuma sanayi ürünlerinin tarihi de çok eskilere dayanmaktadır. Halıcılık, Yatağan, Bozkurt, Çal ve ilçelerinde gelişmiş bir sanattır. Süller kasabası da kilimleri ile ünlüdür.
Acıpayam’ın Yeşilyuva kasabasında 1960 dan önceki yıllarda yolluk, kilim, heybe ve torba dokuyan basit tezgahlar bulunmaktadır. Bu ilkel tezgahlarla kasabanın ihtiyacı karşılanırdı. Bu dokumalardaki ipler evlerde eğrilir ve boyanırdı. Bugün kasaba yün ip boyama ustaları vardır ve eski yöntemle ipleri boyamaktadırlar. Kadınlar da kilim ve yolluk dokumaktadırlar.
kaynak;/www.denizli.gov.tr
——————————————————————
-KİLİMCİLİK
Kilim, havsız1, atkı yüzlü ve çeşitli motiflerle dokunan bir tür döşeme yaygısıdır. Cicim, sumak ve zili kilimle genellikle karıştırılan diğer yaygı türleridir. Bu saydıklarımızın dokuma teknikleri kilimin dokuma tekniğinden farklıdır. Kilim ile aralarındaki en büyük fark ise cicim, sumak ve zilinin her iki yüzünün aynı olmamasıdır. Halı, cicim, zili, sumak türü dokumalar kirkitli2 dokumalardır. Bununla birlikte bazı yörelerimizdeki kilim dokumalarında da kirkit kullanıldığı görülmektedir.
Kilim göçebe kavimlerin kullandığı dokumaların başlıcasıdır. Kilimin halıdan ayrılan özelliği, deseninin ve yüzeyinin halıdaki gibi çözgülerin üstüne tek tek atılan ilmiklerden ibaret olmayışıdır. Kilim, çözgü aralarında sürekli gidip gelen renkli atkı yumaklarıyla ya da mekiklerle dokunur. 3 Kilimin yüzeyi bu sayede ince ve düz görünümünü kazanır; arka ve ön yüzü arasında fark olmaz. Dokuma tekniğinden dolayı kilim desenleri geometriktir. Bu desenler doğadan var olan şekillerin dokumacı tarafından yorumlanarak kilime uyarlanması ile meydana gelirler. Bu yorumlama ve kişiselleştirme sürecine “stilize etmek” de denir. Dokumacı açısından bir tür “kendini ifade etme aracı” olarak ele alabileceğimiz bu motifler zaman içinde anlatımcı niteliklerinden uzaklaşarak belli yörelerle özdeşleşmişlerdir.
Kilimin ana maddesi yün, pamuk, keçi kılı veya ipektir. Atkısı ve çözgüsü yünden olmakla birlikte atkısı yün veya çözgüsü pamuk ipliğinden yapılabilir. Kilimin desenleri arasında gidip gelen çeşitli renklerdeki atkılar diğer desenin sınırına ulaştıklarından kendi sınırındaki en son çözgü ipine dolanır. Bu aşamada atkı, dokumacının mekiği ile geri döndürülür ve bu nedenle diğer renk atkısı ile kendisi arasında dikey çizgilerden oluşan yarıklar meydana gelir. Dokuma tekniğinden kaynaklanan bu küçük yarıkların açık bırakılması veya değişik yöntemler kullanılarak kapatılmalarıyla farklı kilim çeşitleri ortaya çıkar. Bununla birlikte yarıkların boyutları 1 cm.yi aşmamalıdır; aksi halde kilim kullanışlı olmaz ve dönüş yerlerini doldurmak zorlaşır. Bir başka dokuma şeklinde ise her iki renk çözgüsünün birleştiği çizgide her renk atkı diğer rengin çözgüsüne geçer ve geri dönerse yarık oluşmaz. Bu dokuma tekniğinde iki renk arasındaki dikey çizgi bir tür fermuar geçişini andırır. Anadolu’da en çok uygulanan kilim dokuma tekniğidir. Bir diğer kilim dokuma tekniğinde ise her renkteki atkılar her sırada birbiriyle kenetlenir.
Bu işlem bir sonraki gidiş-gelişte de yinelenir. Zahmetli olan bu teknik kilimcilikte fazla kullanılmaz. Kilim dokuma tekniklerine son bir örnek olarak kirkitle atkıların yer yer sıkı, yer yer de gevşek bırakılmasına dayanır. Bu yöntemle kilimde eğri ve yatay kıvrımlar elde edilir. Atkıların çözgü aralarında yer yer gevşek bırakılması kilime farklı bir görünüm kazandırır. Bütün bu teknikler aynı kilimde bir arada olabildiği gibi tek bir teknik tek bir kilimde de kullanılabilir.
KİLİM TEZGAHI
Kilim tezgahları genel anlamda halı tezgahlarına benzerler. Bununla birlikte Güneydoğu illerimizde üretilen kilimler daha farklı tezgahlarda dokunurlar; bu tezgahlar alaca tezgahlarına da benzerler. Eni 150 cm., boyu 75 cm. ve derinliği de 100 cm. olan çukurlara kurulurlar. Bu tezgahlarda bulunan parçalardan bazıları yöresel isimleriyle şöyledir: Kütük, selmin, maber, halaka, ense kazığı, direzin, kücü, tarak, mekik, mitit, defe, akıldak, mıhlı vb. Alaca tezgahının kilim tezgahından farkı, kilim tezgahında dokunan bezin sertliğini ayarlayan bir taş bulunmasıdır. Bu tür bir parçanın bulunduğu tezgahlara “çekmeli tezgah” adı verilir. Bez ve benzeri kumaşlar bu tür tezgahlarda dokunur. Bu konuya başka bir yazımızda daha detaylı biçimde değineceğiz.
Kilimlerde kullanılan renkler, motifler ve teknikler kilimin ait olduğu ve dokunduğu yörenin geleneklerini, tarihini, kültürünü yansıtır. Genel anlamda kilimde bulunan her öğe yörenin folklorundan doğrudan etkilenir. Dolayısıyla her yörenin motif ve rengi birbirinden az veya çok farklılık gösterir ve kilimler çoğunlukla dokundukları yerin ismini taşırlar; Siirt kilimi, Isparta kilimi, Yozgat kilimi, Uşak kilimi vb. Anadolu kilimlerinde yeşil, turuncu, mavi, lacivert ve kırmızı en çok gözlemlediğimiz renklerdir. Açık renk zemin üzerinde göz alıcı özellikteki bu renkler halkımız tarafından ziyadesiyle tercih edilmektedir.
Orta Asya’da sürdürülen araştırmalarda, göçebe halde yaşayan Türklerin çeşitli kilim teknikleriyle oluşturdukları dokuma parçaları bulunmuştur. Bu bulgular Türklerin yaşamında kilimin çok eskilere dayanan bir geçmişinin olduğuna işaret etmektedir. Kilim dokumacılığının Anadolu Selçuklu döneminde de gelişmiş olduğunu görüyoruz. Ne var ki yünlü açkıların saklanması ve korunması çok zor olduğundan bu konuda yeterince eski somut bulgulara nadiren rastlanmaktadır. Bilinen en eski Anadolu kilim bulguları 16. yy.a aittir. Anadolu’da yaşamış olan diğer toplulukların dokuma tekniklerine Türkler kendi renk ve motiflerini de katarak geniş bir yelpaze içinde çeşitli ve değerli kilim örnekleri bırakmışlardır. 16. yy. kilim örneklerindeki desen ve renkler çini, dokuma ve halılardaki renk ve motiflerle benzerlik göstermektedirler. Kilim dokumacılığının Anadolu’nun hemen hemen her yöresine yayılmış olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Kilimde çokça kullanılan kök boyanın yanı sıra 18. yy.dan itibaren sentetik boyalar da kullanılagelmiştir.
Toplumumuzda Isparta ve Siirt kilimleri akıllarda öncelikli yer etmiş kilimler olmakla birlikte bu meslek özellikle Niğde, Manisa, Bergama, Konya, Gaziantep, Malatya ve Afyon yörelerimizde de gelişmiştir. Günümüzde ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kilim tezgahı kurulmasına yönelik kullandırdığı kredilerin yanı sıra kilim öğreti kurslarının, günümüz kilimciliğinin yaşamasına önemli katkısı olduğu söylenebilir. Bu teşvikler ile birlikte kilimin yapı ve kullanım alanı itibariyle güncelliğini koruması ve gerek turistik, gerekse yurt içi talebin tükenmemesi kilimciliği günümüzün teknoloji yoğun üretim biçimleri karşısında yaşatan unsurlardır. Bu açıklamalardan sonra Antalya ilimizin Gazipaşa ilçe belediyesinde arşiv memuru olarak çalışan ve kilim dokumasında usta bir isim olan Hatice Yılmaz ile yaptığımız söyleşiye geçebiliriz.
Sayın Hatice Yılmaz, kilim nedir ve nasıl dokunur, anlatır mısınız?
Gerçek yün kilimler yılda bir kırkım yapılan koyun yününden dokunur. Kırkım yapılan yünler yıkanır, kurutulur. Elle veya yay yardımıyla elyaf haline getirilir.
Hemen soralım, yay nedir?
Yay, hallaçların kullandığı bir alettir. İlat, çirgi ve kiriş denilen üç parçadan oluşur. Kiriş, sağlam ipe benzer ve deriden yapılır.
Bu yünleri nasıl eğiriyorsunuz ve nasıl boyayıp dokumaya hazır hale getiriyorsunuz?
Renkler hususunda, nar kabuğundan saman sarısı rengi, ceviz kabuğundan koyu kahverengi, şimdi adını hatırlayamadığım çalıya benzeyen bir bitki kökünden de kırmızı boya elde ediyoruz. Yeşil rengi ise ceviz yaprağı ve koyun yünü kirinin karışımından elde ederiz. Yün boyarken tuz katmamızın nedeni boyanın uzun ömürlü olması içindir. Yün elyafını kirmanla ya da çıkrıkta bükerek ip haline getiririz. Kelepler haline getirilmiş bu ipler kök boya hazırlanmış kazanlarda boyanır. Fazla boyanın gitmesi için iyice yıkanır ve kurumaya bırakılır. Kuruyan keleplerden çift taraflı kilim dokuyacaksak küçük melikler tek taraflı dokuyacaksak da küçük melikler hazırlanır. Melik dediğimiz nesne uzunluğu yirmi santimetre kadar olan yün yumaklarıdır. Bu melikler kilim dokunurken çözgü arasından geçirilerek kilim dokumasında atkı görevini yaparlar. Kilimin çözgüsünün hazırlanışı da uzun bir uğraşıdır.
Kilim tezgahını biraz tarif eder misiniz?
Kilimlerimizi halı tezgahına benzeyen tezgahlarda dokuruz. Çulhacılık kilimlerinin atkıları ve çözgüleri tek kat ip bükümlerinden olur. Dokuma tezgahlarının çalışması buna imkan verir.Bu durumdan dolayı dokunan kilimler de ince düşer. Gaziantep yöresi kilimleri bu tür kilimlere örnektir. Bizim atkımız da çözgümüz de çift kat bükülmüş iplerden oluşur. Dokuduğumuz kilimlerimiz atkısız halılara benzer.Yukarıda da belirttiğim gibi bizim tezgahlar halı tezgahına benzer.
Siz kilim dokumayı nerede ve kimden öğrendiniz?
Bizim aile 200 yıla yakın bir süreden beri kilim dokurmuş. Ben de ilkokula giderken öğrenmiştim. Anneme yardım ederdim. Evlendikten sonra da kilim dokumayı bırakmayıp devam ettim.
Kilimlerinizde kullandığınız motifleri kaynakları nelerdir?
Ziyadesiyle geleneksel desenlerimizden yararlanıyoruz ya da daha önce dokunan kilimlerden esinlenerek yeni desenler üretiyoruz. Aslında kilimde bulunan her bir motif, o yöre halkının geleneklerinden, yaşantısından, kısaca folklorundan bir parça yansıtır. Bizim kilimlerimizde de kullandığımız motifler için de aynı şey elbette geçerlidir. Deve gözü, keklik ayağı, kaplumbağa, kelebek, yarasa veya tavşanlı, Gazipaşa’da kullanılan ve benim şu an aklıma gelen başlıca motif çeşitlerimizdendir. Her bir motifin taşıdığı ayrı bir anlam vardır.
Bir kilimi ne kadar zamanda dokursunuz?
Ortalama 3 m.*1.5 m. ölçülerinde olan bir kilim yaklaşık 6 ayda dokunur. Yukarıda kısaca değindiğimiz kilim dokuma serüveni ise neredeyse bir yıl alır. Ne kadar emek isteyen ve zahmetli bir iş olsa da iyi saklanıp korunduğu takdirde kilim yüzyıllarca saklanabilir. Benim anlattığım gibi dokunursa bunun maddi değeri parayla ölçülemez. Kök boya ile yapılan bir kilim daha uzun bir zamanda meydana gelir; bu şekilde dokunması ise daha zahmetli bir iştir. Mevsimine göre 6 ile 12 ay sürebilir.
Kilimleri dokurken tekniğine, motiflerine siz mi karar verirsiniz?
Sipariş üzerine dokunmadığı sürece, desenine ve dokuma tekniğine biz karar veririz. Kilimler çift ve tek taraflı olmak üzere ikiye ayrılır. Çift yüzlü kilimlerde aradan çift kat atkı geçmez. Tek taraflı kilimlerin arasına dokurken çift katlı ip geçirilir. Bu işlem kilimin çözgüsü bitene kadar sürer gider. Antalya Gazipaşa’da tek yüzlü kilimlerde, deve gözü, eyer kaşı, top eyer kaşı, cınnah ve pıtrak gibi motifler kullanılmıştır. Çift yüzlü kilim motifleri de farklıdır ve yöreye göre değişir ya da dokuyan kişinin ait olduğu kültüre göre değişir. Bu kilimlerde genellikle kuş motiflerini işledikleriniz söylersem yanlış olmaz. Keklik ayağı, kaz ayağı, yarasa, kaplumbağa, yılan, ceylan ve çeşitli sürüngenler kilim nakışına isimlerini vermiş diğer unsurlardır. Tabiatta bulunan nesnelerin yanı sıra, insan yapısı çeşitli eşyaların da stilize edilerek başka motiflerin yaratıldığı görülmektedir.
Sayın Hatice Yılmaz şimdi can alıcı soruyu soruyorum.
Dokuduğunuz kilimlere pazar buluyor muydunuz?
Yapılanları satmamız lazım elbette. Bu zahmetli ve yorucu işin bir karşılığı olmalı. Üç çocuk okutuyoruz, kocam öğretmen, bense belediyede arşiv memuruyum. Kilim pazarlama işini beceremedim ve kilim dokumayı bıraktım. Daha önce dokuduklarımı da kıyıp satamıyorum. Torunlarıma kalsın istiyorum. Pek çok iş kolunda olduğu gibi bunu yalnızca bir hobi olarak, ekonomik bir fayda getirmeden sürdürmek zaman içinde anlamını kaybediyor.
Bu yörede hala kilim dokuyan var mı?
20 yıl önce bu dağlarda yani Toroslar’da, Yörüklerin neredeyse tamamı kilim dokumayı bilirdi. Şimdi ise kimse bu işle uğraşmıyor. Ben kilim dokumayı neden ve nasıl bıraktıysam onların nedenleri de benimkiyle aynı olsa gerek.
Sayın Hatice Yılmaz, bizimle kilim serüveninizi paylaştığınız ve zaman ayırdığınız çok teşekkür ederiz.
kaynak ve resim;M. Ali DİYARBAKIRLIOĞLU
Ressam
———————————————————————————————
DOKUMACILIK
İnsanoğlunun varolduğu tarihten günümüze kadar uygarlık el sanatlarıyla içiçe yaşamıştır, yaşamaktadır. İnsanlar gittikleri, egemen oldukları bölgelerde kendine özgü sanatlarını, bu sanata ilişkin kültürlerine de beraberlerinde götürmüşlerdir.
Türkler de tarihin her devresinde, dünya uygarlığına değerli sanat eserleri armağan etmiş bir ulustur. Türk kültürünün en büyük özelliği binlerce yıl boyunca Orta Asya’dan, Orta Avrupa’ya uzanan geniş bir bölgede etkili olması ve bu bölge kültürlerinden etkilenmesidir. Gerek önceki yerleşimlerinde, gerekse Anadolu’da kurdukları medeniyetler dolayısıyla büyük bir kültür birikimlerinin olması, onu gittikleri yere götürmeleri, Anadolu’nun sanat, kültür merkezi olarak tanınmasında önemli etken olmuştur. Yine Anadolu’nun sanat hazineleri ile dolu olması, Asya’yı, Avrupa’ya bağlayan bir köprü özelliğindeki coğrafi konumu da önem arz etmektedir.
Anadolu’ya gelişte konar-göçer özellikler taşıyan Türkler’in hayvancılık ve tarımla uğraştıkları bilinmektedir. Günümüzde çeşitli nedenlerden dolayı azalan hayvancılık, tarımda uygulanan sınırlı ekimler (kendir, kenevir gibi), yaşanan hızlı göç olgusu, değişen yaşam şartları, hızlı nüfus artışı, üreticilerin yeterince desteklenmemesi, sentetik ürünlerin ortaya çıkması gibi nedenlerden dolayı geleneksel sanatlarımızda hızlı bir kayıp gözlenmektedir.
Ahlat halk sanatları da, bu hızlı değişim sürecinden olumsuz etkilenmiş yörelerimizdendir. Geçmişten günümüze ulaşabilen halk sanatları, toplumun yapısına göre oluşmuş, yerel özellikler gösteren, etnografik değer kazanmış; çoğu sanatsal boyutta ve işlevsel olan, halk tarafından üretilen, kullanılan, alınıp satılan, üretimi bugün gelir getirebilen, kültürel özellik taşıyan ürünlerdir.
Dokuma; eğirme veya başka yollarla iplik haline getirilerek veya elyafı birbirine değişik metotlarla tutturularak bir bütün meydana getirme yoluyla elde edilen her cins kumaş, örgü, döşemelik, halı, kilim, zili, cicim, keçe, kolan vb.dir.
Geleneksel halk sanatlarımızdan dokumaların hammaddeleri yün, tiftik, pamuk, kıl ve ipekten sağlanmaktadır. Dokumacılık, yapım teknikleri, kullanılan araçlara göre; mekikli, kirkitli, mekiksiz olarak üç grupta incelenebilir.
Mekikli dokumalar gücüler yardımıyla gruplar halindeki çözgüler arasında oluşturulan aralıktan, atkı ipinin mekikle geçirilmesi sonucunda elde edilen düz yüzeyli dokumalardır.
Ahlat’ta eskiden yünden, günümüzde yün, orlon, söküntü iplerden yapılan dokumalar, genellikle namazlık, mafraş ve yolluklar, mekikli dokumalardır.
Namazlık : Haziran sonunda, ilkbahar kırkımından elde edilen yünler, çeşmede soğuk suyla yıkanıp, güneşte kurutulmaktadır. Kuruyan yünler, elde didilerek demir dişli tarakla taranmakta; filte yapılıp, teşi ile eğrilmektedir. Eğrilen ipler iki kat bükülerek tezgaha uzatılmaktadır.
Namazlık ipleri, sipariş veren tarafından eğrilip getirilmektedir. Bir namazlık için 70 çift/çüt beyaz, 40 çift/çüt siyah ip uzatılmaktadır. Dokumanın başlangıç yeri genellikle koyu renkte birkaç sıradır. 100-150 adet çift gücülü, 3 ayakçalı/ayahçalı olan tezgahta masuralara sarılan renkli ip mekiği takılarak, pedalların sırasıyla basılıp kaldırılmasıyla dokuma yapılmaktadır.
Yörede, genellikle çeyiz için dokutulan namazlık, 1 kg, yünden dokunmakta ve iki renk olması tercih edilmektedir. Hazır alının paket boyalarla istenilen renklerde ipler, dokuyucu tarafından boyanmaktadır. Renkler ayrı kazanlarda kaynatılıp, ipler kuru olarak çile halinde boyaya atılmaktadır. Yaklaşık 20 dakika kaynadıktan sonra ateşten alınıp, bir gece boya içinde bekletilmektedir. Ertesi gün soğuk su ile durulanıp, güneşte kurutulan ipler dokumaya hazır hale gelmektedir. Boyama esnasında boyanın akmaması, sabitleşmesi amacıyla içine yaklaşık bir yemek kaşığı şap/şeb ve tuz atılmaktadır.
Çok eskiden beri dokunan ve kullanımı devam eden namazlıklarda, hâlâ aynı motifler kullanılmaktadır. Mihrap kısmına minare, yüzeyde yer alan renkli çubuklara cığız, yanlardaki koyu renk çubuklara nişan denilmektedir. Yüzeyi tamamen desenli olanlar “Karyağdılı”, “yerli” gibi isimler almaktadır.
Eni dar olan dokuma, ortadan dikilerek bütün hale getirilmektedir. Eskiden karışla belirlenen, günümüzde metreyle ölçülen namazlığın boyu yaklaşık 1.50-2 m.dir. Tezgahtan çıkarıldıktan sonra alt ve üst uçları 6 sağ, 6 soldan alınan iplerle örülmektedir. Dokuyucu tarafından yapılan bu saçaklar “namazlık başı” olarak adlandırılmaktadır.
Çeyiz içi yörede en az bir adet dokutulan namazlığın, siyah-beyaz renklisi kaynataya, yeşil-pembe geline, al-siyah damada verilmekte; istek doğrultusunda 4-5 adet olabilmektedir.
Yılın her ayı dokunabilen namazlıklar, dokuyucuların tam gün yapabildiği sürece, bir gün bitmekte ve dokuyucu kg. başına ücret almaktadır.
Mafraş/Mafranş : Günümüzde Ahlat’ta hâlâ yolluk ve somya örtüsü olarak mafraş kullanımı devam etmektedir. Yörede dolaplı (kareli) adı verilen nakışlı mafraşda beyaz-sarı, beyaz-yeşil, yeşil-al, yeşil-pembe vb. renkler tercih edilmektedir. Yan yana gelen ayrı renk kutucuklar, yanlarda, alt ve üstte bir sıra tek renk atılarak birbirinden ayıran hat oluşturulmaktadır. Mafraş, yolluk da tek parça, somya ve yatak üstünü örten örtüde yanyana dikilerek istenilen genişlikte olabilmektedir.
Kilim / Yemeni : Atkı ipliklerinin çözgü iplikleri arasından bir alt, bir üst geçirilmesi, sıkıştırılması ile çözgü ipliklerinin gizlendiği atkı yüzlü dokumadır. Dokuma tekniklerine göre; renkler arasında çözgü aralığı oluşan kilim, çözgü aralıklarının yok edildiği kilim (tek kenetleme, çift kenetleme, çapraz dikişli, atkıları tek çözgü üzerinden döndürerek dokuma), renkler arasında çözgü aralıklarının yok edildiği kilim, desen çevresi çerçeveli kilim, sarma çerçeveli kilim, eğri atkılı kilim, atkılar arasında renkli iplik ilavesiyle kilim dokuma gibi çeşitlilik göstermektedir.
Yörede evde bir odaya kurulan kilim tezgahında genellikle kışın dokuma yapılmaktadır. Sipariş veren tarafından, yaptırılacak oda boyutuna göre en, boy ölçüsü alınıp, ip ve desen getirilmektedir. Kırmızı, siyah, beyaz, yeşil en çok kullanılan renklerdir. Yörede yaklaşık 10-15 desen/ motif kullanılmaktadır. Üç göllü, çift gül, tabla, kertik, alma, tepsi, nik, bebek, tarak, çakmak, makas, tırmık vb. isimleri hatırlanan desen/motiflerdir. Boyanan ipler jik/masura haline getirilmektedir. Biri usta olmak üzere 4-5 kişi kilimi dokumaktadır. Dokumanın başlama yeri dört parmak genişliğinde düz dokunmaktadır. Genellikle kırmızı veya diğer renkler kullanılmakta ve “alem” adı verilmektedir. Motif aralarında oluşan boşluklar kırmızı ip ile, “denleme” adı verilen örgü ile (bir sağdan bir soldan alınarak) örülmektedir. (Otluyazı köyü)
Kilim namazlık 1.50-2 m. boyunda yapılmaktadır.
Otluyazı köyünde berkun/cecim de yapılmaktadır. Yardımlaşarak yapılan dokumanın parasını dokuyucu almakta, komşular yardım etmekte fakat para almamaktadır.
Alakır köyünde namazlık ve yer yaygısı olarak kilim dokunmaktadır. Üç kişinin yardımlaşarak yaptığı dokumada, biri motifi bitirince diğer dokuyucu yanından öbür motife devam etmektedir. Kilim namazlığın çözgüsü 30 çifttir. Alakır köyüne kilim tezgahı ve örneklerin Nazik köyünden geldiği ve sipariş verildiği belirtilmektedir.
Halı : Pamuk, kıl, ipek, yün ipliklerinin halının boyuna yan yana dizilmesinden meydana gelen çözgü iskeletinin her çift teline yün, ipek, floş iplerinin değişik tekniklerle, ilme bağlanıp, üzerine atkı ipliği kirkitle sıkıştırılmak suretiyle dokunan havlı yüzlü dokumadır. Halı imalinde atkı sayısı iki veya üçtür. Yurdumuzda genellikle iki sıra atkı kullanılmaktadır. Halı dokumalarda genellikle iki tip düğüm görülmektedir.
1. Türk Düğümü (Gördes Düğümü-Çift Düğüm-Kapalı İlme) : Manisa’nın Gördes kazasında kullanıldığından bu ismi almıştır, yurdumuzda hâlâ halı dokumalarda kullanılmaktadır. Dünya literatürüne de Türk düğümü olarak geçmiştir.
2. İran Düğümü (Sine ilmesi-Tek düğüm-Açık İlme) : Batı İran’daki bir yöreden adını alan Sine düğümü, İran düğümü olarak bilinmektedir. Bu düğümde, iplik yalnızca çözgü çiftinin önündeki teline bağlanıp, diğer çözgünün arkasından geçirilip aşağı doğru çekilerek sıkıştırılmaktadır.
Araştırma sırasında Otluyazı köyünde tespit edilen dokuyucu, halıyı Ağrı’da gelininden öğrenmiştir. Ahlat’a gelin olarak geldiğinde yapacak işi olmadığını, 500-600 koyun beslediğinden yünleri değerlendirmek amacıyla, gördüğü kadarıyla tezgahını kurarak dokumaya başladığını belirtmiştir. Dokuduğu halıları kendi evinde kullanmak üzere ve kızlarına çeyiz olarak yapmıştır. İple odanın en ve boy ölçüsü alınıp, bu ölçüye göre çözgü tezgahın ağaçlarına uzatılmaktadır (yaklaşık 200-300 çift tel, ağaca dizilmektedir). Halının ilk başlama yeri 5-6 sıra, kaynak kişinin tabiriyle, gül bitene kadar düz dokunmaktadır. Tezgahın ortasına örnekleri döken/yapan kişi ve iki, üç imecinin de kıyıları/gırakları doldurmasıyla, dokuma 40 gün veya 1.5 ayda bitirilmektedir. Araya atılan argaçlar, ince saç teli kalınlığında eğrilmektedir. 2 sıra argaç, 2 sıra düğüm atılıp, makasla kesilerek düzeltilmektedir. Halının kıyıları/gırak, bordürler, yelen, göbeği; göl olarak adlandırılmaktadır. Yörede ipler paket boya ile renklendirilmekte ve doğal renkler (beyaz, kahverengi, mor veya beyaz-kahve karıştırılarak kırçıllı) kullanılmaktadır. Taban/zemin doğal renk ise “goyun beli halı” olarak adlandırılmakta fakat göbeği/gölü renkli iple dokunmaktadır. Halı bir başka halının örneğine bakılarak yapılmaktadır. Yine yörede sadece renkli iple dokunanlar genellikle “Kars örneği” olarak adlandırılmaktadır. Kaynak kişiden alınan bilgiye göre, köy öğretmenin eşinin elinde bulunan örnek beğenildiği için aynısı dokunmuş, böylece bu halı ortaya çıkmıştır. Dokuyucu, dört kızı ve bir oğluna öğretmiştir. Kızları evlendikten sonra dokumamış, yalnız bir kızının Gebze’de halen Hereke halı dokuduğunu belirtmiştir. Evde 8-9 halı, 12 yastık tespit edilmiştir. Yastık örneğini bir at heybesinin örneğinden aldığını söylemiştir. Halı/haliçe, yere çakılan dört kazıktan oluşan yer tezgahında dokunmaktadır. Genellikle oda boyutuna göre alınan ölçü ile çözgü/firit hazırlanıp, tezgaha uzatma/dökme gerçekleştirilmektedir. Halının başlangıç sıralarına ağız adı verilmekte, genellikle siyah ve kırmızı renk tercih edilmekte ve 10-15 sıradan oluşmaktadır. Halı bitirildikten sonra saçak/raşşi yapılıp, başları açılmasın diye dikilmektedir.
Haliçenin boyu yaklaşık 3-3.5 m., eni 2-2.5 m., namazlığın boyu, 1.5 m., eni 1 m., yastığın boyu 1 m., eni yarım metredir.
En çok kullanılan desenler semaver tipi, etrafı şırıg modeli, İstanbul yolu modeli, sıfra/sofra modeli, ağaç tipi gibi halılarda çapi, kedi ayağı, şırıki nik (koç boynuzu), gul dizleri / gul dizi, çiçek, ağaç yaprağı, çakmak niki v.b de en çok görülen motiflerdir (Güzelsu köyü).
Cicim : Çözgü, atkı iplikleri arasına renkli desen iplikleri atılarak sıkıştırılmak suretiyle meydana getirilen dokuma türüdür. Cicim atkı yüzlü veya bez ayağı tekniğiyle dokunmaktadır. Desen ipinin atılış şekline göre iki veya üç atmalı cicim çeşitleri görülmektedir. Cicim dokuma ile, heybe, sofraaltı, gelin çuvalı, hurç, minder, divan örtüsü, tandır örtüsü, namazlık, yaygı, yastık v.b yapılmaktadır.
Köyde eskiden çok sayıda dokuyucu olduğu; siyah, pembe, beyaz renklerde dolaplı/kareli olan cicimin de dokunduğu, ancak günümüzde bir kişinin dokumaya devam ettiği belirtilmiştir. Cicimin uzatması yaklaşık 5 m., eni göz kararı iki karış, üç parmak olmakta, dokunduktan sonra dört parça yan yana dikilerek kullanılmaktadır. Motifler/desenler, iki alt iki üst geçirilmektedir. Semaver ve çiçek en çok kullanılan ve hatırlanabilen motiflerdir. Cicimden namazlık da dokunmakta ve kız çeyizine yapılmaktadır. Namazlık iki parçanın birbirine dikilmesi ile eni 2, boyu 2.5-3 metre olmaktadır (Otluyazı köyü-Güzelsu köyü)
Zili/Sili : Her desen ipliği kendi desen alanında, enine üç üstten bir alttan atlayarak geçirilmektedir. Kalın, kaba görünümlü zilinin çözgüsü, genellikle kıldan hazırlanmaktadır. Zili dokumalar, çeşitli çadır eşyası, ekin çuvalları, minder, yastık, yaygı gibi dokumalarda tercih edilmektedir.
Dokuma özelliklerine göre; düz, çapraz, çerçeveli, damalı zili gibi çeşitleri bulunmaktadır.
Güzelsu köyünde zili dokunduğu belirtilmiştir. Kullanılan modele/motiflere göre tersten dokunan zili, iki - dört - beş ipin altından geçirilerek dokuma yapılmaktadır. Fare dişi, kespik nik, kertik, çubuk, böbrek yine hatırlanabilen motiflerdir. Eni 1 metre olan zililerin boyu yaklaşık 4 - 4.5 metre olmaktadır. Köyde eskiden kilim dokunduğu, yer yaygısı yanında yastık ve namazlık da yapıldığı belirtilmiştir. Yastık dokunurken (halı, kilim, cecim, zili), dokuma bitirildikten sonra düz devam edilip arkasına dikilmektedir. İki yüzü birleştiren dikişe kaytan denilmektedir. Alakır köyünden Uludere köyüne gelin gelen ikinci kaynak kişimiz, 10 yaşında dokuma öğrenmiştir. Evde annesi, yengesi ve kız kardeşleri ile dokuma yaptıklarını, annesi hastalandığı için iki senedir yapamadığını, yengesi ve kardeşlerinin hala dokuduğunu belirtmiştir. Köyde halen halı yapılmaktadır. Halının başlangıç sırasına “şüttük” denilmekte ve genellikle beyaz veya siyah renkle 10-20 sıra dokunmaktadır. Hazır boya ile boyanan siyah, koyu kırmızı, sarı, açık kırmızı, pembe, kül rengi vb. renkler tercih edilmektedir. Bir sıra düğümden sonra iki sıra argaç kirkitle yerleştirilip, tekrar düğüm atılıp, yine iki sıra argaç atıldıktan sonra biç / pij / kirkit / kerkitle iyice düğümler sıkıştırılmakta; elle düğümler çekilip makasla da kesilip düzeltilmektedir. Halının kıyısının düzgün durması için çift kat iple örülmektedir. Bordüre “çınar” adı verilmektedir. Pervek, göl, gül kaynak kişinin hatırlayabildiği motif adlarıdır. Halı yastık 20-25çift, namazlık 30 çift çözgüden oluşmakta; iki kişi dokuduğunda ve tam gün çalışılırsa iki günde bitirilmektedir.
Genellikle kışın dokuma yapıldığı, dokuma hazırlıklarının ilkbahar kırkımıyla başladığı belirtilmektedir. Köyde büyük halı satışının olmadığı, namazlığın, çeyiz olarak dokutulduğu, ayrıca köye gelen tüccarlar tarafından alındığı belirtilmektedir.
Uludere köyünde, nakışsız çul dokumadan heybe/hayba dokunmaktadır. Çubuklu, yere sermek için yolluk yapıldığı da belirtilmektedir. Kırmızı, siyah, beyaz vb. renklerin tercih edildiği heybelere, genellikle tahıl, erzak konmaktadır.
———————————————————————————————
KİLİM VE TARİHÇESİ
Düz dokuma yaygılarından kilimin, 4000 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. En eski kilim örneğinin M.Ö 6500 yıllarına ait olduğu tahmin edilmektedir. Orta Asya Yukarı Altay’lardaki Pazırık Kurganında bulunmuştur. Kilim, dua eden kadınlar figürlerinden oluşmaktadır.
Truva’da M.Ö.2300 yıllarına ait bir kilim parçası bulunmuş olup, parça hakkında kesin bilgiler yoktur.
Kilim, halı dışındaki havsız dokuma yaygılara genel olarak verilen isim olup, teknik olarak atkı iplikleri tarafından, çözgü ipliklerinin tamamen örtüldüğü ‘Atkı Yüzlü’ veya “Atkı Görünüşlü” bir dokuma çeşididir. Bu gruba giren diğer dokumalar cicim, zili ve sumaktır.
KİLİMLERDE DESEN VE RENK ÖZELLİKLERİ
Kilim desenleri dokuma tekniğinden dolayı genellikle geometrik motiflerden oluşur. Mavi, turuncu, yeşil, lacivert, kırmızı, pembe, güvez renkler kullanılmaktadır.
Kilim yüzeyinin desenlenmesi üç yolla mümkün olmaktadır.
1. Önceden dokunmuş kilimler model olarak kullanılmaktadır.
2. Dokuyucu kendi içinden geldiği gibi desenlemekte ve renklendirmektedir.
3. Çizilmiş desenler kullanılmaktadır.
Çözgü (Arış) ipi, genellikle yün tiftik kıl veya pamuk ipinden çift bükümlüdür.
Atkı (Argaç) ipi denilen renkli iplikler, çözgünün arasına geçirilirler. Atkı ipliklerinde, ince bükümlü ve koyun yünü kullanılır.
Kilimler, yer yaygısı, seccade, yiyecek çuvalı, yastık, minder olarak isimlendirilir.
Motif ve desenler, toplum yapısı içerisinde geleneklerin, törelerin, değerlerin ve inançların nesilden nesile aktarılmasını ve geçmişle gelecek arasında iletişim kurulmasını sağlar.
Halı ve kilim motiflerini çeşitli şekilde sınıflandırmak mümkündür.
Hayvansal motifler: Kuş, ejder, böcek
· Bitkisel motifler: Ağaç, yaprak, çiçek, meyve.
· Geometrik motifler: Üçgen, dörtgen, dikdörtgen, eşkenar, dörtgendir
· Karışık motifler: Madalyon, rozet, çengel, sütun, yazı, harf, bulut, çintemanı, vazo.
· Sembolik motifler: Bu tür motifler aracılığı ile dokuyucu duygu düşünce ve fikirleri ile doğa güçlerinin simgelemektedir. Bunlara; kuş, hayat ağacı, el haç, tarak, ibrik, kandil motifleri örnek verilebilir.
DOKUMA TEZGAHI NASIL HAZIRLANIR
Bütün düz dokuma yaygılar ve hatta düğümlü halılar aynı tip tezgahta dokunabilirler. Hatta, bir tezgaha gerili olan tek bir çözgü sistemi üzerine aynı zamanda bu dokumalardan birden fazlası bir arada dokunulabilir. Kirkitli dokumalar anlatılırken, tezgah kurulma işlemi resimlerle anlatılmıştır.
İLİKLİ KİLİM
Çözgülerin arasına bir alttan ve bir üstten çözgüleri örtecek şekilde yerleştirilen, değişik renkteki atkılar kendi motiflerinin sınırlarından geri döner. O motifin sınırında komşu motifin, başka renkteki atkısında, aynı yerden bir başka sıra geri dönerken, orada dik bir çizgi meydana geliyorsa, iki desen arasında dikey bir ilik meydana gelir. Çünkü yanyana duran çözgü çiftleri, iki desen sınırında, iki ayrı atkı tarafından sarılarak geri çekilmişlerdir. Bu nedenle, atkı yüzlü dokumalarda elden geldiğince dikey çizgilerden kaçınılır. Ancak, bu dikey desen sınırlarında basamaklar halinde 1cm’yi geçmeyen ufak iliklerin meydana gelmesi sağlanarak, boydan boya yırtıkların oluşması önlenmiş olur. Uzun dikey çizgiler dokunduğu zaman, çok uzun yırtık gibi ilikler meydana geleceğinden, hem yaygıya yırtık bir görünüş verir. Hem de pratik ve sağlam olmayan bir yaygı ortaya çıkmış olur. Bu nedenle, desenler daha köşeli ve daha çok enine çapraz ve kesik çizgilerden meydana gelmekte, uzun dikey çizgiler ise basamaklara bölünmektedir.
İLİKSİZ ’’DİKEY ÇİZGİ OLMAYAN’’ KİLİMLER
İliklerin meydana gelmesini önlemek için, dikey çizgilerden kaçınılarak, çoğunlukla çapraz ve enine çizgilerden oluşan desenler dokunur. Ancak çok mecbur kalındığı zaman, birkaç yerde ilikler görülebilir.
EĞRİ ATKILI KİLİM DOKUSU
Normal olarak atkılar, dikey çözgüler arasına enine düz bir hat halinde geçirilir. Bu tür dokumada ise, atkılar kirkitle bastırılırken, desene göre bazı yerde kuvvetli bazı yerde hafif şekilde bastırılır. Böylece atkıların desene uygun bir eğrilikte çözgülerin arasından geçirilmesi sağlanmış olur. Atkıların bazı yerlerde gergin, bazı yerlerde gevşek durmasından dolayı, eğri ve yuvarlak çizgiler meydana gelebilir. Geometrik kesinliği olmayan bir çiçeğin eğri hatlı bir dalın, bir yaprağın realist bir şekilde dokunabilmesi, ancak çok kesin bir dokuma desenin varlığı ile mümkündür. Osmanlı çadır kilimlerinde bu teknik kullanılmıştır.
NORMAL ATKILAR ARASINA EK ATKI SIKIŞTIRILMASI
Daha önceden muntazam şekilde atılmış ve kirkit ile sıkıştırılmış atkılar üzerine, ufak bir grup atkı atılarak sıkıştırılır. Sonradan onun da üzerine muntazam bir şekilde birkaç sıra asıl atkılardan atılır.
ATKILARIN AYNI ÇÖZGÜDEN GERİ DÖNMESİ İLE İLİKLERİN
YOK EDİLMESİ
Ayrı desen alanlarından gelen desen iplikleri, karşılaştıkları aynı tek çözgü üstünden geri dönüş yaparlar. Böylece dokuma sırasında dikey desen sınırlarında, çiftli gruplar halinde birbirinden ayrılan çözgülerin, birbirine bağlanması sağlanmış olur. Bazen atkıların teker teker dönüşü ile, bazen de ikişer ikişer geriye dönüş yapmaları ile ilik yok edilir.
SARMA KONTÜR
Atkılar arsında meydana gelen boşluklar ve iliklerin aynı renkteki bir çerçeve ipliği ile, ortada kalan çözgülere teker teker yukarıya doğru dikey çapraz ve enine sarılması ile dokumanın yüzünde iğne ile işlenmiş–iğne ardı işlenmesini hatırlatan- çerçeve çizgileri meydana gelir. Her atkı sırasının geriye dönüşümden sonra arada kalan bir çift çözgüye, ayrı renkteki bir desen ipliği dolanır. Bu iplik boşlukta ikinci sıranın doldurulmasına kadar bekletilip, tekrar bir çift çözgüye dolanarak, desen boyunca devam eder. Ülkemizde hemen hemen her yörede dokunan kilimlerde bu tekniğe rastlanır.
EĞRİ ATKILI KONTÜR
Desenler arasında geniş boşluklar bırakılarak, bunların arası desenin kenarına paralel bir şekilde çözgülerin arasından geçirilerek, ayrı renkte bir kontur ipliği ile doldurulur. Böylece, normal olarak enine atılan atkılar arasında dikey, çapraz eğri şeritler halinde ’’Kilim dokuması’’ ile arasındaki boşluklar doldurulmuş olur.
CİCİM
Kilimlerdeki ve bez ayağı dokumalardaki atkı ve çözgü sisteminden ayrı olarak, renkli desen ipliklerinin kullanıldığı bir dokuma türüdür. Düz bez ayağı dokuma veya atkı yüzlü dokuma zeminler üzerine ince çizgiler halinde ’’Sarma’’ işlemesini andıran bir görünüşte olduğu için, çoğunlukla halk arasında düz zeminli dokuma üzerine sonradan iğne ile işlenen bir yaygı türü olarak bilinir. Cicim dokumalarda çoğunlukla çapraz ve dikey çizgiler kullanılır. Enine çizgilerle aynı dolgulu görünüş elde edemeyeceğinden, enine çizgilerden kaçınılır. Sumak şeklinde sarılarak enine çizgiler meydana getirilir. Tezgahın arkasından gelip, önüne geçen desen ipliklerinin kontrolü için, tezgahın arkasında bir yardımcı bulunabilir ve çözgüleri desene göre belirli yerlerde aralayarak, desen ipliklerini arkadan öne verir. Dokuyucu, yaygının tersi, yani tezgahın ön yüzünde bulunur. Çözgüler arasına çoğunlukla aynı renk ve kalınlıkta atkı atılır. Kirkitle sıkıştırıldıktan sonra, desenin durumuna göre ele alınan uzunca renkli bir desen ipliği, dokumanın arkasından önüne geçirilerek, bir çift çözgüyü atladıktan sonra, tekrar araya geçirilerek serbest bırakılır. Öteki motif için de aynı işlem tekrarlanır. Yaygının tüm eni boyunca değişik renkteki motifler için atlamalar yapılıp, iplikler arkaya verildikten sonra, gene bir sıra atkı atılıp sıkıştırılır. Tekrar motiflerin durumuna göre arkadan sarkan iplikler birer çift çözgüyü atladıktan sonra geçirilip bırakılır. Böylece dokumaya devam edilir. Bu durumda desen iplikleri, çözgü çiftlerine sumak dokumadaki gibi sarılmış olur. Bu sarma işlemi, ikinci sırada araya atkı atıldıktan sonra tamamlanmış olur.
SEYREK MOTİFLİ CİCİM
Zemini meydana getiren atkı ve çözgüler çoğunlukla aynı kalınlıkta ve renkte iplikler olup, deseni meydana getiren iplikler bunlara nazaran daha kalın olur. Bu, desenlere kabartma görünüşü verir. Daha çok çapraz ve dikey çizgilerde meydana gelen ufak motifler, desen ipliğinin bir çift çözgüyü ikinci sırada tamamlanan bir işlemle sarması ile meydana gelir. Desenler, dokuma tekniği yüzünden, ince çizgiler halindedir. Bazen motiflerin içi sumak veya zili tekniklerinden biri ile doldurulmuş olabilir.
ATKI YÜZLÜ SEYREK MOTİFLİ CİCİM
Atkıların çözgülerini gizleyecek şekilde bol bırakılıp ’’Atkı yüzlü’’ bir zemin arasına, motiflerin dokunması ile meydana gelen bir dokumadır. Daha kalın yaygıların elde edilmesi için, bu dokuma türü kullanılmaktadır.
SIK MOTİFLİ CİCİM
Kalın yer yaygıları, heybe, çuval, hurç gibi dayanıklı olması gereken kullanımlar için, üç tek çözgü sarılarak, bezayağı zemin arasına dokunan cicimdir. Bunlarda dayanıklı bir dokuma elde etmek için motifler birbirine çok yakın dokunur ki, bu dokumalar çoğunlukla zili dokumalarla karıştırılır. Daha çok yastık, minder, heybe gibi yaygılar bu teknikler dokunur. Ancak bu yaygın değildir.
ATKI YÜZLÜ SIK MOTİFLİ CİCİM
Üç atkı sarılarak dokunur. Ancak daha kalın bir yaygı elde etmek için, motifler sarılarak dokunur.
ZİLİ
İlk bakışta sık motifli cicimlere benzetilmekle beraber aslında cicim dokumalarından tamamen ayrı bir dokuma türüdür. Dokuma tekniği elverişli olmadığından, çok çeşitli desenler dokunamaz. Türkmen gülü, en çok kullanılan desenlerdendir. Tarihsel gelişimi içinde bozulmadan günümüze kadar intikal etmiştir.
DÜZ ZİLİ
Desenlerin içi 2-1, 3-1, 5-1, atlamalarla doldurulurken başta kalan tek çözgüler ve atlamalar ile yaygının yüzünde dikey çizgili fitilli bir görünüm meydana gelir. Bu dokuma türü de, bazı cicim, sumak ve öteki zili teknikleri ile karışık olarak dokunabilir.
ÇAPRAZ ZİLİ
Her sırada birer çözgüyü başta bırakarak, öne geçirilen desen iplikleri üst sırada birer çözgü yan tarafa kayarak atlatırlar. Böylece başta kalan çözgüler ve üste çıkan desen iplikleri, çapraz çizgiler oluşturur. Desene göre düz, çapraz, zemin boyunca büyük ’’V’’ ler oluşturacak şekilde karşılıklı çapraz veya ortada eşkenar dörtgen meydana getirecek şekilde içe dört yönde çapraz fitilli olarak dokunabilir.
SEYREK ZİLİ
Düz bez dokuması zemin üzerine kesik kesik, birbiri ile bağlantısız, serpilmiş 3-1, 5-1 atlamalı, düz zili dokuması tekniğinde ufak motiflerden meydana gelir.
DAMALI ZİLİ
Dama taşı gibi 2-1, 3-1 atlamalarla bütün motif içleri doldurulur. Daha çok diğer tekniklerle bir arada kullanılır. Bazen çapraz çizgilerin kesişmesinden meydana gelen damalar motif zeminlerini doldururlar. Bazen “Konturlu zili’’, “Zili - verne’’ tekniği ile meydana gelen motiflerin içini doldurmak için bu teknikte damalı zeminler dokunur.
KONTURLU ZİLİ (ZİLİ- VERNE)
İkili ve üçlü atlamalarla, kontur halinde desenlerin meydana getirildiği zili türüdür. Atkı yüzlü veya bez dokuma geniş zeminler üzerinde, cicim gibi konturlardan meydana gelen desenlerden oluşur. Konturlar halindeki desenlerin meydana gelmesi için, her sırada normal atkılar atıldıktan sonra, arkadan öne geçirilen renkli desen ipliği, 2-3 çözgü öne geçtikten sonra, bir üst sıradan geriye dönerek, tekrar öne geçirilip, geriye doğru 2-3 çözgü atlatılır. Bu arada üst sıraya, geçen desen ipliği tutulur. Dönüşte tekrar dikey olarak üst sıradan geriye döndürülür. Bu teknikle ancak dikey ve çapraz çizgiler dokunabilir. Enine çizgiler ise sumak tekniği ile sarılır. Konturlarla çevrilen desenlerin içi ise, sumak damalı zili veya uzun atlamalarla doldurulur.
SUMAK
Cicim ve zililerde olduğu gibi, çözgü ve atkılar dışında, ayrıca renkli desen iplikleri ile dokunmaktadır. Ayrı renkteki desen ipliklerini çözgü çiftlerine devamlı olarak sarılması ile dokunur. Renkli desen iplikleri motiflerin içini doldurduktan sonra, arkadan başka renkteki bir desene atlatılır veya üst sıraya geçerler. Dokuma çoğunlukla yaygının tersinden yapılır.
DÜZ SUMAK DOKUMASI
Desen ipliklerinin aynı yönde çözgülere sarılması ile meydana gelen, düz sumak dokumalardır. Desen iplikleri her sırada aynı şekilde üstten altta doğru veya alttan üstte doğru sarılarak dokunur ve araya atkı atılır.
ATKISIZ DÜZ SUMAK DOKUMA
Araya atkı atılmadan dokunan düz sumak dokumasıdır. Daha çok çuvalların yüzü bu teknikle dokunur. Sadece desen ipliklerinin çözgülere çifter çifter sarılması ile meydana gelir. Atkı atılmaz bazı desen iplikleri motif boyunca arkadan atlayarak motifin başına geçer bu yüzden dokumanın yüzünde bir kabarıklık meydana gelir.
BALIKSIRTI SUMAK DOKUMASI
Desen ipliklerinin her sırada ters yönlerde çözgülere sarılması ile meydana gelen balık sırtı görünüşlü sumak dokumasıdır.
BALIKSIRTI ATKISIZ SUMAK DOKUMASI
Araya atkı atılmadan, birinci sıra üstten alta doğru desen ipliğinin çözgülere dolanması ile dokunuyorsa, ikinci sıra bunun tersi desen ipliklerinin çözgülere sarılması ile balık sırtı bir görünüş elde edilir. Fakat araya atkı atılmaz.
TERS SUMAK DOKUMASI
Düz dokumanın tersine işten dışa doğru sararak dokumanın yüzünde daha kısa kabarıklıkların meydana geldiği sumak dokumasıdır.
ÇAPRAZ - ALTENATİF SUMAK DOKUMASI
Ters sumak dokumasının, her sırada birer çözgü çifti kayarak dokunmuş çözgü şeklidir. Birinci sırada çözgü çiftleri arkadan gelip, öne doğru ters bir şekilde sarıldıktan sonra, ikinci sırada birer çözgü kayarak, aynı şekilde çözgülere sarılır. Bazen 2-3 çift çözgü bir arada sarılır. Bu sumak dokuma şeklinin de, atkı ile ve atkısız dokunan şekilleri vardır. Yaygılar çuvallar ve heybelerin dokunmasında bu teknik uygulanır.
———————————————————————————————
EL DOKUMACILIĞI
Ülkemizde geleneksel el sanatlarının içinde hem turistik bakımdan, hem de günlük kullanıma göre, yeniden gün yüzüne çıkartılarak yaşatılan ve en yaygın olanı dokumacılıktır.
İki veya daha çok iplik grubunun, çeşitli düzenlerde birbiri arasından (üstünden, altından) geçerek birbiriyle kenetlenmesi işlemine ve kenetlenme sonucu oluşan ürünlere “dokuma” denir.
Dokumada en az iki iplik ünitesinin kenetlenmesi söz konusudur. Bu ipliklerden dokuma boyunca giden dikey ipliklere “çözgü” veya “arış”, çözgülerin arasından geçen ve dokumanın enini oluşturan ipliklere de “atkı” veya “argaç” denir.
EL DOKUMACILIĞININ TARİHÇESİ
Eski çağlarda sap ve benzeri bitkilerden ip elde etme usulü icat edildi. Bu buluş ile uzun ipler, elbise, sepet ve çeşitli ev eşyaları yapıldı. Aynı çağda yine keten ve kenevir gibi lifli bitkilerden yararlanma yolu bulundu.
Hayvanların evcilleştirilmesi sonucu, yünlü dokumaların yapılmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bu dokumalar, bugünkü anlamda gerçek dokumalardı. Çünkü kullanılan ipler, kırkılan yünleri eğirmek suretiyle elde edilen gerçek iplerdi.
BÜKÜM ALETLERİ
İğ: İnsan elinden sonra kullanılan ilk büküm aleti iğdir. İpliğin sarıldığı ucu çengelli gövde ile, ağırlık veren gövdeye geçirilmiş yuvarlak bir tahta olmak üzere iki kısımdan oluşur.
Öreke: Bir iğ olup, tablası üsttedir.
Kirman: İğdeki yuvarlak tahta yerine, çapraz olarak birbirine geçmiş iki tahtadan ve bir çengelli eksenden oluşur.
Çıkrık: Üzerinde iği bulunan ve iğin dönmesi el ve ayakla sağlanan bir iplik bükme aracıdır. Son yıllarda büküm, büküm makineleri ile yapılmaktadır.
Eski çağlarda başlayan dokumacılık sanatının Orta Asya’ da Türklerin kurdukları medeniyetle gelişerek, kıtalara yayıldığı anlaşılmaktadır. İnsanların ilk ve kaba dokuma ile vücudunu sardığını ve deri giymekten kurtulduğunu düşünebiliriz. Evlerini, sonraları da sarayları döşemek için ise asırlar geçmiştir.
Şekil 1. Büküm aletleri A) İğ B) Öreke C) Kirman
M.Ö. 2000-2400 yılları arasındaki Mısır’da, özellikle keten kumaşların dokunması büyük gelişmeler göstermiştir. Bu dokumalardaki ipliklerin inceliği, bugün makine ile dokunan ipek kumaşlar ayarındadır. Daha sonraki Mısır dokumacılığında da desen yapısının geliştiği görülmüştür.
Geçmişlerinin Orta Asya’ya dayandığı bugün artık kesinleşmiş olan Sümerlerde de, dokumacılığın Mısır’da olduğu gibi kadınlar tarafından yapılan bir sanat kolu olduğu anlaşılmaktadır.
Ön ve Orta Asya’ da yapılmış olan kazılarda, diğer bilinen uygarlıklarını ortaya koyan insanlardan önce orada yaşayan Türklerin bir çok dokuma örnekleri olduğu görülmektedir. Yapılan araştırmalarda ipek kumaş dokumalar ve yağlı kumaşların dokunduğunu göstermektedir. Göktürkler, Hazarlar ve Uygurlar gibi Türk boyları bozkırdaki çadır yaşamının bir gereği olan dokumacılık geleneğini sürdürmüşlerdir.
Selçuklular kendilerinden öncede Anadolu’da var olan dokumacılık sanatını daha da geliştirmişlerdir. Denizli’de simli dokumalar o dönemlerde çok ünlenmişti.
Osmanlı Devletinin kurulmasından sonra, genişlemesine ve güçlenmesine uygun olarak, çok canlı motiflerle, çok değişik renklerin kullanılması ile Bursa ve İstanbul, dokumacılıkta dünyada ün yapmıştır. Osmanlı dönemi saray el dokumaları işlemlerinde ipek iplik kullanılmıştır. Osmanlı döneminde çeşitlenerek gelişen Türk el dokumaları, sarayın etkisinde kalarak, desen ve motif üretimi açısından batının da etkisinde kalmış batıdan gelen model ve motifler dokuma sanatının içine girmiştir. Osmanlılar dokumanın kalitesini korumak için sıkı kontrol önlemleri almışlardır. Osmanlılar döneminde dokunmuş olan dokumaların bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Bursa, Bilecik, Üsküdar çatmaları, Halep ve Adana astarları, İstanbul’ un çuha, kadife, peştamal, kaftan, ihramları, hilali, seraser, canfes, hare, zerbeft, Şam bağdadisi, kemha, Şam toplusu, elvani, gürgün, atlas, aba, diba, serenk, sof vb.
Resim 1. Osmanlı dokumalarından örnekle
BATİK?
İhtişamlı, lüks elbiseler konu edildiğinde, batik elbise akla gelir. Elbise gibi, masa örtüleri, yastık yüzü, duvar örtüleri, şal, eşarp, çocuk giysilerinin de yapıldığı “batik dokumalar” günümüzde bütün dünyanın ilgisini çekmektedir.
BATİK NEDİR?
Herhangi bir düz kumaş üzerine, desen oluşturmak suretiyle boyama işlemine tabi tutularak oluşturulan kumaşlara “Batik dokumalar” diyoruz. Batik tekniği, çıkış yeri Endonezya olan, yüzlerce yıllık bir tekniktir. İlk kez 16. yüzyılda seyahate çıkanlar tarafından, sanat değeri yüksek, batik örtülerin yapıldığı meydana çıkarılmıştır. 19. yüzyıldan itibaren de batik tekniği Avrupa el sanatlarına girmiştir. Batik desenlerinde, renkli çiçekler, kelebekler, kuşlar stilize edilerek, motif olarak kullanılmaktadır. Jawa’da batik elbiseler için genellikle pamuklu kumaşlar, Avrupa’da ise, çok ince dokunan pamuklu kumaşlar tercih edilmektedir.
Günümüzde, bir benzerinin yapımı mümkün olmadığından, gerek giysi, gerekse dekoratif batikler ağırlığını sürdürmektedir.
BATİK NASIL YAPILIR?
- Batik çalışmalarında, beyaz kumaşın üzerine, desene göre kalemle desenler çizilir.
- Renkli olması istenmeyen yerler mumla kapatılır.
- Kumaş boya banyosunda renklendirilir.
- Desende tercih edilen renkler elde edilinceye kadar, bir kaç defa mumlanarak renklendirilir.
- Çalışma sırasında mumda yer yer kırılmalar olur ve bunlara biraz renk karışır. Bu batik çalışmalarının karakteristik özelliğidir.
Resim 1. Batik çalışmasından örnekler.
BATİK ÇALIŞMALARINDA KUMAŞ SEÇİMİ
Kumaş seçiminde kumaşın cinsi, batiğin kullanılacağı yere göre değişir. Dekoratif eşyaların yapımında, her türlü kumaşla çalışılır. Çalışmalara doğal ipekte değerlendirilebilir. Atkılar, şallar, baş örtüleri doğal ipekten yapılabilir.
BATİK ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN DESENLER
Her türlü desenle batik çalışmaları yapılabilir. Zıt renklerle yapılan çalışmalarda özel işlem gerekir. Çalışmalarda birbirini tamamlayan renkler de tercih edilir. Örneğin beyaz, sarı, kahverengi, kırmızı, bordo, siyah gibi.
Resim 2. Batik çalışması yapılan eşyalar.
BATİK UYGULAMALARI KAÇ SINIFA AYRILIR?
1) Mumlu batik
a- Kazıma batik
b- Kalıpla batik
2) Bağlama batik (Tahta batik)
3) Linolyum batik
4) Şablon batik
5) Kağıt batik
6) Akıtma Batik
BATİK BOYASI NASIL OLMALIDIR?
Batik boyası, ısıya dayanıklı, yıkanabilir ve parlak renkli boyalar olmalıdır. Boyalar birbirine karıştırılarak istenen tonda değişik renkler elde edilebilir.
Resim 3. Batik yapımında parlak renkli boyalar kullanılmalıdır.
Kumaştan başka, kağıda da değişik katlamalar uygulanarak, boya verilmek suretiyle çok değişik dekoratif kağıtlar elde edilebilir.
Boyanan batiklerin mumunun, mutlaka buharlayarak ve çeşitli işlemlerden geçirerek sabitleştirilmesi gerekir. Bu yapılmadığı veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olduğu taktirde, batik özelliğini yitirecektir.















