Keçecilik
Keçecilik Sanatı
Orta Asya´dan Günümüze Tepme Keçeler
11. yüzyıl ortalarından itibaren Anadolu´ya geçmeye başlayan Türk boyları, 1071´de Alparslan´ın Malazgirt´te Bizans ordularını yenmesinden sonra, kısa sürede Anadolu´ya egemen olmuşlardır.

Anadolu Selçuklu kültür ve sanatı Şamanizm, Maniheizm ve Budizm gibi inanç sistemlerinden İslam dinine geçişi gösteren ve maddi niteliklerden manevi niteliklere doğru değişen özelliklere sahip olması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Yazılı kaynaklarda Türk boylarının; Anadolu´ya geçişlerinde, o zamana kadar geliştirdikleri halı, kilim, keçe vb. el sanatlarını da birlikte getirdikleri belirtilmektedir. Ancak Boğazköy (Hattuşaş) yakınında ki Yazılıkaya´da bulunan kabartmaların başlarında görülen sivri külahların mühür ve diğer tasvirlerde karşılaşılan başlıkların keçeden yapıldığı tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra M.Ö. 9. Yüzyılda yazılmış olan Homeros´un ünlü İliada destanında keçe sözcüğünün geçmesi, Anadolu da keçenin erken dönemlerinde bilindiği olasılığını kuvvetlendirilmektedir. Anadolu da Tepme keçecilik sanatının tarihsel gelişimi konusunda yapılacak bilimsel araştırmalar; gelecekte bu olasılıkları şüphesiz daha açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bu nedenle konu gereği burada Anadolu Selçuklu Dönemi tepme keçe sanatının ele alındığını, Anadolu´da yaşamış olan diğer medeniyetlerde bu sanatın gelişimi, ileride yapılacak bilimsel çalışmalarla incelenebileceğini belirtmekte yarar vardır.

Selçuklular döneminde Anadolu da yerleşik ve göçebe yaşama devam edilmiştir. Bu nedenle çadırlar; gerek göçebe yaşamını sürdüren Selçuklu Türklerinin, gerekse ordunun ihtiyaç duyduğu barınma ihtiyacını karşılamaya devam etmiş böylece Türk kültürü içerisindeki yerini ve önemini korunmuştur.
Buna rağmen Selçuklular dönemine ilişkin yazılı kaynaklar incelendiğinde; keçe çadırlara ait fazla bilginin bulunmadığı anlaşılmıştır. Ancak çadır sözcüğüne değinene Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lugat-it Türk isimli eserinde, ev edinmenin güç olduğu kadar çadır edinmenin de çok kolay olmadığını belirtmiş, çadır ve göç örtülerinin keçeden yapıldığını ve örtülerin sırındığını yani sık dikişle dikildiğini açıklamıştır. Kaşgarlı Mahmud söz konusu eserinde ayrıca bu keçe örtülerin güveden korunmaları için silkelendiklerinden de söz etmiştir. 
Selçuklular, kullandıkları çadırları süslemeyi de ihmal etmemişlerdir. 13. Yüzyıl Minyatürlerinden, Varka ve Gülşah´ta, bu süslü çadıra yer verilmiştir.
Yine Varka ve Gülşah minyatürleri arasında bulunan bir at figürü, Hun Sanatını anımsatan örneklerden birisidir. Diz çökmüş ve başına yem torbası takılmış olan bu atın üzerindeki eyer örtüsü (çul veya terlik), hayvan figürleri ve rumilerle bezenmiştir. Hunlar döneminde de, at sırtında kullanılmak üzere, keçeden veya kalın dokumalardan yapılan bu eyer örtüleri, Selçuklular döneminde de önemini yitirmemiştir. 
Selçuklular: keçeden yapılmış çadır ve eyer örtüsü geleneği sürdükleri gibi, giyim ve kuşamlarında da tepme keçe tekniği ile elde ettikleri ürünleri kullanmayı ihmal etmemişlerdir. Selçuklu Türklerinde görülen giyim eşyalarının İslam öncesi Türk giyim kuşamının hemen hemen devamı olduğu söylenebilir. Bu döneme ait giyim kuşam tarzı, günümüzde çok az farkla Türkmen kadınlarınca sürdürülmektedir.
Selçuklular, kumaş üretiminde, öncelikle ipek; daha sonra pamuk ve deve yünü kullanmışlardır. Bu dönemde üretilen kumaşlardan koyun yünü çok az kullanılmıştır. Çünkü, yünden elde edilen elbiseler genellikle köleler tarafından giyilmiştir. Kölenin, yün elbise sahibi olmasının önemli bir olay olduğu, Kaşgarlı Mahmud´un eserinde özel olarak belirtilmiştir.
Yünün; giysilik kumaş üretiminde çok az kullanılmasının bir başka nedeni bu materyalin öncelikle tepme keçe yapımında değerlendirilmesinden kaynaklanmıştır. Çünkü elde edilen keçe; çadırdan çizmeye, kuşağa, börke kadar bir çok çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Keçe dışında yün; derisiyle birlikte kürk yapımında da değerlendirilmiştir. 
Orta Asya Türk boylarınca kullanılan ve bir çeşit baş giysisi olan “börk” Selçuklu Türklerinin giyim eşyaları arasında önemini korunmuştur. Kaşgarlı Mahmud; Divan-ı Lugat-it Türk isimli eserinde; börk konusunda oldukça geniş bilgilere yer vermiştir. Kaşgarlı, bu eserinde börk üretimi için gerekli olan kalıbın kağıttan veya çamurdan yapıldığını; kalıba göre kesilen keçe ve ipek örtülerden börk elde edildiğini; imece usulü ile yapılan börk dikişinin bir ihtisas alanı olduğunu anlatmıştır.
Yine bu dönemde börk ve börkçülük giyim eşyalarının bir parçasını oluştururken atasözlerine de girmiştir. Türk atasözleri arasında “Kelin geleceği yer börkçü dükkanıdır” ve “Acemsiz Türk börksüz baş olmaz” gibi sözlere yer verilmesi bu konunun önemini vurgulamaktadır. 
Selçuklu Türklerinde; başa giyilen “börk”e verilen önem, çizmelerde de eski yerini korumuştur. Hunların kullanıldığı keçe çorap ve çizmeler, Göktürkler ve Uygurlar döneminde devam etmiş ve Selçuklu döneminde başta hükümdar olmak üzere halkında geleneksel giyim eşyaları arasında yer almıştır. Köymen (1983)´in “Alparslan ve Zamanı” isimli eserinde belirttiği “Tuğrul Bey, 1038 yılında Nişapur´a girdiği zaman, sırtındaki ipek kaftanı ile ayağındaki keçe çizmeler dikkati çekmişti” cümlesi yukarıdaki bilgileri tamamlamaktadır.
Diğer yandan bu dönemde en iyi keçe çizmenin Türkmen keçesinden elde edildiğine değinen Kaşgarlı Mahmud aynı zamanda “O bana çizme yapılan Türkmen keçesi tepmekte yardım etti” cümlesi yer vermiş ve böylece keçe çizmenin birkaç kişi tarafından yapıldığına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Kaşgarlı´nın Divanında söz ettiği bu cümleler dışında, Selçuklar döneminde keçe çizme giyme geleneğinin devam ettiğini kanıtlayan örnekler de bulunmaktadır. 13. yüzyıl minyatürlerinden olan ve Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan Varka ve Gülşah minyatürleri arasında Varka´nın ayağında keçe çizme ile at üzerinde savaştığı ve Varka´nın Gülşah´a veda ettiği örneklerde aynı çizimlerle tasvirlerine rastlanması bu bilgileri tamamlamaktadır.
Selçuklu Türkleri, tepme keçeden yapılmış olan ve genellikle çobanlar tarafından giyilen kepenekleri kullanmışlardır. Gerektiğinde, başı yağmurdan ve tipiden korumak üzere, kepeneklerin arkasına külah (kapşon) şeklinde yine keçeden yapılmış bir çeşit başlık ilave etmişlerdir. Kepenekler, özellikle çobanları simgeleyen bir giysi özelliği taşımış ve “kepeneği olan kimse ıslanmaz, gemli at hoşarılanmaz” cümlesi ile Selçuklu döneminin atasözlerine arasına da girmiştir.
Anadolu Selçukluları döneminde önemli keçe merkezlerinden birisi Konya olmuştur. Nitekim Konya´da, Selçuklulara ait olan ve 1283 yılında tamamlanan, Sahipata Külliyesi´nde “keçecilik” adı verilen, keçelerin pişirilmesinde kullanılan özel bir bölümün bulunması bu sanatın, Konya´da yoğun şekilde yapıldığını belgelemektedir.
Diğer yandan Mevlana´nın Horasan´ın Belh şehrinden ailesiyle birlikte Anadolu´ya göçmesi ve Konya´da yerleşmesi Anadolu Selçuklu Devletinin en parlak yılları olan 13. Yüzyıla (1228) rastlar.
Bu dönemde Mevlana´nın kurduğu Mevlevi teşkilatına üye kişiler, başlarına “sikke” adı verilen ve tepme keçeden özel olarak yapılmış keçe külahlar giymişlerdir. 16. yüzyıl sonlarına ait bir minyatürde mevleviler; örgütün simgesi durumunda olan bu keçe külahları ile tasvir edilmiştir.
Yine 17. yüzyıla ait halk resimleri arasında yer alan ve British Museum´da bulunan albümde; ayaklarını mühürlemiş, sema eden bir mevlevi, başına giydiği tepme keçe sikke ile tasvir edilmiştir.
Mevlevilerin giydikleri bu sikkeler; önce yalın kat keçeden yapılmış, daha sonra da iç içe iki kattan elde edilmişlerdir. Koyu veya açık kahverengi, deve yünü veya doğal beyaz renkte tiftik kullanılan bu tepme keçe sikkeler o dönemde külahçı dükkanlarında satılmıştır. Üretim yerleri ise genellikle Konya olmuştur.
Mevleviliğin bir sembolü olarak kabul edilen tepme keçe sikkelerin önemini, Konya Müzesi´nde bulunan bir sülüs yazısında bulunan şu beyit açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bu Cihanda eğer altın ola namın
Gir sikkesi altına Hazreti Mevlananın
Tepme keçe sanatı mevlevilerin sikkeleri dışında “Elifi Nemed” adı verilen kemerlerinde de (kuşaklarında) kullanılmıştır. 8-10 cm genişliğinde, 150 cm uzunluğunda, tepme keçeden oluşturulan bu kuşakların üzeri parlak bir kumaşla kaplanmıştır.
Diğer yandan, “13. Yüzyılın başlarında (yaklaşık 1206 yılında) Anadolu´ya gelen Ahi Evran; “Ahilik” adı verilen teşkilatı kurmuştur”. “Anadolu´da esnaf ve sanatkarları bir araya getiren bu kuruluş içinde keçecilik sanatına da yer verilmiştir. Ahilerin, beyaz yünden elde edilmiş keçe külah giyinmeleri” ise bu sanata verdikleri önemin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
——————————————————————-
Afyonda Keçecilik
Afyon’da bir çatıdan sarkan “kepenekleri” görünce Mustaf Sütlaş, bu sanatın izini sürüyor, “keçecilerin” sayısının giderek azalmakta olduğu gerçeğini hatırlıyor; “bir değerin yitip gittiğini görmek acı veriyor” insana diyor.

“ ‘Çobanın sırtındaki kepeneğin ne değeri olabilir ki’ dedi; çalan son model cep telefonunu kulağına götürürken. Anlatamayacağımı fark ettim ve sustum!..”
Doğu Anadolu’ya çocukluk yıllarımdan yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez gittiğimde, koyun sürülerinin ardından gezen sırtları kepenekli, elleri uzun çomaklı çobanları ilk görmüş; hemen aklıma Erzurum’un “Gezköy”ündeki bize süt getiren tren istasyonu bekçisinin oğlu “Faruk” ve onun sözleri gelmişti.
“Bu üşütmez ki!”
Hava çok soğuktu ve sırtımdaki paltonun içinde üşüyordum. Onun sırtında ise “keçeden kepeneği” vardı. “Bu üşütmez ki!” demişti, omzunu şöyle bir yukarı kaldırarak. Çocuk aklımla şaşırmış, ona inanmamıştım.
Yine yıllar sonra bu kez Afyon’un eski çarşısının ara sokaklarında dolaşırken, yeni onarılmış ve yeni boyanmış bir eski evin çatısından aşağı sarkan “kepenekleri” görünce yine aklıma Faruk, kepeneği ve söyledikleri geldi: “Bu üşütmez ki!”
Afyon gibi “kara” ikliminin hakim olduğu bu kentte yavaş yavaş kışa dönen mevsimin soğuğu üşütmüştü de, o nedenle mi bu söz aklıma gelmişti; yoksa orada öyle asılı duran ve rüzgarla sallanan o kepeneklerin içlerinde sanki birilerinin olduğunu mu düşünmem mi üşümeme yol açmıştı bilmiyorum. Ama şiddetle “ürperdiğimi” anımsıyorum. Hatta şu anda bile; yani o kare gözümün önüne gelince. Tam o sırada çantamdan fotoğraf makinemi çıkarmış ve burada gördüğünüz kareleri çekmiş olmalıyım.
Arkamdan bir ses “onların yapıldığı dükkanlar az ileride” dedi. Onun işaret ettiği yöne doğru yürüdüm. Fotoğrafını çektiğim evin çaprazında karşı taraftaydı keçelerin yapıldığı dükkan. O onarılmamıştı. Çarpık, boyaları dökülmüş tahta bir kapısı vardı, bu eski taş dükkanın. Kirli camlarından içerisi görünmüyordu. Kapıyı itip içeri girdim.
Biri daha yaşlıca iki erkek yerde oturuyordu. Genç olanın önünde bir sergi, elinde de yünler vardı.
Merhabalaştıktan sonra “hâlâ satabiliyor musunuz yaptığınız bu kepenekleri” dedim. Bir yandan işini sürdürürken “Allah razı olsun, idare ediyor, nafakamızı çıkarıyoruz” dedi daha keçelerle uğraşan. Utandım söylediklerinden. Bir keçenin nasıl yapıldığını, nasıl emek isteyen bir iş olduğunu biliyordum. “Çoğunu turistler alıyor” dedi yaşlıca olan.
Ardından ekledi: “Arada da sahiden çobanlık yapanlar da çıkıyor. Ama onlar da daha çok hava olsun diye alırlar.”
Birkaç kare fotoğraf da içeride çektim izin isteyip. Soğuk havaya karşın ter içinde çalışanın fotoğrafını çekmeye yüzüm tutmadı. En azından bir keçe kepenek de ben alsaydım o zaman onun resmini çekmeye hakkım olurdu diye düşündüm.
Alamadım! Ne yapayım, kişisel bütçemde bu iş ayrılmış bir “fasıl” yoktu.
Bu tükenişte hepimizin payı var…
Sonradan araştırdığımda, buradaki keçecilerin sayılarının bir elin parmaklarından daha az olduğunu öğrendim. Cesaret edip o zaman soramamıştım; “kaç kişi kaldıklarını”; alacağım yanıttan korktuğum için. Modern yaşamın ve değişen değerlerin neden olduğu bu “tükeniş”te herkes gibi benim de payım olduğunu düşündüm. Ben de bu dönemde yaşıyor; onlar için bir şey yapmıyordum.
Onları orada öyle boyunları koparılmış cesetler gibi sallanırken görmesem belki benim de aklıma gelmeyecekti; keçecilik, ondan yapılan kepenekler…
Özel olarak ilgilenmekten vazgeçtim, belki farkına bile varmayacaktım. Tıpkı Sandıklı’da varmadığım gibi. Oysa Keçecilik işinde adı sayılan yerlerden birisi de orasıymış. Bunları yazarken tiyatro yaptığım sıralarda, bir oyundan aklımdan kalan “Açlık çok kötü bir şey be ağabey” repliği aklıma geldi ilkin. Sonra da sevgili Mahmut Ortakaya’nın “İşini yitiren aç kalır. Aç olan da önce onurunu yitirir” sözleri. Sonra ülkenin, insanın, dünyanın bugünkü hali.
Tanesi 90-100 YTL’ye satılan bu kepeneklerden günde ancak, o da belki bir tane satan bir usta, yanındaki çırağı, ikisinin eline bakan üç-beş kişinin boğazı, el sanatlarının yaşamasına ne kadar yetiyordu ki acaba?
Yazıyı yazarken internette bir tarama yaptım. Keçecilik ve keçecilere dair. Afyon’da 19. yüzyıl sonlarında, yaklaşık 150 keçeci dükkanı varmış. 1920’li yıllarda 50 keçeci esnafı olduğunu, 1933 yılında ise esnaf cemiyetine 12 keçecinin kaydının bulunduğunu, 1966’da 20-25, 1982’de ise 24 keçeci dükkanının çalıştığını öğrendim.
Şimdi daha çok turistlere satış yapan üç, dört dükkanda çalışan keçecilerin on yıla varmadan tümüyle ortadan kalkacağını söylemek her halde kehanet sayılmamalı. Sonra yünün keçe haline gelmesi için yapılanları bir daha düşündüm. Bilmediğim yanlarını bu konuyla ilgili siteleri dolaşarak öğrendim.
Bu keçeleri eski ustaların, ya da onların çıraklarının yapmalarını beklemek; üstelik teknolojinin olanaklarıyla bu iş çok daha kolay, çok daha az emekle üretilmesi mümkünken gerçekten doğru mudur diye düşündüm uzun uzun. Makinede üretilenin fiyatıyla, elde üretilenin rekabet etmesini istemek büyük bir haksızlık değil midir? Emeğin en yüce değer olduğunu söyleyenler acaba bu konuda ne diyorlar, ne yapıyorlar; onları düşündüm. Bu durumun farkına varmak insanın içini acıtıyor açıkçası.
Ama bir değerin yitip gittiğini, kaybolduğunu görmek de bir o kadar acı veriyor insana!
Kırk katır mı kırk satır mı? Seç beğen birisini. Seçemiyorum.
Yıllar önce Buldan’da bir eski evin girişinde kurduğu “yer tornasında” ağaçtan havan, beşik ve çeşitli oyuncaklar yapan 80 yaşındaki ihtiyar bir tahta ustasının söylediği “Bu işi yapan kimse kalmadı evlat, ben ölünce bu sanat ölecek” sözleri ve onları söylerken gözünden dökülen gözyaşları da aklıma geldi, bunları yazarken. O ihtiyarı düşündüm bir de. Sanatını eğer kimseye öğretmeden öldüyse mutlaka gözleri açık gitmiştir.
Tıpkı son Ubıh’ın konuşacağı kimsenin kalmaması nedeniyle 15 yıl hiç konuşmadan yaşaması ve sonunda onun ölümüyle birlikte bir “soy”un, bir “dil”in, bir “söz”ün, bir “kültür”ün ortadan kalkması gibi…
Neredeyse parmakla sayılacak kadar azalan “el sanatları”nın en azından bir toplumsal bellek olarak muhafaza edilmesi, günümüzde çok mu zor ya da olanaksız sizce.
Yiten her şeyde hepimizin payı var bence. Eğer yiten şeyler birilerine bir şeylere zarar veriyorlarsa “yitsinler”. Ama onların yitmesinden bugün ya da yarın biz zarar göreceksek o zaman hepimiz onların yitmemesi, bir değer olarak varlıklarını sürdürmeleri için hep birlikte bir şeyler yapmalıyız. 1940’lar Almanya’sında anlatılan öyküdeki gibi söyleyeyim “günün birinde yitme sırası bize geldiğinde bunun farkında olacak kimse kalmayacak!…”
O zaman “o güzel insanlar o güzel atlara bindiler gittiler” diyecek kimse de olmayacak…
kaynak;internet içeriklidir
BİA Haber Merkezi - Afyon
1 Aralık 2007, Cumartesi
Mustafa SÜTLAŞ
——————————————————————-
SANDIKLI’DA KEÇECİLİK
El sanatları içinde en eski tekniklerden biri olan tepme keçe sanatı, Orta Asya’ya özgü göçebe yaşam biçiminin bir öğesi olarak gelişmiş ve batıya yönelen Türk boyları tarafından Anadolu’ya taşınmıştır. Sandıklı el sanatları içinde önemli bir yere sahip olan keçe yapımı 1950′li yıllarda 21 dükkanda üretilip satılmaktaydı.
Keçenin temel hammaddesi yündür. Tepme keçe atölyelerinde ürünlerin elde edilmesinde kalıp, kalıpleş, çubuk, makas, halat, su kabı, süpürge, terazi, buhar kazanı, boya kazanı gibi basit araçlar kullanılmaktadır. Keçe ürünleri desenli veya desensiz üretilmektedir. Keçe yapım atölyelerine ulaşan yünün kalitesine veya rengine göre ayrılması, ürünün boyutlarına uygun miktarda elyafın tartılması ve atılması, desenin hazırlanması tepme keçe yapımında uygulanan ön işlemlerdir.
Üretim esnasında desenlendirmenin yapılabilmesi için, daha önce oluşturulmuş ve uygun renklerde boyanmış keçe yüzeyler kullanılmaktadır. Desene uygun biçimlerde (baklava, .erit vb.) kesilen bu parçalar, desenin elde edilmesinde doğrudan etkili olmaktadır. Desenin hasırın üzerine yerleştirilmesinden sonra atılarak serbest hale getirilmiş yünün, çubuk veya sepki denilen araç yardımıyla serpilmesi işlemine saçma denir. Yünler musluk suyu ile ıslatılır. Bu keçeleşme etkenlerinden biri olan nemi sağlamaktadır. Yün, hasır ile birlikte sarılarak tepilir ve hamamda pişirilir. Hamamda veya atölye ortamında pişirme işlemi tamamlanan keçe ürününün, bitirme işlemine geçilir. Bol su ile çiğnenerek durulanan keçe, süzdürülerek kurutulur.
Keçe ürünlerinin kullanım alanları arasında yaygı, seccade, kepenek, kundak, çizme ve patik, sikke, fes, pano, kapı perdesi, sedir keçesi, yelek, yolluk, heybe, deve ağızlığı ve paspas bulunmaktadır13. Keçe ürüne, yapan ve yaptıran kişilerin adları yazılır. Keçelerin üzerine mavi, kırmızı yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmektedir. Demiryolu, göbek, yıldız keçelerin üzerine işlenen motiflerden bazılarıdır.
Tarih boyunca birçok yerde kullanılan keçenin kullanım alanı, sanayiinin getirmiş olduğu yeni ürünler nedeniyle giderek daralmıştır. Bu nedenle keçecilikte yok olmaya yüz tutan el sanatlarımızdan biri olmuştur. Günümüzde Sandıklı’da keçecilik yapan dükkan sayısı bir taneye düşmüştür. Afyon’da ise bu sayı 3 tür. Sandıklı’daki keçeci dükkanında Ömer Topbaş ve Hüseyin Alan ilerleyen yaşlarına rağmen çalışıyorlar. O da iş olursa yılda birkaç ay.
Keçeci ustalarından Hüseyin Alan’la görüştük. Bize şunları söyledi: “1929 yılında Sandıklı’da doğdum. Bu işe çırak olarak 9 - 10 yaşlarında başladım. Asker dönüşü Sandıklı’da 21 keçeci dükkanı vardı. Afyon’da ise keçeci dükkanı sayısı 55 ti. Sandıklı’da bizden başka bu işi yapan kalmadı. Afyon’da 3 dükkanda çalışanlar var. Ömer Topbaş’la birlikte onun dükkanda yılda 1-2 ay çalışıyoruz. İşler artık bitti. Keçeye olan ihtiyaç ta piyasaya çıkan suni şeylerle ortadan kalktı. Eskiden insanların geçim kaynağıydı keçecilik. Alüminyum kaplar, çelik tencereler çıktı bakırcılık bitti, suni eşyalar çıktı keçecilik bitti. Baksanıza, neredeyse Sandıklı’da leblebici dükkanı bile kalmadı.”
kaynak;internet içeriklidir.
——————————————————————-
Basından.
Keçe sanatı geri dönüyor.
İngiltere`nin başkenti Londra`da 15 yılı aşkın süredir keçeyi hayata döndürme operasyonunu yürüten moda tasarımcısı Selçuk Gürışık, koyunculuğun yaygın olduğu Kars`ta yok olmaya yüz tutan keçe sanatını hayata kazandırmak için kolları sıvadı. Kars`ta kadınlardan oluşan bir keçe atölyesi çalışması başlatan Gürışık, Anadolu Kültür A.Ş. ve Kadın Merkezi`nin (KA-MER) ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında iş istihdamına kazandırılmaları için bölgede keçe ustası artıyor.
Keçe ile restoran dekorasyonu hayata geçiren ve A`dan Z`ye her türlü ev eşyasını keçeden yapabilen Gürışık, Konya, Afyon ve İzmir`de 3 keçe ustasına yeni iş imkanı, yurt dışına açılma, internet siteleri kurma ve onlara satış yapma imkanları sunduktan sonra benzer bir çalışma için Kars`a geldi.
Anadolu`nun geleneksel el sanatları içinde önemli bir yeri olan keçeciliği kaybolmaktan kurtarmayı hedefleyen Gürışık, Topkapı Sarayı Keçe Sergisi`ni tasarlamasının yanında Londra`daki British Museum`da `Contemparary Anatolian Felt` adlı daimi serginin de tasarımcısı. Gürışık şimdi de Anadolu Kültür A.Ş. ve KA-MER`in ortak projesi olan el sanatlarına katkı sunuyor.
Keçe sanatına gönül vermiş bir tasarımcı olduğunu söyleyen Gürışık, `Son 25 yıldır keçe yapıyorum. Doktora tezimi Londra`da bitirdim. Bir sürü de sergi açtım. En önemlisi de İstanbul-Mardin arası keçecilerin yüzde 90`nıyla görüşüp röportaj yapma imkanı buldum. Bunları kayda geçirdim ve çalışmalarımı tamamlayıp tekrar Londra`da, `Yaşayan Anadolu Keçeleri` adlı bir sergi çalışmam oldu. Şu anda Londra`da mevcut bir koleksiyon var. Şimdi de Kars`tayım ve Anadolu Kültür A.Ş`nin KA-MER ile birlikte yürüttüğü projede kadın enerjisini kinetiğe dönüştürüp ürün geliştirme çalışmalarının hızlandırılmasına katkıda bulunuyorum. Umarım bu proje süreklilik arz edecektir. Ben bir koltuk değneği gibi değil de bir destekçi olmayı amaçlıyorum. Uzaktan bile olsa ilişkimizin devamı ürünün gelişmesini sağlayacaktır` dedi.
`Yeni sergiler, ülke dışına açılma, ülke içinde de Kars`ta var olup da yok olmuş keçeciliğe geri dönüşü amaçlıyoruz` diyen Gürışık, `Kars`ın diğer el sanatlarıyla olan ilişkisini ve kültür birikiminin çok değişken ve yoğun olduğu için ben inanıyorum ki birikime olan bu kültür keçeyle yapılan ürünlere yansıyacaktır. Onun içinde şu anda 10 kadınla birlikte çalışmaktayız` diye konuştu.
Keçeciliğin, 10. yüzyılda Orta Asya`dan Anadolu`ya geldiğinde bir kadın işi olduğunu da hatırlatan Gürışık, `O yıllardan sonra keçe erkek işi oldu. Gerek güç gerektirdiği ve de çalışma şartlarının ağır olmasıyla erkek işi oluverdi. İlk kadın hareketiyle başlayan ve sıcak giden iş umarım delikanlılarımıza ve yeni çıraklara usta olacak erkeklere de yansıyabilir bir iş haline gelir.
Günümüzde kadın erkek ayrımı kısıtlamasının olmaması gerektiğine de inanıyorum. Fakat kadın elinin temizliği ve el sanatlarına yatkınlığı diğer tığ, örgü, dikiş ve kesim gibi işlerdeki becerilerini de bir araya topladığımızı düşünerek bu işe kadınlardan başladık. İyi örnekler verir ve diğer insanlarında dikkatini çekersek eminim açacağımız bir erkek atölyesinde yeni genç arkadaşlarla işsizliği giderecek yeni alanlara doğru açılabileceğiz` şeklinde konuştu.
`USTA VE ÇIKAR ARIYORUZ`
Gürışık, şu anda çalışmayan fakat eskiden keçecilik yapmış usta yada çırak aradıklarını da belirterek, şunları söyledi:
`Kars`ta bitmiş keçecilik sanatı hakkında bilgisi olan herkesin belediyeye müracaatını bekliyoruz. Bu yeni hareketimize kendisinin kişisel gücüyle katkısı, profesyonel iş gücü olması adına duyurumuzu yapıyoruz. Belediye kanalıyla bizlere ulaşırlarsa birlikte çalışma olasılığımız yüksek olur. Yeni gelenlere ve kendilerine de bir iş gücü sağlamış oluruz. Bu önemli bir noktadır ve dikkate alınmasını rica ediyoruz. Bizim burada ölmüş keçeciliği yeniden yaşatmamızın esas amacı bir iş gücü sağlamaktır.
Belediye aracılığıyla kurulacak merkezde, atölyede yeni bir faaliyet alanında bize ulaşan insanlar bir fiil çalışarak iş gücü kazanacaktır. Eskiden bildikleri bugün yok olmuş yapılmayan el sanatının yenilenmesinde katkısı olduğu için bizimle birlikte çalışacaklardır. Onun için birlikten güç doğar inancıyla duyurumuza cevap veren insanları tek tek değerlendirip kendi ekibimizde çalışma alanı oluşturacağız. Kendilerinin işsiz ve atıl olan el sanatı bugün onlara yeniden kazanç sağlayıp hem çevrelerinde hem de ailelerinde eski kaybettikleri değerleri geriye getirmiştir. Aynı faaliyet bu zincir içerisinde Kars`ta fakat daha hızlı otorite birlikteliğiyle organize olmuş bir oluşumla gelişecektir. Amacımız bunu Kars`tan sonra diğer şehirlerde de uygulamaktır.`
Anadolu Kültür A.Ş. Kars Projeleri yöneticisi Burcu Yılmaz ise, `Kars`ta 2005 yılında Kars Sanat Merkezi`nin belediye bünyesinde kurulmasıyla adım attık. Daha sonra bir çok yerde sanat ve kültür çalışmaları gerçekleştiriliyor. 2007 yılının Ocak ayından itibaren de kadınlarla ortak bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmaların da el sanatları atölyesi olması şekline karar kıldık. Bu konuda çalışacağımız ürünün de keçe olmasını seçtik. Çünkü Anadolu`nun bir çok kentinde zaten keçe sanatı kaybolmuş durumda. Kars`ta da böyle bir sanatın yapıldığını biliyorduk ve bunu canlandırmak içinde güzel bir başlangıç olacağını düşündük. Projemizi KA-MER`le ortak yürütüyoruz. KA-MER`in desteği ile beraber keçe atölyesinin üçüncü aşamasına geldik. İlk iki atölye Kırgızistan`dan gelen ustalarımızla gerçekleşti. Daha çok tasarım olan bu atölyemizde de keçe tasarımcısı Selçuk Gürışık`la beraber çalışıyoruz. Amacımız Kars`ın eski keçe sanatını canlandırıp bir anlamda da bu yolla kadınlara iş istihdamı sağlamaktır.
Bu iş elbette ki uzun vadeli planlanması gereken bir iş ama başarıyla ilerlediğimizi düşünüyorum. Şu an atölyemizde 10 kadınla çalışıyoruz. Bu çalışmamız şimdilik 4 gün sürecek. Bu 4 günün sonunda da bu işi sürekli kılıp burada açacağımız keçe atölyesi yoluyla hızlı bir şekilde üretime geçmeyi hedefliyoruz. Bu noktada umarım Karslılar`ın da desteğini alırız. Yani keçe sanatıyla uğraşmış olanların bir şekilde bizimle temasa geçip bir işbirliği oluşturmalarıdır` dedi.
İha
——————————————————————-
Ödemiş’te Keçeler Günlük Kıyafetlerde Yer Aldı ;
Ödemiş’te unutulmak üzere olan el sanatı ürünlerinden keçe, günlük giysiler üzerinde yer alarak yeniden hayat bulmaya başladı. Beyaz üzerine nakışlı keçe işlemeleriyle ünlü İzmir”in Ödemiş ilçesinde dede”den toruna kalan keçeler, günümüz koşullarına ayak uydurarak giysilerde kullanmak üzere özel renkli yünlerle birleştirilerek kumaş haline getiriliyor. Yün katışımlı motiflerle süslü keçe kumaşlardan üretilen kıyafetler, vitrinlerde boy gösteriyor.
Dededen kalma yöntem
Ödemiş”in Bademli beldesi ve Yıldız çarsında dededen toruna devraldıkları keçecilik mesleğini sürdüren keçe ustası Erol YÜNEL ve M. Ali ÖZBUDAK,eski tip keçenin günümüz de artık şark köşesi aksesuarı olmaktan öte gidemediğini belirterek, geçmişi dokumacılık tarihinden eskiye uzanan keçeciliğin, Selçuklulardan gelişmiş bir el sanatı olduğu Osmanlı döneminde ise Konya, Bursa, Ödemiş ve tire”nin keçecilik merkezleri olarak anıldıkları bildirildi. Keçe baş ustası Bademlili Erol YÜNEL dedelerinden öğrendikleri yöntemle ürettikleri kumaşlardan yapılan şal, yelek, etek bluz ve çeşitli kıyafetlerin yoğun ilgi gördüğünü belirterek, beyaz keçe üzerine nakışlı keçe seccadeleri, yazmalar koltuk ve sandalye minderleri ile de Ödemiş”in tanındığını söyledi. Erdinç ADALIOĞLU
kaynak;
www odemis.net
——————————————————————-
KEÇECİLİK
Konumuz olan keçecilik ve keçeyle ilgili halk arasında sık kullandığımız deyimlerden birkaç örnekle başlayalım yazımıza.
“Keçe kepeneğe gümüş düğme”
“Keçe kepenek altında gümüş düğmeler var”
“Keçeyi sudan çıkarmak”
“Keçeyi suya atıp çıkan yerini taşlamak”
Keçe, koyun, tavşan, deve, lama gibi hayvanların yünleri ile tiftik keçisinin kıllarının su, sabun ve ısı yardımıyla oluşturulan alkali bir ortamda liflerinin birbiri arasına girmesi ile elde edilen atgısız-çözgüsüz sıkıştırılmış tekstil örneğidir.
TDK sözlüğünde keçeyle ilgili şu tanımlar yapılıyor:
1.Yapağı veya keçi kılının dokunmadan, yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş.
2.Bu kumaştan yapılmış olan: Keçe külah, keçe çadır.
3.Yere serilen halı, kilim gibi yünlü döşemelik.
4.Hayvansal tekstil elyafı olan yün elyafının bükme ve dokuma işlemleri yapılmadan birbirine bağlayarak sağlam, bükülgen bir kumaş meydana getirme işlemi.
Keçe, yapağı veya keçi kılının dürülüp kuvvetlice basılması veya dövülmesi ile elde edilen, kepenek, çarık, külah ve döşeme örtüsü gibi şeylerin yapımında kullanılan dokunmamış kaba kumaştır.
Hayvansal tekstil elyafı olan yün elyafının bükme ve dokuma işlemleri yapılmadan birbirine bağlayarak sağlam, bükülgen bir kumaş meydana getirme işlemi.
Günlük yaşantımızda da kullandığımız bu deyimlere konu olan keçecilik mesleği çok eskilere dayanan bir geçmişe sahiptir.
Keçecilik özellikle soğuk iklimlerde yaşayan ve geçimini hayvancılıkla yapan toplumların buluşudur. Sıcak tutması ve ısıyı geçirmemesi yaygı ve giysi olarak kullanılmasına sebep olmuştur.
Şimdi keçenin kısaca tarihine bir göz atalım.
Halıcılık ve kilimcilik gibi keçecilikte Türklerin bulduğu ve dünyaya yaydığı bir meslektir. Keçe Orta Asya Türklerinin günlük yaşamlarında çok önemli bir yere sahiptir. Başlarına giydikleri ve adına “börk” dedikleri giysi keçeden yapılmadır. Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lugat-it Türk isimli eserinde bu baş giysisine oldukça geniş yer vermiştir. Börk için kullanılan kalıpların kağıt veya çamurdan yapıldığını , imece usulü yapılan börk dikişinin uzmanlık isteyen bir iş olduğunu yine
Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde anlatmaktadır.
Kara ikliminin özelliği olan gündüzleri sıcak , geceleri ise çok soğuk bir iklime sahip Orta Asya da Türkler hayvancılıkla uğraşırlardı. Hayvan yünlerinden keçeyi yaparak bu zor şartlardaki yaşamlarını kolaylaştırmışlardır. Hem kullandıkları eşyaları , onların süslemelerini , giysilerini , altlarındaki açkıları ve nihayet çadırlarının örtülerini yetiştirdikleri hayvanlarının yünlerinden yapmışlardır.
M.Ö. 6 yüzyılda ortaya çıkan Hun Türkleri çadırlarının dışını ve bu çadırların içlerindeki yaygıları yaptıkları keçelerle kaplamışlardır. Yurd dedikleri çadırlarının içerisine yaydıkları ve misafirlerinin altlarına açtıkları keçeleri renkleri ve motifleri ile dikkat çekerdi. Yün minderlerinin üzerlerinde de keçe açkılar bulunurdu. Hayvancılıkla uğraşan ve bunların yünlerinden faydalanarak keçe , kilim yapar ve bu işlerde ailece çalışırlar büyük uğraş verirlerdi.
Güney Sibirya da Altay Dağlarının Doğu bölümünde Biyak’ın Güney Doğusunda bulunan Pazırık vadisindeki kurganlardaki buluntular İ.Ö V.yüzyılda da keçenin Hun Türkleri tarafından kullanıldığını göstermiştir. Çok iyi korunmuş olan bu kurganlardaki keçe, deri ve kürkten yapılmış giysiler aplike motiflerle süslüdür.
Motiflerde mitolojik hayvanlar, kurt, geyik, kuş, kuğu ve aslan kullanılmıştır. Keçe örtüler ve giysiler olağanüstü sanatsal ve kültürel düzeydedir. Yün saklanması ve korunması çok zor bir malzemedir.
Bu kurganlardaki yün malzemeler yüzyıllardan beri günümüze kadar gelebilmişse bunu Sibirya’nın soğuk iklimine borçludur. Bulunan bu eşiz güzellikteki eserleri Sen-Petersburg Ermitaj müzesinde görmek mümkündür ( Kurgan= Toplu mezarlar)
Selçuklu Türkleri de tepme keçeden yapılmış çobanların giydiği kepenekleri kullanmışlardır. Çobanları yağmurdan ve kardan korumak üzere yapılan külahı da olan tamamı keçeden yapılan bir giysidir.
Çobanların simgesi haline gelen kepenek Selçuklu dönemine ait tepme keçeden tek parça olarak yapılan bir üründür. Konya ilimiz Selçuklular döneminde keçe imalatında önemli yer tutar. O dönemde Mevlana’nın Mevlevi teşkilatı üyeleri de başlarına “sikke” adı verilen keçeden yapılmış külahlar giymişlerdir.
Keçecilik çok az da olsa günümüzde Güneydoğu İllerimizden Şanlı Urfa da yapılmaktadır.
“ Eyvana serdim keçe
Neçe bir ömrüm geçe
Acep o gün olur mu
Yarim elime geçe”
Dizeleriyle de türkülerine de keçecilik mesleği konu olmuştur. İlk keçe yapımıyla ilgili çeşitli söylentilerde vardır. Keçe ustalarından Ebu Said ayakla tepme işleminden sonra yünün keçeleşmediğini görür. Yeniden tepme işlemine başlar. Ancak yine yünler birbiriyle kaynaşmamıştır. Ebu Said Usta günlerce sabır ve inatla yünleri tepme işlemine devam eder.
Bu kadar uğraşa rağmen keçeyi yapamamasından dolayı çok üzülür, ağlamaya başlar. Bu arada yünü hem teper hem ağlar. Gözyaşları yağmur damlaları gibi teptiği yünün üzerine akmaktadır. Bir müddet sonra tepme işini bırakır yüne tekrar bakar.Yün yumağında gözyaşlarının düşüp de ıslattığı yerlerdeki yünlerin keçeleştiğini görür. Bu suretle tepme işlemi yapılırken su serpilmesinin gerekliliğini anlar.
Urfa yöresinde yaygın kanı ise kurak bölgede yetişen kuzuların yünlerinin keçe yapımı için diğer yünlerden daha elverişli olduğudur. Sulak yerlerdeki kuzuların yünlerinin de iyi keçeleşmediği üzerinedir. 6 aylık kuzuların yünlerinin keçe yapımı için ideal olduğu söylenir.
Keçecilik çok yaman emek isteyen bir iştir. O nedenle keçe kahır türkülqrine de konu olmuştur. Ozan otutduğu keçe yaygıdan yola çıkarak sorunlarını dıle getırır.
İşte Fethi Perilioğlu’un derlediği bir keçe türküsü.
Odam dört köşe, halısı Keçe
Kime derdim yansam saymazlar heçe
Düşündüm başıma böyle ayık değilem
Fırat kenarında yüzen kayık değilem
Bu kara günlere gardaş lâyık değilem
Odam dört köşe, halısı Keçe
Kime derdim yansam saymazlar heçe
Bu dağların arkasını nerden göreyim
Dostumu düşmanı nasıl bileyim
Göz göz olmuş yaralarım kime gideyim
Odam dört köşe, halısı Keçe
Kime derdim yansam saymazlar heçe
Hangi bir derdim söyleyim bu kadar yeter
Bugün dünden kötü gardaş yarını beter
İnsan olan hiç ku kadar kahır mı çeker
Odam dört köşe, halısı Keçe
Kime derdim yansam saymazlar heçe
KEÇE NASIL YAPILIR?
Keçeciler keçe yapımına en uygun yünleri alırlar. Bu yünler koyun ve kuzuların üzerinden olduğu gibi kırpıldığından çok kirlidir ve yapağısı vardır. Bu yünler yıkanır ve kurutulur. Daha sonra hallaç aleti ile elyaf haline getirilir. Yünün içerisinde topaklanmış halde yün parçası kalmamalıdır. Bu işlem sırasında yünden çıkan tozlar zaman içerisinde keçeci ustalarının ciğerlerini doldurmakta ve nefes darlığına sebep olmaktadır. Yünün elyaf haline getirme işlemi kapalı alanlarda değil, açık havada yapılmalıdır.
Yere açtıkları büyükçe bir telisin üzerine ( bu telisin büyüklüğü yapılacak olan keçenin büyüklüğü ile orantılıdır ) elyaf halindeki yünler serpilmeden önce eğer renkli nakışlı bir keçe olacaksa , siyah yünlerden yapılmış ham keçeden (keçeci hamamında pişirme işleminden geçmemiş olan keçe) , keçe makası ile kesilmiş nakış şekilleri telisin üzerine dizilir.
Aralarına başka renklerde desenler de konacaksa (Keçe yapımında kullanılan yünler daima kök boya ile boyanır) yine renkli yünlerden oluşan ham keçeden kesilen motifler kullanılır. Daha sonra bu yün nakış parçalarının üzerine elyaf haline getirilmiş yün serpilir.
Yünlerin aynı kalınlıkta olmasına ve nakışların bozulmasına çok dikkat edilir. Bu iş için sepki denilen beş veya altı parmaklı el şeklinde ahşaptan yapılma bir alet kullanılır. Keçenin her tarafının kalınlığının bir olması çok önemli bir iştir.Bu nedenle yün serpme işlemi çok önemlidir. Genellikle keçe yapımındaki bu aşamada kirli renkli yünler orta tabakaya serilir.
Üst tabakadaki yünler temiz ve beyaz yünlerden olmalıdır.Yere yaygı olarak telis bulunamazsa amerikan bezi de aynı işi görür. Son olarak yünlerin üzerine ya el ile yada süpürgeyle su serpilir. Açkının baş kısmına konulan bir sırıkla beraber serpilen yünler, telisle birlikte kıvrılarak sıkıca rulo haline getirilir.
Daha sonrada sağlam kendirle bu yün rulosu sıkıca bağlanır. Ayakla tepme işlemi sırasında yün rulosunun açılmaması gerekir. Daha sonra düzgün bir zeminde bu yün rulosunu ayakları ile tepmeye başlarlar.
Yün rulosunun büyüklüğüne göre tepme işlemi birkaç kişi tarafından yapılır. Ayaklar ile yapılan tepeleme işinde zeminin bir ucundan diğerine gidilir ve aynı hareketi tekrar ederek geri dönülür. Bu arada da ayaklarına güç verdiklerine inandıkları:
“Hıh” “Hıh” diye ses çıkarırlar. Oduncuların odun kırarken tenisçilerin de raketle topa vururken çıkardıkları sesler gibi. Tepme işlemi bayağı zaman alan bir iştir. Bundan dolayıdır ki bazı yerlerde makineler kullanılmaktadır.
Bir zaman sonra rulo açılır, keçeleşmeye başlayan ham keçenin eğri kenarları düzeltilir. Tekrar yüne su serpilerek rulo yeniden yapılır. Sicimlerle sıkıca rulo tekrar bağlanır. Tepeleme işlemine yeniden başlanır.
Bu işlemden sonra tepelenen yünler sıkışmıştır.Keçenin bu haline ham keçe denir.Keçe yapımında asıl zahmetli ve zor işlem bundan sonra başlar. Keçenin bundan sonraki serüveni için bazı hamamlar da keçecilere özel yerler vardır.
Hamamın sıcaklığı ve rutubetli ortamı keçenin ikinci aşaması için elverişli bir ortamdır. Keçe , bir insanın kucaklayıp göğsüne alabileceği boyuta getirilecek şekilde katlanır. Hamamlardaki seki üzerinde çevrilerek göğüsle dövülür.
Hem keçeci ustasının teri hem hamamın sıcak buharlı ortamı keçe yünlerini birbirinden ayrılamaz bir duruma getirir. 4-5 saat süren bu uğraşı sonunda keçe yapımı tamamlanır. Hamam da yapılan tepme işleminden sonra keçe açılarak kenarlarının eğriliği düzeltilir. Güneşe kurumaya bırakılır.
Keçe yapımında ; kalıp, çubuk veya sepki, makas, halat, su kabı, süpürge, terazi,çirpi, yay, kiriş ve tokmak gibi basit el aletleri kullanılır.
Şanlıurfa il merkezinde, bulunan Keçeci Hamamının (Merkez) kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak Evliya Çelebi seyahatnamesinde Urfa’daki keçeci esnafının keçe pişirmesi amacı ile yaptırdığı bu hamamdan söz etmiştir. Bu durumda hamamın XVI.-XVII yüzyılda yapıldığı varsayılmaktadır.
Konya İlimizde de keçeci hamamı vardır. Sahip Ata Külliyesi içerisinde bulunan hamamın bir bölümü keçeci ustalarına ayrılmıştır. Bu hamam Selçuklu veziri Sahip Ata tarafından dönemin önemli mimarlarından Kölük Bin Abdullah tarafından yapılmıştır.Çifte hamam planında yapıldığından keçecilere özel keçehanesi bulunmaktadır.
Babamın mesleği semercilikti. Çocukluğumda babamın yanına gider hem ayak işlerine koşar hem de çalışırken babamı izlerdim. Babam, semerin ve boyunduruğun içine keçe dikerdi. Keçeyi de Kahramanmaraşlı keçecilerden alırdı.
Bugün hala Kahramanmaraş ta semer diken bir iki usta var. Ben gittim bu semerci ustalarını gördüm. Mesleğe olan ihtiyacın az olmasından bu semercilerin üçü dördü birden bir dükkanda çalışıyorlardı.
Semerciliğin olmazsa olmazı olan keçe ihtiyaçlarını K.Maraşlı keçe ustalarından alıyorlardı. Onlar keçeye ihtiyaç duydukları sürece keçecilik mesleği de onların etrafında azda olsa hayatına devam edecektir.
Keçe en çok yaygı amaçlı kullanılmaktaydı. Seccade, kepenek, kundak, çizme ve patik semazenlerin kullandıkları sikke, fes , pano , kapı perdesi, sedir keçesi , yelek, yolluk, heybe , deve ağızlığı , paspas ve çadır örtüsünü de keçenin kullanıldığı yerlerdir. Ayrıca kış keçesi, ev keçesi ve at keçesini de sayabiliriz.
Çobanların kışın giydikleri kepenek tek parçadır. Dikişli , dikişsiz ve nakışlı olanı vardır.
Kış Keçesi beyaz yünden olup kenarları çirtiklidir. Yapıldıktan sonra yün boyası ile boyanır. Kış aylarında evlerde ağırlanan misafirlerin oturdukları yün minderler üzerine serildiğinden ebatları alttaki minderin ölçüsünde olur.
Alakeçe ( Yaygı keçesi) evlerde, çadırlarda yerlere serilen desenli veya desensiz değişik boyutlarda keçelerdir.
At keçesi ; çıplak at üzerine konularak eğer vazifesi görür , bazen eğerin altına yerleştirilen keçe türüdür.
Keçeden yapılan eşyalarda kullanılan motiflere gelince genelde Şahmaran gibi başı insan , gövdesi yılan olan efsanevi canavar motifinin yanı sıra , tavus kuşu , aslan, kartal, kuzu, balık , güvercin gibi hayvanlar stilize edilerek kullanılmıştır. Acem nakışlarında hayvan figürlerinin yerine geçen küme küme renkli kabartılmış yünler kullanılmıştır.
Burada önemli olan esas nakışa bağlı kalmak değil, ustanın oluşturduğu renk armonileridir.Keçe süslemelerinde ustanın maharet ve yeteneğini ortaya koyması çok önemlidir.Bu durum ustalar arasında rekabeti de kızıştırmaktadır. Ustalar kullandıkları nakışlara da kendileri isimler vermişlerdir.
Nakış çeşitlerine birkaç örnek verelim.
Somun nakışı ; iki göbek arasına yerleştirilen motiftir.
Somun yıldız nakış ; etrafı kırmalı baklava dilimi şeklinin içine yerleştirilen sekiz köşeli yıldız şeklinde bir nakıştır.
Kantarma nakışı ; Göbek motifleri arasına yerleştirilen üçgen şekillerden oluşan nakıştır.
Göbek nakışı ; Kırma kenarlı daire içerisinde birbirini çaprazlama kesen çizgilerden oluşumaktadır..
Dal nakışı ; Ustanın yeteneğine göre keçe içerisinde kullandığı dal motifleridir.
Pul nakışı ; Yan yana belli aralıklarla sıralanmış üç adet göbek motif üçgenlerle birbirine bağlanır. Üçgenlerin kenarlarına bir parmak boğumu büyüklüğünde pul adı verilen aralıklarla süslemeler yapılır. 52 yıllık keçeci Hulki usta zor şartlarda da olsa mesleğini devam ettirenlerden biri. İzmir Tire’de yaptığı keçeler bir halı desenini aratmayacak kadar güzel. Hulki Usta yaptığı keçelerde, çiçek, dama, baklava dilimi, kafes, gül badem, keçi boynuzu, kuş,nargile ibrik ve cami desenlerini büyük bir ustalıkla kullanmaktadır.
Günümüzde fabrikasyon olarak imal edilen yaygıların üretilmesi keçeye olan ilgiyi de azaltmıştır.
Keçeden seccadeler, duvar halıları, minderler, heybeler, külahlar turistik amaçla az da olsa yapılmaktadır.
Bazı mesleklerin yaşantımızdan çekilmesiyle de keçecilik önemli ölçüde yok olmuştur.İşte keçeciliği b3sleyen mesleklerden bazıları. Semercilik, boyunduruk, hamutçuluk, kürtüncülük v.s. bu meslekler keçeciliğe göbekten bağlı olan mesleklerdi.Yaşantımızdan çekilmeleriyle keçeciliğe olan ilgide kalmamıştır.
Keçecilerin kullandıkları aletler ve malzemeler şunlardır.
Ham Keçe: Keçeci Hamamı’ndaki pişirme işleminden geçmemiş, sadece ayakla tepilmiş, yünleri kaynaşmamış keçe.
Basta: Makasla kesilerek nakış yapımında kullanılan, 3 mm. kalınlığında boyalı ham keçedir.
Fitle: Nakış yapmada kullanılmak üzere basta’dan kesilmiş düz, veya zikzaklı şeritler.
Sepki :Beş veya altı parmaklı olarak el biçiminde ahşaptan yapılır. Elyaf halindeki yünleri eşit olarak serpmeye yarar.
Yay : Kirişin gerildiği ağaç
Askı : Dut dalının “U” biçimindeki hali
Tokmak : Sert ağaçtan yapılır.Kirişe vurarak yünü elyaf haline getirir.
Kiriş : Yaya gerilen hayvan bağırsağından kurutularak yapılan iptir.
Keçecilerin kullandıkları nakışlar ve aletlerin isimleri yöre yöre değişebilmektedir.Keçecilik hayvancılığın yoğun olduğu illerimizde yaygın bir şekilde yapılmıştır.Günümüz şartlarında ise can çekişen mesleklerdendir.
Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu
Ressam
Kaynakçalar;
Yöre dergisi sayı ( 1992 yılı 12.sayı)
Gaziantep ağzı ( 1945 yılı)
Büyük Larousse ( 1986 yılı 13.cilt)
Ahmet Topbaş - Musa Seyirci, Keçe Sanatı ve Afyon’da Keçecilik
“Suyla yünün sırrı” Yazı ve fotoğraflar: Ömer Kokal
——————————————————————
Keçenin Son Delikanlısı…”
Akhisar’ın sakin ve ağır başlı çarşısı erkenden uyanır. Esnaf her sabah ağır ama bildik hareketlerle mekanının kapısını açar ve bereket duasını eder. İşte o çarşının derinliklerinde Orhan Patoğlu’nun ıslak yün ve sabun kokan dükkanı saklıdır. O, ilk günkü heyecanıyla yüne nakış veren son keçecidir.
“Ben 1934 Akhisar doğumlu Keçeci Orhan Patoğlu. 1953 yılında vergi mükellefi oldum. Demek ki 53 yıldır bu mesleği yapıyorum. Ama aslında ben 63 yıldır keçeciyim. Çünkü daha küçük bir çocukken babamın dizinin dibinde bu işi yapmaya başladım.”
Asker dönüşü birkaç iş denemesinden sonra yine keçeciliğe döner. 1959 yılında ilk yün tarama makinesini alır. İşlerini geliştirir, 70′li yıllarda ise tepme makinesini alır. Patoğlu için keçecilik sıradan bir mesleğin ötesinde tutku aslında. Öyle ki, keçeciliğin geçmişini anlatırken gözleri doluyor.
![]()
“Babam çalışırken beni dizinin dibine oturtur ve dışarıda yağan yağmurun sesi altında hep aynı hikâyeyi anlatırdı. Keçeciliğin geçmişi yünü yapağı haline getiren yayı, hallacı keşfettiğinden ötürü Hallac-ı Mansur’a kadar geriye gidermiş. Ama asıl pirimiz Ebu Said Libabid’dir. Bu muhterem zat, bugün bizim yaptığımız gibi keçeciliğin bütün işlemlerini yerine getirmiş, ayakla tepme işleminden sonra açtığı keçenin yünlerinin birbirine kaynaşmadığını ve çabuk dağıldığını görmüş. Tepme süresinin az olduğu kanaatine vararak tepmeye devam etmiş. Ancak tekrar açtığında yünlerin kaynaşmadığını anlar. Tepme işlemine kırk gün devam eden Ebu Said yine başaramayınca üzüntüsünden ağlamaya başlamış. Hem ağlayıp hem tepmeye devam ediyormuş. Keçeyi açtığında gözyaşlarının düştüğü yerlerdeki yünlerin kaynaştığını büyük bir sevinçle fark etmiş ve böylece tepme işlemi sırasında yüne su vermek gerektiğini öğrenmiştir. İşte şu gördüğünüz mübareğin sırrı sudur aslında.”
Patoğlu daha sonra el emeği göz nuruyla yaptığı keçenin macerasını anlatıyor bize.
“Keçe, yıkanmış, temizlenmiş yünden yapılır. Koyunun sırtında yıkanmış ve Eylül ayında kırkılan yün bizim işimize yarar. Bizim bu yörede koyun iki kere kırkılır. Biri Hıdırellez zamanıdır. Bir de Eylül sonuna kadar kırkılır. Temiz yünü biz kabartırız. Ya yayda atılır ya da makinede. Sonra yün, yapacağımız işe göre düz zemine dökülür. Eğer nakışlı keçe yapmak istiyorsak, top tabir edilen ince keçelerden kesilerek elde edilen çubuk ve parçalar kullanılarak kalıp dediğimiz hasır üzerine nakış döşenir. Desenin üzerine de atılmış yün birkaç tabaka halinde dökülerek çubuklarla düzeltilir. Dökme işleminden sonra çok az ılık su serpilir. Bir uçtan başlanarak düzgün bir biçimde dürülür. Kalıbın üzerine düz keçeden yapılmış olan kalıpleş sarılır. Kalıp ipi ile sıkıca bağlanan dürüm tepme işine hazırdır. Tepme ayak ile yaklaşık yarım saat makine ile yirmi dakika kadar sürer. Sıra kaplamak işlemine gelmiştir. Çözülen kalıp üzerinde keçeleşmeye başlayan yünün kenarları düzeltilir. Bu işleme ‘kapaklamak’ yada ‘çatkı’ yapmak denmektedir. Tekrar tepme işlemine geçmeden önce sabun ile su verilir. Biz bu suya ‘çılık’ deriz. Dürülen yün bir saat kadar daha tepilir. Böylece yün keçeleşmiş olur. Bundan sonra yün pişirmeye gelir. Pişirme işlemi ya makine ile yada insan gücü ile hamamda ve atölyede yapılır. Pişirmek demek birbirine kaynatmak demektir. Sonra tekrar tepilir.”
İyice kıvama gelen keçenin son aşaması perdahlamaktır. Elde tokmakla keçe düzeltilir. Asılır ve kurutmaya gönderilir. Artık keçe kullanıma hazırdır. Keçenin macerasının belki de en ilginç aşaması tepme. Şimdilerde makine ile yapılan bu işlem bir zamanlar ayakla yapılıyormuş.
“Eskiden bizim yöremizde keçe ayakla tepilir dizde pişirilirdi. Balıkesir’de ise çukurun içine girilir kol kuvvetiyle kolda pişirirlerdi. Urfa tarafında ise göğüste pişirirler.”
Patoğlu daha sonra yaptığı keçe çeşitlerini sayıyor.
“En çok kepenek yaparız. Kepenek çobanların en birinci yardımcısıdır. Çünkü yazın üzerine atar gölge olur, kışın üstüne oturur, yağmurda giyer. Katiyen su ve nem geçirmez. Beyaz ve mor yünden yaparız. Dikişsiz türü dikişli kepeneğe göre daha kıymetlidir ve yapımı ustalık ister. Eğer çoban kepeneğini iyi pişirirsen kurşun atsan geçirmez.”
“Daha sonra yaygı keçesi dediğimiz köylülerin halısı gelir. Desenlisi desensizi ve çeşitli boyları olur. Alakeçe de deriz buna.”
“Bunlar keçeciliğin en çok rağbet edilen iki kalemidir.”
“Başka Saraç Keçesi vardır. Semer Keçesi de eğerin üzerinden geçirilerek atın sağrısını örten çeşittir. Hayvanların beline konan Ter Keçesi, Paspaslar ve Ütü Keçesi diğerleridir. Sanayi Keçesini de unutmamak lazım. Mesela ben mermerleri parlatmak için Zımpara Keçesi bile yaparım. Bunlarla fayans ve mermer parlatılır. Eskiden süt keçesi yapılırdı. Bu kazanda kaynamış sütün üzerine örtülür böylelikle sütün hem yavaş soğuması hem de toz topraktan korunması sağlanırdı.”
Orhan Patoğlu’nun bu saydıkları kendi değimiyle “ahir zaman” işleri olarak kalmış keçeler. Şimdilerde esas rağbet turistik antika keçelerde.
“Bunlarda sürüm daha fazla artık. Hediyelik, minyatür kepenekler, heybeler, külahlar. Özellikle folklor ekiplerinin, Mevlana ekiplerinin, Mehter Takımlarının ayrı ayrı kalıpları vardır. Sipariş aldıkça onları yaparız.”
Şimdi sıra geldi keçenin o müthiş renkli nakışlarına.
“Kaz ayağı, boydan roba, tepsi göbek, saksılı, güllü, laleli deriz. Bunlar hep dededen atadan gelen motiflerdir. En çok göbek nakışıyla uğraşırız. Düz Göbek vardır mesela, kırma kenarlı daire içerisinde birbirini çaprazlama kesen çizgilerden meydana gelir. Kırma Göbek is düz göbek motifindeki çaprazlama kesişen çizgilerin sekiz kollu yıldız motifine dönüştürülmesi ile oluşur.”
İşte yarım asrı aşan süredir ıslak yünün içinde el emeği ve göz nuruyla bir dünya yaratan Osman Patoğlu ve onun sevdalısı olduğu keçenin hikâyesi. Patoğlu, Akhisar’ın son keçecisi. Bu macera onunla bitecek. Ama tokmağının ve yayının sesi güzelim Ege koyaklarında hep yankılanacak…
Derleyen: M. Feyza Yarar
Kaynak: http://sessizkule.blogspot.com, Ahmet Büke, Fotoğraflar: Birol Üzmez
——————————————————————————————–
Orta Asya’dan Günümüze Tepme Keçeler
Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Tepme Keçecilik
13. yüzyıl sonlarında Eskişehir yöresinde küçük bir beylik olarak ortaya çıkan ve Asya, Avrupa, Afrika kıtalarında yayılarak bir dünya imparatorluğu durumuna gelen Osmanlı döneminde; “farklı kültürlerin sentezinden oluşan, üstün bir sanat anlayışına ulaşılmıştır. Böylece Türk Sanatında Klasik Dönem olarak bilinen dönem başlamıştır.
Selçuklular döneminde kurulan Ahilik teşkilatının; esnaf ve sanatkarlara yönelik olumlu çalışmaları; Osmanlı döneminde yerini Loncalara bırakmıştır. Loncalar, toplumsal yaşantıdaki sosyal ve ekonomik sorunların çözümlenmesinde rol oynamış ve çeşitli iş kollarında kendi gelenek ve görenekleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu bakımdan debbağlar, kunduracılar, saraçlar, keçeciler gibi bir çok alanlarda uğraşı gösterenler loncalar arasında özel bir yere sahip olmuşlardır.
Nitekim bu dönemde Türk teknolojisini, toplumsal yapısını, siyasi ve ekonomik etkinliklerini ve sanatsal çalışmalarını ortaya koyması bakımından önemli bir yeri olan “Osmanlı Şenlikleri”nde çeşitli esnaf loncaları arasında keçecilere de yer verilmesi bu bilgileri tamamlamaktadır.
16. yüzyıl minyatür sanatının en güzel örneklerinden olan ve Osmanlı Şenliklerini yansıtan “Sürname” de, padişahın önünden geçen esnaf olayları arasında “Keçeci Esnafı” nın sunduğu iki maskeli oyuncu tasvir edilmiştir. Aynı şenlikleri konu eden Haunolth esnaf alayı arasında keçeci esnafın geçişinden bahsederken, yeşil bayrak taşıdıkları belirtilmiştir.
Diğer yandan Evliya Çelebi; IV. Murat’ın 1637 yılında Bağdat seferine çıkarken, düzenlenen şenliklerden söz etmiş ve çeşitli esnaf loncaları arasında keçe külah giyen medreseli öğrencilere değinmiştir. Yine 1720 şenliğini konu eden Levni; “Surname-i Vehbi 1″ minyatürleri arasında “Keçecilerin Geçişi” ne yer vermiştir.
16. yüzyılın büyük şairi Zati (1471-1545) şiir, düşünce ve nükteleriyle yaşadığı dönemin dikkatini çekmiştir. Zati “Leta if” isimli eserinde; bir çok meslek ve sanat sahibi kişileri bir cümle ile tanıtmıştır. Keçe ile uğraşan sanatkarlar için de “keçeciler keçelerini sudan çıkarsınlar” sözleri ile bu dalda çalışanları, mizah konuları içerisine almayı ihmal etmemiştir.
Osmanlı döneminde, düzenlenen şenliklere ve şairlerin ifadelerine konu olan keçecilik; aynı zamanda “kavuk” veya “serpuş” denilen baş giysilerinde de kullanılmıştır. Kavuklar; biçimlerine göre külah, kılansuva, üsküf, börk, kallavi, mücevveze, takke, kalpak, fes gibi isimlerle çeşitlilik göstermiştir.
Kavuk; genellikle genişliği yüksekliğinden fazla olan, keçeden yapılan külahın üzerine birkaç santimetre eninde bez sarılmak suretiyle elde edilen bir çeşit baş giysisidir. Bu baş giysisi Osmanlı döneminde yüksek rütbeli kişiler tarafından kullanılmıştır. Halk kesimi ise, keçe külahlarını abani veya yemeni adı verilen kumaşlarla sarmışlardır.
Osmanlı döneminde yüksek rütbeli kişilerin ve halk kesiminin kullandığı bu başlıklar dışında dini grupların giydikleri başlıklarda ayrı özellik taşımıştır. Çevrelerinde genellikle yeşil renge yer verilen ve çeşitli formlarda yapılan bu özel başlıkların bazı türlerinde tepme keçe tekniği uygulanmıştır.
Osmanlı döneminin yeniçeri askerleri, beyaz keçeden yapılmış “üsküf” veya “börk” adı verilen baş giysileri kullanmışlardır. Yaklaşık 45 cm yüksekliğindeki börk; arkaya doğru sarkan uzantısıyla yeniçerileri simgeleyen önemli bir baş giysisi olmuştur.
Arseven (1947), bu baş giysisinin öyküsünü şu şekilde açıklamıştır:
“Sultan Orhan, muntazam bir ordu teşkili için yeni bir askeri nizam ettiği vakit, Hacı Bektaş’ı Veli’ye askerin teberrüken ismini koymasını ve dua etmesini istemiş. O da askerlerden birisini omuzuna kolunu koyarak dua edip “Bu askerlerin ismi yeniçeri olsun demiş. Bu esnada askerin omuzuna koyduğu cüppenin kolu arkaya doğru sarkmış. İşte bu kolu temsil etmek üzere ucu omuzlara doğru sarkan bir keçe ilave edilerek, buna börk ismi verilmiştir.”
Yatırma denilen ve omuzlara doğru sarkan bu keçe parça: yeniçerinin ensesini soğuğa ve rüzgara karşı koruma görevi yaptığı gibi arkadan gelecek kılıç darbelerinden sakınmasına yardımcı olmuştur. Yatırmanın başladığı yere, demir bir çember yerleştirilmiş; başa geçen kısmına ise gümüş veya altından zırh geçirilmiştir. Börkün ön tarafında ayrıca tüylük veya yünlük denilen ve rütbelere göre değişik biçimleri bulunan sorguçları takmaya elverişli bir kısım konulmuştur. Yeniçeriler; fakir veya zengin oluşlarına göre börkün bu kısmını, değerli veya değersiz taşlarla süslemişlerdir.
Yeniçerilerin giydikleri bu ilginç başlıklar Osmanlı döneminin minyatürlerinde yer almıştır. 1578 yılında Türk ordusunun Kafkasya seferini konu eden Nusratname’ye ilişkin bir minyatürde yeniçeriler tepme keçeden yapılan bu başlıklarla tasvir edilmiştir.
Yeniçeriler tarafından kullanılan keçe başlıklar aynı zamanda kendi içlerinde de değişiklik göstermiştir. Yünlüklü ve yünlüksüz keçe, üsküf ve kuka yeniçerilerin başlık türleri arasında yer almıştır.
Yeniçerilerin giyindikleri bu özel başlıklar dışında yine keçeden üretilen ve Osmanlı döneminin sembolü haline gelen diğer bir başlık türünü fesler oluşmuştur.
“İngiliz yazar Julio Pardoe 1836 yılında İstanbul’a gelen hiçbir gezgin, Sultan’ın orduları için başlık üreten Eyüp’teki Fes Fabrikası’nı ziyaret etmeden kentten ayrılmamalıdır” cümlesine yer vermemesi bu dönemin sembolü haline gelen fes türünde baş giysilerinin önemini vurgulamaktadır.
Öte yandan Anadolu’da yerleşik hayata uyum sağlamaya çalışan Türklerin yaşamında çadırlar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de önem ve fonksiyonunu devam ettirmiş ve çok yönlü kullanılmıştır.
Bu dönemin en gelişmiş çadır türü, Otağ-ı Hümayun adı verilen sultan çadırları olmuştur. İçi bölmelerle ayrılmış olan bu sultan çadırlarının, toprak zemini hasır ve keçeler ile kaplanmış ve üstlerine halı serilmiştir.
Ayrıca araştırma konusu ile ilgili olarak incelenen müzelerde 19. Yüzyıla ait tepme keçe seccadelerden bulunduğu tespit edilmiştir. Yine tepme keçeden yapılmış çizme, arakiye, sikke ve fes çeşidinde ürünler genellikle müzelerde bulunan geç dönemin keçe örnekleri arasındadır…
——————————————————————————————–
Keçenin Tanımı ve Keçeleşmenin Oluşumu
Tepme keçelerin temel hammaddesi deri ürünü hayvansal lif grubunda yer alan yün lifidir.
“Lifin incelik, uzunluk, dayanıklılık gibi fiziksel niteliklerden biri olan keçeleşme; merinos, kaba karışık yapağı, tiftik, deve yünü vb. deri ürünü hayvansal yani keratin yapılı liflerde görülür. Bu özellik ipekte, bitkisel, madensel ve yapma liflerde yoktur.
Keçeleşme; deri ürünü hayvansal liflerin örtü hücrelerinin birbirine çözümleyecek şekilde kenetlenmesiyle meydana gelir.
Diğer bir ifadeyle “deri ürünü hayvansal liflerin yüzey yapısından doğan ve bazı lif nitelikleriyle ilgili olarak değişik değer gösteren keçeleşme; PH, nem, ısı, basınç, hareket ve işlem süresi gibi bazı dış faktörlerden etkisi altında bulunur”.
İlk keçeleşmenin nasıl oluştuğu konusunda çeşitli varsayımlara dayalı açıklamalar yapılmaktadır. Hyde (1988) “Fabric of History Wool” isimli makalesinde şapkacılar azizi olan St. Clement’ın uzun bir yolculuk sırasında sandaletlerin içine gevşek bir yün koyduğunu; nem, hareket ve sıcaklığın etkisi ile tesadüfen bulunduğunu belirtmektedir.
Ülkemizde ise farklı kişiler keçenin mucidi olarak gösterilmektedir. Ebu Said Libabid, Abdülmüttalip, Veysel Garani, Saidi Rubbani keçeciliğin piri olarak geçen isimlerdendir. Yine yazılı kaynaklarda bu kişilerin tepme keçe için gerekli olan işlemleri yerine getirmelerine rağmen, yün liflerinin birbirine kaynaşmasını (keçeleşmesini) başaramadıkları ve bundan dolayı ağladıkları, göz yaşlarının düştüğü yerlerde yün liflerinin kaynaştığını görmeleri sonucu tepme işlemi sırasında su vermeyi öğrendikleri ve böylece ilk keçeleşmeyi buldukları belirtilmektedir.
Tüm bu rivayetlere dayalı bilgiler yanında, keçeleşmenin oluşumu günümüze kadar çeşitli araştırmacılar tarafından değişik kuramlara göre açıklamaya çalışılmış ve tüm araştırmacılar yün lifinin üzerindeki örtü hücrelerinin birinci derecede rol oynadığı konusunda fikir birliğine varmışlardır.
Yün lifinde korteksi dış etkilerden koruyan epidermis tabakası; lifin üzerini örten boynuzlaşmış, yassılaşmış bir sıra epidel hücrelerden meydana gelmiştir: bu epidel hücrelere örtü hücreleri tabakası, pullu tabaka veya kutikula adı verilir.
“Genel olarak balık pullarını andıran ve yünlerin hem birbirlerinden ve hem de diğer liflerden ayırt edilmelerini kolaylaştıran örtü hücrelerinin şekilleri, dizilişleri, lif üzerindeki durumları birim yüzeydeki sayıları ve uzunlukları bazı farklılıklar gösterir.
Değişik şekilde, dizilişte ve büyüklükte olan örtü hücreleri lif üzerinde kökten uca doğru dizilirler. Bu hücrelerin lif ucu yönündeki kısımları lif ekseniyle bir açı yapacak biçimde kalkık ve serbest şekilde, diğer kısmı ise bir alttaki hücrenin içerisine sokulmuş durumda bulunur. Bu diziliş nedeniyle liflerin mekanik hareketi tek yönlüdür ve lifler uçları yönünde değil kökleri yönünde hareket ederler. Yani pul tabakası lifi tek yönde hareket ettirir.
Kök ve uçları değişik yönde bulunan lifler keçeleşir. Eğer lifler kökleri bir yönde olmak üzere birbirine paralel olarak yerleştirilirse, diğer keçeleşme koşulları sağlanmış olsa dahi keçeleşemezler. Hayvan üzerinde tulup halinde bulunan liflerin ıslanmaları ve diğer keçeleşme etkenleri altında kalmalarına rağmen keçeleşmesinin nedeni liflerin köklerinin aynı yönde bulunmalarından ileri gelir. Keçeleşmenin meydana gelmesi lifin kök ve uçlarının karışık yönde olmasıyla ortaya çıkar.
Kök ve uçları karışık yönde bulunan keratin liflerin yüzey sürtünme özellikleri farklıdır. Bu yerleşim sonucunda da yün lifleri, kökten uca, uçtan köke doğru pullar kalkacağından yüksek sürtünme direnci göstermektedirler. Sonuç olarak dışarıdan bir kuvvet etkisi altında lif, kökü yönünden hareket etmeye eğilimlidir. Keçeleşmeye etkili olan bu özelliğe “Yönlendirilmiş Sürtünme Etkisi” denilmektedir.
1790 yılında Mong tarafından bu ilişki ilk defa ileri sürülmüş ve farklı sürtünme katsayıları tespit edilerek yünün keçeleşme özelliğinin açıklanmasına çalışılmıştır.
Keçeleşmenin oluşmasına ilişkin teorilerden biriside Witt tarafından ortaya atılmıştır. Bu teoride yan yana getirilerek mekaniksel bir harekete tabi tutulan yün lifi örtü hücrelerinin birbiriyle kenetlenmesi şeklinde olmuştur. Bu teoride kaba yün liflerinin üstleri diğer yün lifleri gibi örtü hücreleri ile kaplı olmalarına rağmen bu liflerin neden iyi keçeleşmedikleri tam olarak açıklanamamıştır.
Gralen ve Olofsson ise, bir lifi durağan bir life karşı sürten bir aparat geliştirmişlerdir ve pul yönlerini dört değişik pozisyonda tutarak, liflerden biri sabit diğeri hareketli durumda testler yapmışlardır. Elde edilen değerlerden statik sürtünme katsayıları hesaplanmıştır.
Speakman ve Stott ise, yönlendirilmiş sürtünme etkisini, farklı bir yöntemle açıklamışlardır. “Wiolon Bow” denilen “Keman Yayı Metodu” nda; keman yayına benzer bir aletle 50 adet elyaf kök-uç yönünde sıralanarak gezdirilmiş ve alet ayarlanabilen bir eğik düzlem üzerine yerleştirilmiştir. Elyafların yerleştiği keman yayı kaydırılarak hareket ettirilmiş, pul istikametine karşı ve pul istikameti yönünde ölçümler yapılarak iki ölçüm değerinden elde edilen farkla yönlendirilmiş Sürtünme Etkisi hesaplanmıştır.
Farklı araştırmacılar tarafından değişik metotlar uygulanarak tanımlanan, “Yönlendirilmiş Sürtünme Etkisi” aşağıdaki şekilde formüle edilmiştir.
Y.S.E: = M2 - M1 ; Speakman’a göre
M1
Y.S.E. = M2 - M1 ; Mercer’e göre
M2 - M1
Y.S.E. = M2 - M1 ; Bohm’a göre
Y.S.E. = (1/M1 - 1/M2) ; Lindberg’e göre
Diğer yandan liflerin sıcak su veya buhar etkisinde yumuşama, yumuşamayıp gevşeyince her yöne uzama ve etkenlerin ortadan kalkması durumunda eski uzunluğuna dönme niteliğine sahip bulunmaları da keçeleşmenin oluşmasında etkili olmaktadır. Lif eski uzunluğuna dönerken, uzadığı miktardan daha çok kısılması nedeniyle de yünlü ürünlerde büzülüp küçülme ve kalınlaşma ortaya çıkmaktadır.
Martin’e göre, bu özelliklerin tümü dikkate alındığında bir elyaf kütlesine dışarıdan bir kuvvet etki ettirildiğinde, işlemci liflerin, liflerin yoğun olduğu bölgelere çarparak sıkıştığı ve büzüştüğü, bunu izleyen anda sıkışmış durumdaki işlemci liflerin bu durumdan kurtulmak için kökleri yönünde hareket ettikleri, bu hareket sonucu, işlemci liflerin çarptıkları bölgelerdeki liflerle karışarak düğümledikleri, dışarıdan etki eden kuvvet devam ettikçe düğümlenme artacağından keçeleşmenin de artacağı ileri sürülmüştür.
Shorter tarafından gerçekleştirilen bir diğer keçeleşme teorisinde ise; mamul içindeki liflerin daha fazla karışık bulunduğu bölgeler ile daha az karışık bulunduğu bölgelerin varlığından söz edilmekte, dışarıdan kütleye bir kuvvet etki ettirildiğinde, karışık ve sıkı bölgeler arasında bulunan liflerin, pul tabakalarının yünlerine göre bu bölgelerin birbirine ya daha çok yanaştıkları yada liflerin esneme özelliğine bağlı olarak uzaklaştıkları ileri sürülmektedir.
Buraya kadar açıklamaya çalışılan sürtünme ve keçeleşme teorilerinden bu konunun tümüyle bir fiziksel olay olduğu anlaşılmaktadır. Harmancıoğlu (1974), bu konuyu üç madde de özetlemiştir;
a) Yan yana getirilen lifler (Deri ürünü hayvansal lifler) mekanik hareketinin etkisiyle keçeleşirler. Hareket sırasında asit veya alkali ortam, olayı hızlandırır ve çabuklaştırır.
b) Keçeleşme lifin esneme ve uzama yeteneğinden yararlanılır. Bunun için lifler uzatılarak birbirlerine sarılmaları sağlandıktan sonra bırakılsa kendi boylarına dönerken keçeleşirler.
c) Islatılan lifin kışır (korteks) tabakası kutikula tabakasından fazla kısalır. Korteksin kısılması nedeniyle kutikaladaki örtü hücrelerinin uçlarının kalkıklığı artar ve kenetleme sağlanır.
G.Jerny ve Fohlich’e göre ise keçeleşmenin kullanılan materyal ve keçeleşme derecesine bağlı olarak hesaplanabileceği ileri sürülmüş, bu hesaplamada kullanılan makinanında önemli olduğu vurgulanmıştır.
Keçeleşme derecesi Y= Kx - n şeklinde bir formülle açıklanmaya çalışılmıştır. Burada “K” kullanılan makinaya bağlı bir katsayıdır. Ayrıca bu araştırmaya göre keçeleşme derecesinin keçeleşme zamanına bağlı olarak da değiştiği ileri sürülmüştür.
Diğer yandan Aras (1971) elastikiyetin artmasıyla keçeleşme yeteneğinin de orantılı olarak arttığını; kaba liflerin bükülmeye karşı incelerden daha çok dayanım gösterdiğini ve bu nedenle de keçe yapımında kaba liflerin keçe ürünün üzerine çıktığını; 2,5 - 5.0 cm uzunluğundaki liflerin 2,5 cm’den kısa ve 5 cm’den uzun liflerden daha çabuk keçeleştiğini; kıvrım arttıkça keçeleşmenin azaldığını, kıvrım azaldıkça arttığını; yağ miktarının da keçeleşmeyi artırdığını ve keçelendirilecek yünde yağ miktarının %0,5′den az olması gerektiğinin saptanmış olduğunu belirtir.
Keçeleştirme genellikle nötr veya nötre yakın alkali veya asit ortamında yapılır. Hiçbir zaman kuvvetli alkalide, 10 - 11 PH derecelerinin üzerinde çalışılmaz. Tepme keçecilikte, alkali ortamda çalışılır ve alkali ortam sabunla sağlanır. Fabrikasyon keçeciliğinde genellikle alkali ortamın temininde sabun, asit ortamının temininde de H2SO4 ve PH sınırı azami 2′dir.
Keçeleşme için uygun olan normal nem, kuru ağırlığa göre aşağı yukarı %30 - 40′ dır. Bu nem hem tepme keçecilikte ve hem de fabrikasyon keçeciliğinde su veya buharla sağlanır.
Keçeleştirmenin oluşabilmesi için normal ısı 50-60 C’dir. Bu ısı tepme keçecilikte hamamda keçeleştirmede 50-60 C’lik, atölyelerdeki keçeleştirmede ise yaklaşık 80 C’lik suyun kullanılmasıyla sağlamaya çalışılmaktadır. Keçeleştirme, ısının artmasıyla yükselir. Ancak yüksek alkalilik ısıyla bağları da yündeki molekül zincirlerini ve örtü hücrelerini parçalar, yünü plastikleştirir, elastikiyeti azaltır.
Keçeleştirme üzerine basınç etkili olup basıncın artmasıyla keçe yoğunluğu artar. Keçeleşmenin olabilmesi için gerekli olan en önemli diğer bir faktör, lif hareketidir. Hareket, 3 yönde sallanmayla yani sarsmayla temin edilir.
Günümüzde keçeleştirme el sanatları çerçevesinde (tepme keçe) ve sanayide olmak üzere iki şekilde üretilmektedir.
———————————————————————————————
Hammaddeler
Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Hammaddeler ve Araçlar
Hammaddeler
Tepme keçe yapımında aranan temel özellik, üretimlerinde kullanılan elyafın keçeleşme niteliğinin yüksek olmasıdır. Tekstil hammaddeleri içerisinde yün elyafı; en yüksek keçeleşme özelliğine sahip olmasından dolayı söz konusu ürünlerin yapımında tercih edilen hammaddedir.
Tekstil hammaddeleri arasında değerini eski çağlardan beri korumuş olan yün ve benzeri hayvansal lifler, ait oldukları hayvanları dış etkilerden koruyan ve üstlerini örtü halinde kaplayan birer deri ürünüdür. Üstleri yün ve kıllarla kaplanmış olan birçok hayvan ırk ve çeşidi bulunmakla beraber, yün ve kıllardan tekstilde faydalanılabilen hayvansal maddeler sınırlıdır. Bunların arasında da ekonomik değeri ve çeşit zenginliği bakımından koyunlar başta gelmektedir.
Yün tekstil endüstrisinde kullanılan en eski hammadde olmasının yanında, gerek fiziksel ve kimyasal özellikleri bakamından, gerekse fizyoloji açısından diğer liflerde bulunmayan elastikiyet, ısıyı iyi izole etme, yüksek adsorbsiyon ve az ıslanma yeteneği, yüksek mukavemet, keçeleşme gibi üstün özelliklerini de sahip bir liftir.
Yün lifleri; folikül denilen kıl yatağında oluşur. Foliküller dölütün embriyonal hayat dönemin 65 inci günüden itibaren kendini belli etmeye başlar ve 85 inci güne kadar gelişmesini tamamlar. Bu dönem içinde oluşan foliküllere primer folikül denir. Primer foliküller deride gayri muntazam değil, aksine derinin belirli yerlerinde üçlü gruplar halinde sıralanırlar. Primer folikül gelişmesinin tamamlanmasından sonra doğuma kadar devam eden süre içinde, primer foliküllerin önünde ve etrafında yer alan sekonder foliküller teşekkül eder. Sekonder foliküllerin oluşmaları ve gelişmelerini tamamlanmaları doğumu takip eden ilk üç ay içinde veya daha sonra olur. Primer foliküller kaba ve öz kanallı lifler üretmesine karşın, sekonder foliküller yünlü dokuma endüstrisinin arzu ettiği ince lifleri üretmesine karşın, sekonder foliküller yünlü dokuma endüstrisinin arzu ettiği ince lifleri üretirler. Primer foliküllerde ter bezi, yağ bezi ve gerici kas bulunmasına karşın, sekonder foliküllerde yahnız bezi vardır. Hatta bazı hallerde yağ bezi bulunmayabilir.
Foliküllerin oluşum aşamaları bir çok araştırıcı tarafından biobsi yöntemiyle araştırılmıştır. Elde edilen bulgular göstermiştir ki, derinin en üst tabakası olan epidermisin bazal tabakasındaki canlı hücreler doğal bir uyarı sonucu hızla çoğalmakta ve bu tabaka korium içine doğru çökerek bir tüp meydana getirmektedir. Hücrelerin oluşturduğu tüp, dermis içine yerleşerek kıl kökü veya folikül adını alır. Kıl kökü alttan kılcal damarlarla devamlı beslenir. Gelişme sırasında bağ dokumsu kıl kökü kılıfı ile, kan damarları bakımından zengin papilla teşkil eder. Bu arada ter bezi, yağ bezi ve gerici kas teşekkül eder. Ayrıca kıl kökü etrafında belirgin olarak iç ve dış kıl kökü kılıfının yer aldığı görülür.
Bu şekilde meydana gelen ve etrafı bazal mambranla çevrili epidermal bulbus, papillayı üstten örter. Bu bölgede hücreler hızla bölünürler ve belli bir süre sonra hayatiyetlerini kaybederek alttan devamlı gelişmekte olan genç hücreler vasıtasıyla deri yüzeyine doğru itilirler.
Karmaşık kimyasal yapıya ve birleşik biyolojik yapı sistemine sahip olan yün lifi organize bir liftir. Yani bir tek birimden oluşmamaktadır. Mikroskop altında incelendiği zaman dıştan içe doğru “Epidermis”, “Korteks” ve “Medulla” olmak üzere üç tabakadan meydana geldiği görülür.
Epidermis, lifin yüzeyini kaplayan tabakadır. Bu tabakaya kutikula, dış çeper, pul tabakası ve örtü hücreleri de denilmektedir. Lifin dış etkilerden korunmasını ve ayrıca keçeleşme özelliğini sağlamaktadır. Görünüş olarak genelde balık pullarını andıran bu örtü hücreleri yünün diğer liflerden ayırt edilmesini kolaylaştırır. Hücreler lif ekseni ile bir açı teşkil ederek life bağlanırlar. Üst kısımları hafifçe yukarı kalkmış ve serbest durumda görünürler. Bununla lifin üst yüzeyinin pürüzlü olması sağlanmıştır. Bu durum yün liflerin keçeleşme ve kohezyon kabiliyetini artırır.
Yün lifinin ikinci tabakasını oluşturan korteks tabakası; epildermis yani örtü hücrelerinin altında bulunur. Lifin en büyük kısmıdır ve esas yapısını teşkil ettiğinden yüne has fiziksel ve yapısal özelliklere haizdir. Korteks aynı zamanda yün lifine mukavemet ve elastikiyet sağlaması bakımından da yüz teknolojisinde büyük önem taşır.
Korteks tabakası iğ şeklinde hücrelerden oluşmuştur. Bu hücrelerin yapı taşları amino asitlerden meydana gelmiştir. Buna göre amino asitler, polipeptit halkalar halinde birleşerek protofibrilleri, protofibriller mikrofibrilleri ve mikrofibrillerde makrofibrilleri oluşturur. Makrofibrillere kısaca fibril adı verilmektedir. Fibrillerin bir araya gelmesiyle de korteks hücreleri oluşur. Korteks hücreleri; orta kısmı şişkin uçları sivri ve iğ şeklinde hücreler olup keratin yapısındadır. Hücreler arasında hava boşlukları bulunmaz.
Korteks hücreleri yakından incelendiğinde birbirinden farklı iki tip hücreden yani para ve orto korteks hücrelerinden meydana geldiği görülür. Orto ve para korteks hücreleri çeşitleri liflerde ve liflerin kuru ve yaş olmalarına göre farklı uzunluklara sahiptirler. Daha gevşek ve daha sıkı, daha koyu ve daha açık olarak kendini belli eden bu yapı, yün lifinin bilateral yapısı olarak adlandırılır. Bilateral yapı yün liflerinde görülen kıvrımın sebebidir. Orto korteks hücreleri boyayı daha iyi emme yeteneğine sahiptir. Yine orto korteks hücrelerinin nem çekebilme özellikleride para korteks hücrelerinden daha fazladır.
Para korteks hücreleri genellikle lif kıvrımlarının iç bükey kısımlarında, orto korteks hücreleri ise lif kıvrımlarının dışbükey kısımlarında yer almaktadır. Korteks fibrillerinin eksen etrafında belli açı ile helezon teşkil edecek şekilde sıralanmış oldukları göz önüne alındığında kıvrımlı yün liflerinde görülen bükümlülük hali ile orto ve para korteks kısımlarının lif boyuna değişik durumlarda bulundukları anlaşılmaktadır.
Kaba yapılı bir lif mikroskop altında incelendiğinde orta kısmında siyah renkli bir bölgenin bulunduğu görülür. Buna “Medulla Tabakası” veya “mıh kanalı” denir. Bu kısım lifin oluşumu sırasında lifin ortasında bulunan gevşek yapılı geniş hücreleri sonradan kuruması sonucu oluşur ve içleri hava ile dolu olduğundan mikroskopta siyah görünür. Medullanın ortaya çıkış şekline göre devamlı, aralıklı, boncuklu ve parçalı şekilleri vardır.
Uzunluklarına, kalınlıklarına, parlaklıklarına ve kıvrım durumlarına göre çok farklı çeşitlerde yün lifi elde etmek mümkündür. Ancak yün lifi; elde edildiği koyunun cinsine, beslenmesine, iklim koşullarına, yaşına, hastalık geçirme durumuna vb. faktörlere göre olumlu veya olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Tekstilde önemli bir yeri olan boyar maddeler doğal ve sentetik olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.
Doğadan elde edilen bitkisel ve hayvansal boyaların kullanımı tarihin çok eski dönemlerinde başlamış ve günümüze kadar devam etmiştir. Mevsimlere göre çeşitlilik gösteren “bitkilerin çiçek, meyve, yaprak, gövde ve kök gibi kısımlarında bulunan boyar maddelerden elde edilen bitkisel boyalar yanında hayvansal boyalarda tekstilde uzun bir süre yaygın bir şekilde uygulanmıştır.
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kullanılmasına başlanan sentetik boyar maddeler; kolay temin edilme ve uygulama özelliklerine sahip olmalarından dolayı doğal boyalarının gelişimini olumsuz yönde etkilenmiş ve giderek yaygınlaşmıştır.
Sentetik boyalarının yaygın şekilde uygulandığı alanlardan birisi de tepme keçecilik sanatıdır. Desenli tepme keçe ürünlerinin zemin ve bezemelerinde kullanılan yün; sahip olduğu doğal renklerle (beyaz, kahverengi, siyah vb.) veya sentetik boyar maddeler ile renklendirilmektedir.
Renklendirme işlemi genellikle atölye ortamında yapılmaktadır. Boyanın hazırlanmasında kullanılan boyar maddenin, su ve mordanın miktarı keçe ustalarının tecrübelerine göre belirlenmekte ve mordan olarak sirke veya tuzdan yararlanılmaktadır.
Renklendirme işlemi lif halinde veya üretiminden sonra yani kumaş durumunda yapılmaktadır.
Lif halinde renklendirme, yünün kalitesini ve rengine göre ayrılmasından sonra uygulanan bir yöntemdir. Sentetik boyar maddelerle renklendirilen yün lifleri hallaç makinasından geçirilerek serbest hale getirilmekte ve daha sonra demetler halinde alınarak bezemede kullanılmaktadır.
Tepme keçecilik sanatında uygulanan diğer bir renklendirme yöntemi ise üretim aşamasından sonra gerçekleştirilmektedir. 3-4 mm. inceliğinde üretilen tepme keçe yüzey veya kumaş daha sonra yöreye özgü renklerle hazırlanmış boyanın içerisine daldırılmaktadır. İstenilen rengin elde edilmesine kadar kaynatılan daha sonra bol su ile durulanan ve suyu giderilen keçe kumaş, kurumaya bırakılmaktadır. Yöreye özgü çeşitli renklerde boyanan keçe yüzeyler (kumaşlar), planlanan desene uygun şekilde kesilmekte ve yerleştirilmektedir.
———————————————————————————————
Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Araçlar
Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Hammaddeler ve Araçlar
Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Araçlar
Tepme keçecilik sanatında yakın zamana kadar basit el araçları kullanılmıştır. Teknolojik gelişmelerin tepme keçecilik alanına getirdiği yenilik hallaç makinaları ile keçe tepme makinaları olmuştur.
Günümüzde tepme keçe atölyelerinde kullanılan araçlar şu şekilde sıralanabilir:
Yay ve Tokmak
Hallaç makinalarından önce yünün atılması işleminde kullanılan temel araçlardan birisidir. “Yay; Dut ağacı dalının yaş iken U biçimine yakın duruma getirilmesi ve iki ucu arasına hayvan bağırsağından yapılan ve kiriş adı verilen bir ipliğin gerilmesi ile elde edilir. Mucidinin Hallac-ı Mansur olduğu söylenilen bu aracın annep ağacından yapılmış bir de tokmağı vardır. Tokmak yaya vurulmak suretiyle yünün kabartılması (atılması) sağlanır”. İnsan gücü ile kullanılan yay ve tokmak su gün yerini hallaç makinalarına bırakmasından dolayı yünün atlıması işlemi daha kısa sürede ve seri şekilde gerçekleştirilmektedir.
Kalıp
Desenli ve desensiz keçe yüzeylerin elde edilmesinde kullanılan, değişik boyutları bulunan, hasır örtülerdir.
Kalıpleş veya Kalıpgeç
Tepme işleminin yapılması esnasında hasırın zarar görmesini engellemek üzere kullanılan bir örtüdür. Çadır bezi vb. kumaşlardan yapılan bu örtüler, hasırın üzerini tamamen kapatacak şekilde sarılır ve bağlanırlar.
Çubuk veya Sepki
Yaklaşık 40-50 cm. boyunda, genellikle zeytin, nar veya ceviz ağacından yapılan el veya yelpazeye benzer basit bir araçtır. Atılmış olan yünün hasır üzerine yayılmasında kullanılır.
Makas
Genellikle desenli keçelerin yapılmasında daha önce hazırlanmış olan renkli keçe parçalarının kesilmesinde kullanılan bir araçtır.
Halat
Tepme işlemlerinde rulo haline getirilmiş olan hasırın ve kalıpleşin açılmasını engellemek için sarılan bir çeşit kalın ipliktir.
Su Kabı ve Süpürge
Yünün hasır üzerine saçılmasından sonra veya tepme işlemlerinin tekrarlanmasında keçe yüzeye su serpmek üzere kullanılan kap ile küçük boyutlu süpürgedir.
Terazi (Kantar)
Tepme keçe yapımında sarf edilecek yün miktarını saptamak üzere kullanılan araçtır.
Buhar Kazanı
Tepme keçecilikte pişirme işlemi hamamda veya atölye ortamında yapılabilir. Atölye ortamında yapılan pişirme işleminde gerekli olan sıcak suyu ve buharı temin etmek üzere kullanılan kazandır.
Keçe Tepme Makinası
Yün saçma işlemini izleyen tepme ve pişirme işlemlerinde kullanılan makinadır. Temel görevi elyafın keçeleşmesini sağlamaktır. Bu işlem daha önce el veya ayakla yapılmaktaydı. Günümüzde keçe tepme makinalarının kullanılmasıyla birlikte bu işlem insan gücü yerine makine gücünden yararlanılarak yapılmaktadır.
Boya Kazanı ve Ocak
Renklendirme işlemlerinde kullanılan boya kazanıdır. Genellikle bakır olan bu kazanların altında, renklendirme işleminde gerekli olan ocak bulunmaktadır.
———————————————————————————————
Desenli Tepme Keçe Üretimi
Tepme Keçe Üretimi
Desenli Tepme Keçe Üretimi
Tepme keçe ürünleri desenli veya desensiz üretilmektedir. Desenli tepme keçe üretiminde desen hazırlama işlemi dışında uygulanan tüm işlemler desensiz çeşitleri ile aynı sırayı izlemektedir.
Desenli tepme keçe üretimi ön işlemler, keçeleştirme ve bitirme işlemleri olmak üzere üç aşamada tamamlanmaktadır.
Ön İşlemler
Yünün Hazırlanması
Ülkemizde koyunlar genellikle yılda Nisan, Temmuz veya Ağustos olmak üzere iki kez kırkılmaktadır. Keçe ustalarınca; keçe yapımı için ikinci yani Temmuz ve Ağustos aylarında kırkılan yünün, daha elverişli olduğu belirtilmektedir.
Kırkından önce veya kırkımdan sonra yıkanan yün elyafı keçe üreticisine temiz olarak getirilmektedir. Bu nedenle keçe yapım atölyelerine ulaşan yüne uygulanan ilk işlem, yünün kalitesi veya rengine göre ayrılmasıdır. Bu seçim veya ayrım işlemi genellikle gençler veya yaşlılar tarafından yapılmaktadır.
Renklerine ve kalitesine göre ayırma işlemi tamamlanmış yün lifleri terazi veya kantarda tartılarak ağırlığı belirlenir. Daha sonra üretimi planlanan keçenin çeşidine ve boyutlarına göre gerekli olan miktarda ayrılan elyafın atılması yani kabartılması işlemine geçilir.
Atma işleminde geçmişte yay ve tokmak kullanılmıştır. Günümüzde bu işlem hallaç makinalarında yapılmaktadır.
Hallaç makinasından geçirilerek serbest hale getirilmiş olan lifler, keçe yapımında kullanılmak üzere yığın halinde atölyenin bir kenarına alınır.
Desen Hazırlama
Araştırma kapsamına alınmış olan tepme keçe ürünlerinin desenleme teknikleri üzerinde yapılan incelemelerden desenlemenin, üretim aşamasında keçeleştirme, üretiminden sonra renkli keçelerle aplikasyon veya renkli nakış iplikleriyle işlenerek yapıldığı tespit edilmiştir.
Üretim aşamasında desenlendirmenin yapılabilmesi için öncelikle tasarlanan desene uygun renklerde boyanmış keçe parçaları ile gerekli görülürse renklendirilmiş elyafa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bakımdan desenli keçe üreten ustalar atölyelerinde yöreye özgü renklerde boyadıkları ince keçe yüzeyleri sürekli hazır bulundurmaktadırlar.
Renkli keçe yüzeylerinin desene uygun kesilmesi gerekmektedir. Baklava, şerit, daire vb. biçimlerde kesilen bu parçalar, planlanan desenin elde edilmesinde doğrudan etkili olmaktadırlar.
Kesilen parçalar yere serilen hasır örtü üzerine kenardan başlamak üzere yerleştirilmektedir. Bu işlemin uygulanmasında, düzgünlüğün sağlanabilmesi için hasırın üzerinde bulunan çizgilerden yararlanılmaktadır. Bazı yörelerde renklendirilmiş ve serbest hale getirilmiş elyaf demetlerinin desenlemede kullanıldığı görülmektedir.
Keçeleştirme işlemine başlamadan önce uygulanan desen hazırlama işlemi, genellikle keçe tarafından yapılmaktadır. Bazı yörelerde kız çocuklarıyla, kadınların da bu işte çalıştıklarına rastlanmaktadır.
Tepme keçe atölyelerinde gözlemlere dayalı incelemelerden keçe ustalarının uygulanacak deseni hasır üzerine yerleştirme esnasında herhangi bir kaynaktan yararlanmadıkları anlaşılmıştır. Nitekim keçe ustaları da yıllardır aynı bezemeleri uyguladıklarından dolayı herhangi bir kaynağa ihtiyaç duymadıklarını ifade etmişlerdir.
Desenlemeye genellikle bordürü oluşturan dış kenar çizgiden başlanmakta ve böylece elde edilecek keçe yüzeyin yaklaşık boyutu belirlenmektedir.
Bordür tamamlandıktan sonra keçe yüzeyin zemininde yer alacak desenin hazırlanmasına geçilmektedir. Desende eksiklik olup olmadığı kontrol edildikten sonra tepme keçecilikte önemli işlem sırasını oluşturan saçma ve sarma işlemi uygulamaktadır.
Saçma ve Sarma
Atılarak serbest hale getirilmiş yünün; desenli tepme keçelerde desenin hasırın üzerine yerleştirilmesinden sonra; desensiz olan çeşitlerinde ise doğrudan hasır üzerine çubuk veya sepki denilen araç yardımıyla serpilmesi işlemine “Saçma” denir.
Saçılacak yünün tamamı bir defada değil birkaç defada saçılmaktadır. Her saçmadan sonra kalınlığın bir örnekliliği sağlamakta ve miktarı göz kararıyla ayarlanan oda sıcaklığındaki musluk suyu serpilmektedir. Süpürge yardımıyla verilen bu su, keçeleşme etkenlerinden biri olan nemi sağlamaktadır.
Saçma işlemi bittikten sonra saçılan yünün kenarları elle düzeltilip hasırla beraber sarılarak rulo yapılmaktadır. Rulo yapılırken; rulonun yapımını kolaylaştırmak, hasırın kırılmasını engellemek ve tepmenin düzenli yapılmasını sağlamak amacıyla bazı yörelerde rulo içerisine bir sırık konulmaktadır. Dışı bez veya telisle sarılan ve bağlanan rulo, daha sonra uygulanacak olan tepme işlemine hazır duruma getirilmektedir.
Tepme ve Pişirme (Keçeleştirme)
Tepme işlemi ayakla yuvarlanarak (tepilerek) veya keçe tepme makinalarında dövülerek gerçekleştirilmektedir. Yakın tarihe kadar tepme işlemi genellikle elle veya ayakla yapılmaktaydı. Günümüzde ise keçe tepme keçecilik alanında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Teknolojik gelişmelerin tepme keçe sanatına getirdiği yeniliklerden biri olarak kabul edilen bu makinalar sayesinde, Tepme işlemi, insan gücü yerine makina gücü ile gerçekleştirilmekte ve böylece kısa sürede, daha fazla miktarda ürün elde etme olanağı sağlamaktadır.
Birinci tepme işlemi makinada yaklaşık 40-45 dakika kadar sürmektedir. İlk tepmeden sonra rulo açılıp kenarları elle düzeltilmekte yani “çatkı” sı yapılmaktadır.
Tekrar sırıkla birlikte rulo yapılarak ikinci tepme işlemine geçilmektedir. İkinci tepme süresi de (makinada), birinci tepmenin süresi kadar yani 40-45 dak. kadardır.
İki kez tepme işlemine tabi tutulan yünler kısmen keçeleşmektedir. Elde edilecek ürünün daha iyi keçeleşmesinin sağlanabilmesi için pişirme işleminden geçirilmesi gerekmektedir.
Pişirme, atölye ortamında veya hamamda yapılabilmektedir. Günümüzde Urfa ve Afyon’da keçe ürünleri hamamda pişirmeye devam eden keçe ustaları bulunmakla beraber bu işlem genellikle atölye ortamında yani makinada yapılmaktadır.
Pişirmede genellikle 50-80 C arasında değişen sıcaklıkta sabunlu su kullanılmaktadır. Pişirme için gerekli olan sabunla su miktarı ise pişirilecek ürün ağırlığına bağlı olup bu miktar hamamda pişirmede %3, atölyedeki pişirmede %10 kadardır.
Keçe tepme makinalarının bulunmadığı durumlarda pişirme işlemi; gerek hamamda gerekse atölye ortamında yukarda belirtilen sıcaklıkta sabunlu suyun kullanılması, bu keçe ürünlerin veya rulo haline getirilmesi ve daha sonra el ayasıyla öne çekilip, geriye itilmesi suretiyle gerçekleşmektedir.
İncelenen yörelerde Bergama dışında; Afyon ve Urfa’nın bazı tepme keçe atölyeleri ile diğer tüm atölyelerde pişirme işleminin keçe tepme makinalarında gerçekleştirildiği gözlenmiştir. Keçe tepme makinalarının bulunduğu atölyelerde pişirme işlemi, atölye ortamında varolan sıcak su veya buhar kazanlardan sağlanmaktadır. Sıcak su ve buharın temin edildiği kazanlardan bir boru vasıtasıyla keçe tepme makinasına bağlantı kurulmakta ve ihtiyaç duyulan oranda kullanılmaktadır.
Böylece gerek hamamda gerekse atölye ortamında sağlanan ısı, nem, basınç, hareket ve sabunlu su ile sağlanan alkali ortamda liflerin çözülmeyecek şekilde kenetlenmesi yani keçeleşmesi gerçekleşmektedir.
Bitirme İşlemleri (Yıkama ve Kurutma)
Hamamda veya atölye ortamında pişirilme işlemi tamamlanan keçe ürünler; bünyesinde bulunan sabunun giderilmesi için bol su ile çiğnemek suretiyle yıkanır. Suyun süzülmesi için 12 saat kadar hamamda ve atölyede bekletilirler.
Suyu süzülen ürünlerden perdahlanacak yani yüzü düzeltilecek olanlar tokaçla perdahlanır. Daha sonra güneşte veya gölgede kurutulur.
Kurutma işlemi, ürünün büyüklüğüne göre asmak veya yaymak suretiyle yapılır.
Tepme keçe ürünleri preseli veya presesiz üretilmektedir. Preseli keçe ürünleri diğerinden ayrılan farkı yıkama işleminden sonra %20 oranında alınan beyaz tutkalla işlem görmesidir. Bunun için beyaz tutkal 1/4 oranında soğuk suda eritildikten sonra ürünün üzerine serpilir. 15-30 dakika süre ile tutkalın keçe içerisine yayılması için pişirme işleminde hareketler tekrarlanır ki buna tığlama denir. Tığlanan keçe ürünler tokaçla perdahlandıktan sonra kurutulur.
———————————————————————————————
Desensiz Tepme Keçe Üretimi
Tepme Keçe Üretimi
Desensiz Tepme Keçe Üretimi
Tepme keçe ürünleri kullanım amacına göre desensiz de üretilebilir. Ütü keçeleri ile sanayide kullanılmak üzere üretilen keçeler desensiz keçelere ilişkin örnekler arasındadır. Bu tür keçe ürünlerin elde edilmesinden desen hazırlama işlemi dışında saçma, tepme ve pişirme işlemleri ile bitirme işlemleri aynen uygulanmaktadır.
Diğer yandan yine desensiz üretilen; üretimden sonra aplike veya işleme teknikleriyle desenlendirilen tepme keçe ürünleri de bulunmaktadır.
Aplike tekniği; tepme keçe tekniği ile oluşturulan ve renklendirilen keçe parçalarının yine keçe veya farklı materyallerden elde edilmiş (dokuma kumaşlar, deri vb.) yüzeyler üzerine desene uygun şekilde yerleştirilmesi ve dikilmesiyle elde edilen desenlendirme yöntemidir. Bu teknikle bezenen ürünler genellikle müzelerde sergilenen tepme keçe örnekleri arasında yer almaktadır.
Desensiz üretilen, daha sonra bezemesi yapılan bir başka uygulama; pamuk, yün, ipek gibi iplikler veya sim, sırma vb. madeni teller kullanılarak, suzeni, çin iğnesi, maraş işi vb. işleme teknikleri ile elde edilmektedir. Günümüz müzelerinde sıralanan su işleme teknikleri ile bezenmiş örnekler bulunmaktadır.
———————————————————————————————
Müzelerde Bulunan Desenli Tepme Keçe Örnekleri ile Atölyelerde Üretilen Tepme Keçelerin Çeşitleri, Formları, Renk ve Bezeme Özellikleri
Desenli Tepme Keçe Çeşitleri ve Formları
Araştırma kapsamına alınan müzelerde bulunan ve atölyelerde üretilip pazarlanan tepme keçe ürünleri üzerinde yapılan inceleme ve gözlemlerden çok farklı kullanım alanlarına yönelik ürün çeşitlerinin olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalardan müzelerde bulunan tepme keçe ürünlerinin % 11.26’sını seccade, % 4.38′ini kundak, % 3.75′ini yaygının oluşturduğu görülmektedir. Bunları gittikçe azalan değerde kepenek (% 2.5), hayvan keçesi (%1.88), çizme ve patik (%1.88), fes (%1.26), panı (%1.26), sikke (%0.62), arakiye (%0.62), kapı perdesi (%0.62) ve deve ağızlığı (%0.62) izlemektedir.
Tepme keçe atölyelerinde yapılan ve pazarlanan ürün çeşitlerine ilişkin değerlerin incelenmesinden ise; yoğunluğu yaygı çeşidinde ürünlerin oluşturduğu (% 31.26), bunu azalan değerlerle ve sırasıyla paspas, hayvan keçesi, kepenek, seccade, çizme ve patik, sikke, sedir keçesi, yelek, yolluk, heybe çeşidinde ürünlerin izlediği görülür.
Müzelerde yaygı, seccade, paspas, hayvan keçesi, çizme ve patik, sikke çeşidinde tepme keçe ürünlerinin günümüz keçe ustaları tarafından halen üretilmekte olduğunu; kundak, fes, pano, kapı perdesi, deve ağızlığı çeşidinde ürünlerin genellikle müzelerde yer aldığını; müzelerde rastlanmayan sedir keçesi, yelek, yolluk, heybe çeşidinde ürünlerin ise tepme keçe atölyelerinde yapılmakta olduğunu ortaya koymaktadır.
Yaygı, seccade, kepenek, hayvan keçesi çeşidinde ürünlerin gerek müzelerde sergilenen gerekse incelenen tepme keçe atölyelerinde halen yapılan ürün çeşitleri arasında bulunması, günümüzde tepme keçe ürünlerinin geleneksel kullanım alanlarının devam etmekte olduğunu; paspas, yelek, heybe gibi ürün çeşitlerinin ise tepme keçe tekniğinin turistik amaçlı ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda farklı alanlara uygulandığını göstermektedir.
kaynak;alıntıdır.
kulturturizm.gov.tr
