English  German  Italian  Greek  France  Polish  Russian  Spannish  Ukrainian  Bulgarian  Dutch  Finnish  Hindi  Japanese  Norwegian 



Semercilik

08 Şubat 2009 Yazan admin  
Kategori Semercilik

kaynak;M. Ali DİYARBAKIRLIOĞLU
Ressam

SEMERCİLİK

Semer, bir zamanlar çekim ve binek hayvanlarının vazgeçilmez donanımıydı. Binlerce yıl arabalarla özdeşleşen at ve benzeri çekim ve binek hayvanları, motorlu araçların bulunup yaygınlaşmasıyla işsiz kaldılar ve buna bağlı olarak semercilik, palancılık ve koşumculuk da meslek olarak hayatımızdan birer birer çıkmaya başladı. semercihuseyinusta1

Eskiden göçebe toplumlar, yolcular, kervanlar ve seyyar satıcılar eşya ve yüklerini semerli hayvanlarla kolaylıkla taşıyorlardı. Semer sayesinde hayvanların vücudu hem soğuktan korunuyor hem de taşıdıkları yüklerin onlara zarar vermesi engellenmiş oluyordu. Ayrıca semer atlarda kullanılan eyerin de görevini üslendiğinden insan taşınmasına da olanak sağlıyordu. İşte semerin bu geniş kullanımından dolayıdır ki semercilik de en gözde mesleklerin başında geliyordu.
Şimdi semerin yapılışında kullanılan malzemelere bir göz atalım:

Berdi bir bataklık bitkisidir. Kamış gibi bataklıkta yetişir. İçi süngere benzer. Sıkıldığında tekrar eski haline döner. Bu özelliğinden dolayı semer yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılır. Semerin gövdesinin esnek olmasını sağlar. Berdi Anadolu’da hasır, kürsü, sepet ve açkı malzemelerinin yapımında kullanılırdı. Sağlıklı, doğal bir malzemedir. Bataklıkların kurutulması ve sulak yerlerin kalmaması bu bitkinin de yok olmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise yurdumuzda yok denecek kadar az yetişmektedir. 2004_semerci_sukru_usta

Sicim (Kınnap) keten, kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ve sağlam ip, “İngiliz sicimiyle asın” deyimi, sicimin ne kadar sağlam olduğunu anlatır.

Sırım, sahtiyanın ıslatıldıktan sonra makasla ince ince kesilmesiyle elde edilir.

Sahtiyan tabaklanmış ve cilalanmış teke derisidir. “Tabak sevdiği deriyi taştan taşa vurur” deyimi buradan gelir.

Keçe koyun yapağısından dövülerek ve sıkılarak dokuma işlevi yapılmadan elde edilen bir çeşit kaba kumaştır.

Telis, bitkisel liflerden dokunmuş kaba örgülü kumaştır.

Berdi bıçağı ahşap saplı olup içe doğru eğimlidir, bıçağın kesen tarafı testere ağzına benzer.
Üdürgü, Orta Asya’dan beri günümüze kadar gelmiş eski bir delme aleti olup, günümüz matkabının ilkel şeklidir. İki parçadan oluşur: Birinci parça keman yayına benzeyen kısımdır. Yarım ay şeklindeki bir çubuk ve bu çubuğun iki ucuna bağlanmış iki santimetre kalınlığında deriden oluşur. İkinci kısım ise delme işlemini kemane yardımıyla sağa ve sola dönerek yapan bölümdür. Bu kısmın ucunda demir bir matkap ucu çakılıdır. Dört-beş santimetre kalınlığında ağaç tornacıları tarafından özel olarak imal edilir ve ucu sivri ince bir silindir şeklindedir. Bir ucu elle tutulan parçası gövdeden ayrı döner. Eskiden, elektrikli matkapların olmadığı dönemlerde, marangozlar tarafından da delme işlerinde kullanılırdı. Yayı olduğu için adına kemane üdürgü de denilmektedir.Yay bu ikinci parçayı sağa-sola çevirme işlemini gerçekleştirir.

Balmumu sicimin mumlama işleminde kullanılır. Sicimi dış etkenlerden koruduğundan semerin dikişlerinin uzun ömürlü olmasını sağlar.

Çuvaldız yaklaşık otuz ila kırk santimetre uzunluğunda oldukça büyük bir dikiş iğnesidir. “İğneyi kendine çuvaldızı ele batır” deyimine konu olmuştur. Çuvaldız demirciler tarafından üretilirdir.

Semerci makası: 35-40 santimetre boyunda bir makas olup keçe ve deri kesmek için kullanılır. Demirciler tarafından semercilere özel olarak yapılırdı.

Tarak: 50, 20 ve 4 cm. ölçülerinde olan bir tahtanın kenarına yakın bölümüne, yan yana çakılan, bıçak şeklinde demirlerden ibaret bir alettir. Berdilerin dilimlenmesine yarar.

Semerci demiri: Boyu yaklaşık bir metredir. El tutulan bölümü vardır, ucu yarıktır. Bu yarık bölüme sıkıştırılan berdiler semerin elle ulaşılamayacak bölümlerine berdilerin ulaşmasını ve semere şekil verilmesini sağlar.
Keçi boynuzu: Boynuzun içine keçe parçaları sokulur. Zeytin yağıyla bu keçeler iyice yağlanır. Semerci semerin deri bölümünü dikerken çuvaldızını bu keçi boynuzuna sokar ve yağlanan çuvaldızın deriyi daha kolay delmesini sağlar.

Avuç demiri: Dikim esnasında kullanılan çuvaldızın semercinin avuç içini yaralamasını engelleyen, sarı bakırdan dökülmüş yassı bir alettir. Terzilerin kullandığı, dikiş dikerken parmaklarına taktıkları yüzüklerin avuç içine takılanıdır.

Semerin yapımında kullanılan malzemeler kısaca böyledir.

Semerin yapılışı:
Semerin gövdesi telisten dikilir ve mindere benzer. Gövdenin içine semerci tarağından geçirilerek dilimlenmiş berdiler yerleştirilir. Semerin şeklini oluşturan bölgelere berdi dilimlenmeden konur. Sert olması bakımından dilimlenmez. İhtiyaç duyulan yerlere daha sonra “Semerci demiri” ile daha fazla berdi sokulur. Mindere benzeyen bu gövde ortasında ikiye katlanır. Ön cepheden görünüşü “V” şeklindedir. Islatılarak yumuşatılmış teke derisi, oluşturulan bu gövdenin üzerine sicimle dikilir.
Semerin ahşap bir iskeleti vardır. Bu iskelet, yan ağacı, parmak ağacı, ön ve arka kaş ağaçları gibi parçalardan oluşur. Öncelikle parmak ağaçları ıslatılır ve mangal ateşinde ısıtılır. Yumuşayan ağaçlar ortasından otuz derecelik bir açı yapacak şekilde eğilir ve bu şekilde kurumaya bırakılır. Semerin ahşap iskeletinin sağlam olması için, bu kısımda sert ağaç cinsleri kullanılır. Bu ahşap iskelet, deri ile kaplanmış gövdeye üst taraftan oturtulur ve iskeletin yan ağaçlarından semerin gövdesine sicimle sıkıca tutturulur. Daha sonra semer ters yatırılarak iç tarafının keçesi sırımla itina ile dikilerek semer tamamlanır.

Semerin ahşap kullanmadan yapılanına da kürtün (palan) denir. Daha çok eşekler için kullanılır. Kürtünün dilimizde “Eşek kaçtı kürtün düştü” deyiminde yer ettiğini hatırlayalım. Üzerinde deri (teke derisi) kullanılmaz. Bunun yerine kıldan örülmüş kalın çadır bezi dikilir. İçine ise yine semerde olduğu gibi keçe konur. Dikişlerde sırım yerine bal mumlu sicim kullanılır.

Semerin süslenmesi:
Bu işler için renkli keçeler yuvarlak şekillerde kesilir. Bu parçaların üzerine de mantarı çıkarılmış gazoz kapakları konularak semerin ön kaş tahtasına çakılır. Semerin ön dikişleri, aralara mavi boncuklar sırıma geçirilmek suretiyle dikilirdi. Daha sonraları çıkan parlak kabara çivileri de semerin süsleme işleminde kullanılmıştır.

Semerciler ölçü alırken terziler gibi mazura kullanmazlar. Bunun yerine ya karışlarını ya da berdiye attıkları çentikleri ölçü olarak alırlar. Semeri yapılacak hayvanın vücut ölçüleri böyle belirlenirdi. İyi bir ustanın elinden çıkan semer hayvana kesinlikle zarar vermez, öyle ki hayvanın vücudunu yara yapan semer iyi dikilmemiş sayılır. Mesleğin püf noktası da buradadır. Semerciler kendilerini hayvan terzileri olarak nitelerler. Belki de semercileri günümüzün kaportacılarına benzetebiliriz. Burada semerciler için söylenen bir fıkrayı anlatalım: Semercinin semerlerinden memnun olmayan eşekler semercinin değişmesini isterler. Çünkü sırtlarına konulan semerler onları yara bere içinde bırakmaktadır. Semerci değiştirilir. Yerine gelen semercinin yaptığı semerler de iyi değildir. Onun semerleri hayvanlara daha fazla zarar vermeye başlamıştır. Bu semercinin de değişmesini eşekler hep bir ağızdan istemektedirler. Semerci ustasını yine değiştirirler.Yeni gelen semerci de tüm eşeklere “gelen gideni aratır” dedirtmektedir. Bütün eşekler şikayet edip dururken içlerinden biri diğer eşeklere bir öneride bulunur ve der ki “Eşek kardeşlerim semerci ustalarına beddua edip duracağımıza eşek olmaktan kurtulmayı neden denemiyoruz?!”

Benim babam semerciydi. Okul çıkışlarında kalan zamanımı onun yanında çırak olarak geçirirdim. Dedem 1915’te Çanakkale savaşında şehit düştüğünde babam dört yaşındaymış. Babası olmadığından onu dayısı büyütmüş. Okutmamış ama zamanın en iyi mesleği olan semerci yanına çırak olarak koymuş. “Semerci Şükrü” deyince yaşı ellinin üzerinde olan her Gaziantepli onu tanır.

Yine babamın yanındayım. Berdilerini taraktan geçirip onun yanına bırakıyorum. Babam da bu dilimlenmiş berdileri semerci demiri ile semere tepmeye çalışıyor. Babamın arkadaşlarından birkaçı “Kolay gelsin Şükrü usta’” diyerek geldiler. Biraz babamla şakalaştıktan sonra da bana dönerek “Söyle bakalım, baban çullu mu, semerli mi?” diye sordular. Yaşım küçük, semerin ne olduğunu biliyorum ama çulu bilmiyorum. Semer at ve eşeklerin üzerine konulduğundan insanlara yakıştıramadım. Cevap olarak da “çullu” dedim. Nasıl bir cevap vermişim ki bir kahkaha kopuverdi. Neden sonra misafirler gittiklerinde babam çulun da bir çeşit semer olduğunu söylediğinde kahkahanın sebebini anlamıştım.

kaynak;
M. Ali DİYARBAKIRLIOĞLU
Ressam

——————————————————————-
SEMER VE SEMERCİLİK

El
sanatları bir toplumun aynası ve geleceğe tuttuğu ışıktır. Günümüzde
her ne kadar el sanatları yok olma durumunda olsa da geçmişte büyük bir
misyon üstlenmiş ve geleceğe ve modern topluma teknolojiye geçişi
sağlamıştır. El sanatları özelliklerini kaybederken toplumda hala tek
tük bazı kişiler meslek olarak yaşatmakla beraber, günümüzde el
sanatları fabrikasyon olmuş, elektrikle çalışan torna atölyelerinde
yapılmaktadır. Günümüz şartlarında fazlada bir ihtiyaç duyulmasa da
geçmişimizin bir parçası olan el sanatları bizim öz ve öz
değerlerimizdir.

SEMER

Yük bağlamak için hayvanların sırtına yerleşti-rilen yastık tanımlamasını yapıyor Meydan Larousse ansiklopedisi semer için
Semer,
at, katır, eşek, deve gibi yük taşıyan hayvanların sırtına konulur. İlk
defa Araplar ve İranlılar tarafından kullanıldığı, daha sonra Türklere
geçtiği söylenir. Fakat onlardan önce yaşayan Mısır, Mezopotamya ve
Anadolu milletlerinin hayvanlarla yük taşımayı bildikleri, bu yüzden
hayvanın sırtına yük taşımaya yarayan bir araç yerleştirdikleri,
kazılarda çıkan buluntulardan ve duvar kabartmalarından anlaşılıyor.

SEMER YAPIMI
Semer genellikle ağaç, çuval, deri ve sazdan yapılır. Üçgen
çatılıdır ve hayvanın sırtında karnının iki yanına doğru açılan bir
biçimdedir. Hayvanın sırtına değen iç tarafı saz doldurulmuş iki
kanatlı bir çuvaldır. Yük vurulan üst tarafı da semer ağaçları denilen
ahşap küçük direklerle çatılmış ve üstüne hayvan derisi veya çadır bezi
dikilmiştir.
semer

Hayvanların
omuzları üstüne gelen bölümde, üstte, yükü bağlamaya yarayan öne doğru
çıkıntılı, iki kol vardır. Hayvana konulan yük, iple hayvanın sağrısı
üstüne gelen bölümdeki kancalara bağlandıktan sonra tekrar omuz başı
kollarında düğümlenir.

Semer,
hayvanın sırtına kolan, kayış veya kayton denilen sağlam bir şeritle
bağlanır. Kolanın iki ucu hayvanın kaburgalarından biri üzerinde
tokalanır.Karın altından geçtikten sonra, semerin üzerine dolanan bu
kolan, semeri hayvanın sırtında sıkıca tutturmaya ve yükün sallanarak
düşmesini önle-meye yarar.

Semerin
omuzbaşı kollarında genellikle “kaş” denir. Semerler, hayvan sahibinin
mali durumuna göre sade veya süslü olur. Kaşları, kolanları, hayvanın
kuyruğu altından geçen ve inişlerde semerin omuzlara düşmesini önleyen
“paldım”ı ve üzerine atılan çulu bazen işlemeli, kakmalı olur. Değerli
madenlerle işlenen, süslenen semerlerde vardır.

Günümüzde
evlerde ve bazı işyerlerinde min-yatür semerler süs aracı ve dekorasyon
malzemesi olarak kullanılmakta dolayısıyla bu el sanatımız azda olsa bu
şekilde varlığın sürdürmeye çalışmaktadır.

semerci11

GÜMÜŞHACIKÖY İLÇEMİZDE SON KALAN SEMERCİ USTALARI

Semercilik el sanatlarımız arasında günümüze ulaşmayı başaran meslekler arasında yer almaktadır.

İlçemizde iki adet semerci ustası bulunmaktadır. Bunlardan yakın zamana kadar semercilik işi yapan lakabı mesleği
bütünleşen bir isim olarak Semerci Ramis vardı. Ramis usta 2006 yılında
vefat etmiştir. Halen hayatta olan ve bu mesleği sürdüren Gümüşhacıköy ilçemizde büyük cami yanındaki tarihi handaki dükkanında sürdüren Semerci Mehmet amca ( Mehmet GEYLAN ) yıllardır bu mesleği yapmakta olup, geçim kaynağını da bu meslekten temin etmektedir.
Semerci Mehmet = Mehmet Geylani
Semerci Mehmet Akkuş = Lakabı Osmancıklı memet
Semerci Ramis Mutlu

——————————————————————-
SON SEMERCİ USTALARI;

Osmaniye’nin son semerci ustası, yok olmaya yüz tutan mesleğini inatla sürdürmeye çalışıyor.

Semerci ustası 39 yaşındaki Ali Dikeçoğlu, İstiklal Mahallesi Sezginler Sokak üzerinde bulunan küçük dükkanında mesleğini zor şartlar altında devam ettiriyor.

Bir zamanların en gözde mesleği olan semerciliğin özellikle traktör sayısının artması ile yok olma noktasına geldiğini vurgulayan Ali Dikeçoğlu, ayda üç ya da dört tane semer yapıp satabildiğini ve geçim kaynağını da bu meslekten temin ettiğini söyledi.

Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan semercilik mesleğinin motorlu taşıtların olmadığı dönemlerde, at, deve, katır ve eşek gibi hayvanların sırtlarında dengeli yükü ve insanı oturtmak için yapıldığını aktaran Dikeçoğlu, her mesleğin yok olmasına neden olan teknolojinin semerciliği de bitirdiğini ifade etti.
El emeği göz nuru gerektiren semer yapımının iki gününü aldığını ve tanesini 120 TL ye sattığını söyleyen Dikeçoğlu, “Bu mesleği Kahramanmaraş’ta bulunan amcam Osman Dikeçoğlu’ndan öğrendim ve Osmaniye’de de 15 senedir devam ettirmekteyim. Özellikle Erzin, Dörtyol ve çevre köylerden gelip semer talebinde bulunanlara yapıyorum. Kış aylarında işlerimiz iyice durma noktasına geldi. İşimizi zor şartlar altında devam ettiriyoruz. Yanımıza çırak alamıyoruz. Çünkü bitmek üzere olan bir meslek olduğu için öğrenmek isteyen olmuyor. Bizlerde bu işin son temsilcileriyiz.” Diye konuştu.
TALEP OLURSA SÜS AMAÇLI YAPIYRUZ

Kepenk indirmemek için değişik uğraşlara başvurduğunu aktaran Dikeçoğlu, “Ayakta kalabilmek için olağanüstü çaba sarf ediyorum. Bir ayda yaptığım semer sayısı 4′ü geçmiyor. Bu nedenle süs semerleri yapıp satmak istedim ama odana da pek talep olmadı. Zaman zaman turistlik bölgelerde satış yapanların süs semerleri için talepleri oluyor. Oda çok az sayıda. Böyle giderse kepenk indirmek zorunda kalacağız” dedi.

Ebatları belirlenen semerlere ilk önce temel malzemesi olan çulhaları keserek başladığını belirten Ali Dikeçoğlu, “Bu çulhaların içerisini Afyon yöresinden getirdiğimiz berdi otu ile doldurulduktan sonra kenarlarını dikiyoruz. Ardından yine semerin kenarlarına bu malzeme perdah sarıyoruz. Oturak kısmı da sazla doldurularak üzerine çulha bezi dikiyoruz. Semerin ön ve arka kısımlarını ise renkli boncuk ve keçelerle süslüyoruz. Son olarak semerin üzerine keçi derisi çekip, ağaç aksağımı taktıktan sonra alt kısmına keçe çekilip satışa sunuyoruz”

kaynak;
İbrahim EMÜL
/www.osmaniyeportal.com
——————————————————————

BABA-OĞUL SEMERCİLİĞİN YOK OLMAMASI İÇİN ÇALIŞIYOR
Tokat’ta semercilikle uğraşan baba-oğul, mesleğin yok olmaması için çaba sarf ediyor.

Kentte 60 yıldır semercilik yapan İhsan Çeliköz (73), severek yaptığı mesleğinin yaşatılması için gayret gösterdiğini söyledi.

43 yaşındaki oğlu Mustafa’yı da semerci ustası olarak yetiştirdiğini ifade eden Çeliköz, şimdi oğluyla birlikte Tokat’ta bu mesleği yaşatmaya çalıştıklarını söyledi.

Okula gidemediğini, küçük yaşta çırak olarak başladığı semercilik mesleğini bugüne kadar severek yaptığını bildiren Çeliköz, “Mesleği oğluma da öğrettim. Ben ölürsem oğlumun semerciliği devam ettireceğini biliyorum” dedi.

Çeliköz, semer yapımının 1 gününü aldığını belirterek, “Ama artık kimse yenisini yaptırmıyor. Eski semerlerini tamir ettiriyorlar. Vatandaşın yenisini alacak parası yok. Eskiden Tokat’ta 38 semerci dükkanı varken işlere yetişilmiyordu” dedi.

Mustafa Çeliköz de kentte bu işle uğraşan en genç insan olduğunu belirterek, kendisinden sonra da semercilik yapacak ustanın kalmayacağını söyledi
not;kaynak internet içeriklidir.

———————————————————————————————

ELAZIĞ YEMENCİLER ÇARŞISINDA  SON SEMERCİ;

Elazığ daki Yemenciler çarşısında bulunan son semerci Abdullah Karalı, semerciliğin teknoloji karşısında yenildiğini belirterek

Semercilik artık tarih oluyor. Elazığ’daki Yemenciler çarşısında bulunan son semerci Abdullah Karalı, semerciliğin teknoloji karşısında yenildiğini belirterek, köylerde hayvanların yerini traktörlerin aldığını ve semer satamadıklarını söyledi.

Bir zamanların gözde mesleklerinden biri olan semercilik gelişen teknoloji karşısında yok oluyor. Meslekte artık işçi çalışmadığını belirten semerci Abdullah Karalı, ”Köylerde hayvan kalmadı, teknoloji hayvanı bitirdi. Bizim de işlerimiz bitti” diye konuştu.

 

 

Karalı, “Eskiden günlük üç veya dört tane semer satıyorduk. Şimdi haftada bir tane bile satamıyoruz. Eskiden çok çalışırdık, fakat şimdi iş yok işler olmuyor artık. İşçi yetişmiyor bu işe merak eden yok. Ben 60 yıldır bu çarşıdayım. Eskiden her köyde 40-50 hayvan vardı. Şimdi köylerde hayvan kalmadı artık. Hayvan bitti, teknoloji hayvanı bitirdi. Bizim de işlerimiz bitti. Böyle giderse sonu gelir. Eskiden motor yoktu şimdi semerciliği öldürdü. Artık iş kalmadı. Biz de iş yapamıyoruz. Şimdi haftada, on
günde bir tane satıyoruz fiyatlar ise 70 ile 100 lira arasında değişiyor” dedi

1069600080040

kaynak:www.elazighaber