hat sanatı
30 Ocak 2009 Yazan admin
Kategori Hat Sanatı
Hat sanatı;
Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar.

Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.
Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.
Yazı Türleri
Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar’ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler’in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun’da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik’a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik’a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.
<
Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.
Yazı Araç Gereçleri
Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.
Hat Eğitimi
Hat sanatıyla uğraşan kişiye “güzel yazı yazan sanatçı” anlamına gelen “hattat” adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders alırdı. Başlangıçta alıştırma niteliğinde çalışmalara dayanan ve “meşk” adı verilen bu dersler tek tek harflerin yazılışının öğrenilmesiyle başlar, harflerin birleşme biçimleriyle, sözcüklerin ve tümcelerin yazılış tarzlarının öğrenilmesiyle sürerdi. Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verirdi. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlardı. Buna, başarı ya da izin belgesi anlamına gelen “icazetname” adı verilirdi. İcazetname almamış kişi hattat sayılmaz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamazdı.
kaynak;http://ansiklopedi.turkcebilgi.com

——————————————————————-
Hat sanatı;
kaynak;internet içeriklidir,
Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı vardır. Şekillerine Göre Hatlar : İranlılar’ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır.
Örneğin Türkler’in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun’da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik’a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik’a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.

Büyüklüklerine Göre Hatlar
Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında: celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.
Hat sanatı, Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir.
Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat’ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir. Bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.
Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi,

——————————————————————-
Osmanlı Hat Sanatı
İslamiyet’in doğuşuyla birlikte Arap yarımadasındaki en önemli faaliyet Peygamber vasıtasıyla gönderilen Allah’ın kelamının, yani Kur’an-ı Kerim’deki ayet ve surelerin yazıya dökülerek doğru bir şekilde, kalıcılığını sağlamak için, yazılması olmuştur.
Yapılan son araştırmalara göre, Arap yazısının kökeninin Ârami asıllı Nabatî yazısına dayandığı bilinmektedir. Arap asıllı olan Nabatî kavmi M.Ö. 400. yüzyılda Filistin’in güneyine yerleşti, merkezleri Petra kentiydi. M.Ö. 85- M.S. 62 yılları arasında Şam ve Kızıldeniz’e kadar genişleyen Nabatîler’in başkenti Petra, Romalılar tarafından ele geçirildi. Günümüze gelen harabeler ve taş kitabelerden, gelişmiş bir uygarlığa sahip olduğu anlaşılan Nabatîler’in yazıları ile İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’in doğumundan önceki yıllara ait Arapça kitabelerdeki yazıların benzerliği, Arap yazısının Nabatî yazısından çıktığını göstermektedir.
Birçok yazarın belirttiği gibi, Arap alfabesinin ilkel şeklinin Nabatî yazısındaki harflerin köşeli ve yuvarlak karakterlerine sahip oluşu bu benzerliği destekler. İslam dininin gelişi, Arap yazısının gelişmesinde son derece büyük rol oynamıştır. Kur’an-ı Kerim’de okuyup yazmaya büyük önem verilir. Allah’ın insanlığa ilk hitabı, “Oku” emridir. Okumanın yanı sıra, yazı yazmanın aracı olan kalem de fevkalade üstün görülmüş ve övülmüştür. Kur’an’da Alâk Sûresi’nin (96) 1-5. ayetlerinde şöyle buyuruluyor: “Yaradan Allah’ın adıyla oku. O, insanı kan pıhtısından yarattı. Kalem ile yazmayı öğreten; insana bilmediğini öğreten, Kerem’i erişilmez mertebede olan Allah’ın adı ile oku.” Kur’an’da Kalem Sûresi’nin (68) 1. ayetinde de “Hokka ile kalemi, kalem ile yazdıklarını şahit tutarım ki” ifadesi ile hokka ve kalemin önemi vurgulanır. Bu ayetle de insanlığın yüceltilmesi için kalemin ne kadar önemli bir araç olduğuna değiniliyor. “Nun” harfi biçimi dolayısıyla hokka olarak tefsir edilmiştir. Hiç şüphesiz hokkadan maksat da içindeki mürekkeptir. Kalem ve mürekkep dünyada bilginin yayılmasını temsil etmektedir. Bu iki önemli sûre, Kur’an-ı Kerim’in mutlaka güzel bir yazı (hüsn-ü hat) ile yazılmasında önemli bir rol oynamıştır. Hiç şüphesiz her Müslüman’ın Hz. Peygamber’in ve Allah’ın sözlerini güzel bir yazıyla yazılmasını istemesi ve hattın bir sanat dalı olarak İslam dünyasında en ön sırayı alması kadar doğal bir durum olamaz. Bu şartlar altında, dördüncü halife olan Âli’nin (35-41/456-661) döneminde gelişme gösteren Arap yazısı, devletin baş şehri olan Kûfe’ye nispetle “Kûfi” adını aldı. Emevilerin son yıllarında giderek gelişmeye başladı ve kimi harflerin bünyesindeki köşeli tarz kayboldu. Abbasi halifeleri döneminin ünlü veziri İbn-i Mukle (886-940) aynı zamanda ünlü bir hattattı. Arap yazısını belli kurallar içerisine yerleştirmeye çalıştı. İbn-i Mukle’nin çalışmaları sonucunda, “Aklâm-ı Sitte” adı verilen altı çeşit yazı oluştu. Bunlar, “muhakkak, reyhanî, sülüs, nesih, tevkî, rıkâ”dır. Aklâm-ı Sitte, Arapça bir terimdir ve altı çeşit yazı anlamına gelir. Bu altı çeşit yazı, bir yüzyıl kadar sonra, Bağdat’ta yetişen İbn-i Bevvâb sanıyla tanınan Arap hattatı İbn-i Hilâl tarafından daha da geliştirildi. Günümüzde çeşitli kütüphanelere dağılmış olan İbn-i Hilâl’ın yazıları, İslam hat sanatı tarihi bakımından oldukça önemlidir.1
Daha sonra, son Abbasi halifesi Musta’sım’ın halifeliği sırasında (öl. 1258) Bağdat’ta eserler veren Yâkût, altı çeşit yazıyı içeren Aklâm-ı Sitte üzerinde çalıştı, yaptığı ilavelerle kendi estetik anlayışını bu yazı çeşitlerine yansıttı. Yâkût-ı Musta’sımî ekolünün etkileri, bütün İslam dünyası ve Osmanlı hattatları tarafından da kabul gördü.
İslam dünyasında hat sanatı Yakut’un kuralları doğrultusunda gelişme gösterdi. Özellikle 14. yüzyıl ve 15. yüzyılda İran, Irak, Suriye ve Anadolu’da İlhanlılar, Celayirîler, Türkmenler, Anadolu Beylikleri, Mısır’da ise Memluklar döneminde Kur’anlar ve cüzleri ile hat sanatının diğer örneklerinin baş yapıtları denilebilecek nüshaları yazıldı. Özellikle İlhanlı ve Memluk Kur’an-ı Kerimleri’nin alışılmışın dışındaki büyük boyutları muhakkâk hat ile yazıldı. Ayrıca yuvarlak hatlı sülüs yazı da büyük bir gelişme gösterdi ve Kur’an-ı Kerim yazımcılığı için tercih edildi.
İslam dünyasının Doğu’sunda Kûfi hattın yerini yuvarlak hatlı sülüs yazısı almaya başlarken; Batı’da da farklı türde yuvarlak hatlı bir yazı türü olan magribî yazısı ortaya çıkmıştı. Magribî yazısı İspanya, Sicilya, Tunus’ta aynı tarzda kullanılmıştı. Arap harflerinin alt çanaklarındaki yuvarlak hatların vurgulanışı, magribî yazısının ana karakterlerinden birisiydi ve diğer İslam yazılarından farklı hareke ve noktalama sistemi kullanıldı. Bazen de renklerle bu farklılık elde edildi. Celî yazılar (büyük boyutlu) ve kitabelerde de farklı bir görünüm elde edildi. Magribî yazı yazan hattatlar, İbn-i Haldun’a göre, kelimeyi yazmayı kalıp halinde öğreniyorlardı. Doğu İslam dünyasında ise, tamamen farklı olarak tek tek harfler öğrenilerek işe başlanıyordu. Magribî yazısının en erken örneği 10. yüzyıl ortalarına aittir. Bu yazı türü uzun süre varlığını korudu, üç yüzyılı aşan bir süreden günümüze ulaşmış eserler bulunmaktadır. Özellikle 12. yüzyılın ilk yarısında, Kortoba’da sanatsal açıdan çok güzel Kur’anlar hazırlandı. Yüzyılın ikinci yarısında kitap sanatının merkezi Valensia’ya kaydı.
Endülüs uygarlığı döneminin İslami varlığının uzantısı 1492 yılına kadar sürdü. Birleşmeyi sağlayan Katolik krallar, aynı yılda topraklarındaki son Müslüman egemenliğini de bitirdiler. Bütün dünya için çeşitli açılardan önemli olan 1492 yılı ve civarı, İslam hat sanatının yeni bir yönde gelişmesine imkan sağlayan Şeyh Hamdullah gibi yaratıcı bir sanatçının yetişmesine de sahne oldu.
1 İbn-i Hilâl’ın eserleri, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Bağdat Köşkü Kütüphanesi’nde, Ayasofya Kütüphanesi’nde, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde ve Dublin Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
kaynak;
Dr. Filiz Çağman
Altın Satırlar : Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat Sanatı
——————————————————————-
Hat Sanatı;
Hat sanatı denilince Kur’an harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Kur’an harflerinin 6 ile 10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Kuran-ı Kerim’in bir araya toplanmasından sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük aşamalar göstererek önemli sanat kolu olmuştur. Bu yazının ilk biçimi olan ve adını Kufe kentinden alan köşeli karakterli kufi yazısının yerini 9. yüzyıldan sonra aklam-ı sitte (altı çeşit yazı) almaya başladı. H at sanatı, tarihi seyir içersinde yer yer ve kol kol gelişmiş, mükemmelleşmiş ve güzel sanatlar arasında seçkin yerini fiilen almıştır. Bunun farkına varamayanlar, garp tarihçilerinin adetlerine uyarak hat sanatına “mimari süsleme” deyip geçmişlerdir. Oysa ki mushaflar, cüzler, hilyeler, fermanlar, murakkalar, meşkler, karalamalar gibi değişik konularda verilmiş nice eserler vardır ki mimari süsleme ile hiçbir alakası yoktur. Hat sanatı;
“Cismani aletlerle ortaya çıkan ruhani bir hendesedir” şeklinde tarif edilmiştir.
Aslı Finikeliler’den gelen ve Nebat kavmince kullanılırken Araplar’a geçen ve basit şekillerden ibaret olan bu yazı çeşidi, İslamiyet’in gelişi ile beraber önem kazanmıştır. Kavim yazısı olmaktan çıkıp ümmet yazısı haline gelmiştir. Bu bakımdan “Arap harfleri” yerine “İslam harfleri” yahut “Kur’an harfleri” ifadesini kullanmak daha yerinde olacaktır. Kur’an ve hadislerin doğru tespiti için yapılan çalışmalar hat ilmini, o kutsal ibareleri güzel yazma gayreti ise hat sanatını meydana getirmiştir. Sadece okuma yazma vasıtası olan bir takım basit şekillerden böylesine güçlü bir estetik ortaya çıkıvermesi İslam’ın bir mucizesidir.
Türkler, hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başlamışlar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşamışlardır. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak yazıya daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırmıştır. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürmüş,daha sonraları, Hafız Osman, Rakım Efendi, Şevki ve Sami Efendi gibi dahi sanatkarların hizmetleriyle varabilceği doruk noktasına yücelmiştir.
Türkler, altı tür yazı dışında, İranlılar’ın bulduğu tâ’lik yazıda da yeni bir üslup ortaya koydular. Önceleri İran etkisinde olan tâ’lik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ö. 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ö. 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı.
Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar’ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler’in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun’da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik’a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir.
Sultanların imzası olan tuğralar ise, tuğrakeş adı verilen kimseler tarafından hazırlanmaktaydı. Sultanların mührü niteliğindeki tuğraların,
doğal olarak her sultanla birlikte, biçimi ve metni değişmekte, böylece zengin bir tuğra dizisi elde edilmiş bulunmaktadır. Tuğralar, fermanlarda, anıtsal yapıların girişlerinde ve gerekli diğer bölümlerinde sultanların simgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fermanlardaki tuğraların tezhipli örneklerini bugün başta İstanbul olmak üzere müzelerde rastlamak mümkündür.
Hat sanatıyla uğraşan kişiye “hattat” adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders almalıdır. Başlangıçta harflerin tek tek yazılışları, sonra iki harfin birleşme biçimleri ve bunun kuralları öğrenilir. Ardından ikiden fazla harfin birleştirilmesine yani satır çalışmasına geçilir. Bunun için genellikle önce uzunca bir kaside, sonra bazı ayet ve hadisler, dualar özlü sözler yazılır. Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verir. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlar. Buna, “icazetname” adı verilir. İcazetname almamış kişi hattat sayılmaz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamaz. Osmanlılar döneminde, hattatlar arasında en kıdemli ve usta olana, hattatların reisi (reisü’l-hattatin) adı verilirdi. Onun ölümünde yerine bir başkası geçerdi.
YAZI ÇEŞİTLERİ
1- Kufi yazı: İslam yazısının en eski örneği olan bu yazı, İslamiyetin zuhurunda Arap yarımadasının birçok yerinde kullanılmakta idi. Nitekim ilk Kur’an-ı kerimler bu yazı ile yazılmıştır. Düz çizgiler ve köşelerden oluşan bir yazı çeşididir. Kufi denilen yazının en temelli karakteri geometrik olmasıdır.
2- Sülüs: Sülüs yazı hicretin 4. yılında ortaya çıkmıştır. Kufi yazıdaki düz ve köşeli şekiller bu yazıda yerini yuvarlaklığa ve eğri çizgilere bırakmıştır. Sülüs yazının, bir santim veya daha fazla genişlikte açılmış kalemle yazılmış olanına “ celi sülüs ” adı verilir. Büyük levhalar, kitabeler ve birçok mezar taşları bu yazıyla yazılmıştır.
3- Nesih: Nesih,sülüs türünün gövde oluşları bakımından en ilkel olan şeklidir. Nesih yazısının gövdesi,sülüs ve celi tiplerine göre çok yalındır. Kalem uç genişliği sülüsünkinin üçde biri kadardır. Kur’an-ı kerim, Delail, En’am, Hadis kitapları, Tefsirler ve Divanların yazılmasında bu yazı kullanılmıştır.
4- Muhakkak: Sülüs yazıdaki harflerin yatay kısımlarının daha genişletilmesi sonucunda ortaya çıkmış bir yazı çeşididir.
5- Rika’: Buna, nesih yazının dişsiz, yuvarlak ve kıvrak bir çeşidi diyebiliriz. İcazetler bu yazı ile yazıldığı için “ icazet yazısı ” da denilir.
6- Tevki: Sülüs yazının daha değişik ve ufaltılmış bir türüdür. Daha ziyade resmi evrakta kullanılmıştır.
7- Ta’lik: Bütün harfleri yuvarlağımsı olan bu yazı, her şeyden evvel çizgilerin bir musikisidir. İran’da icad edilmiştir. Bir santim veya daha fazla genişlikte açılmış kalemle yazılmış olanına “ celi ta’lik ” adı verilir.
KULLANILAN MALZEMELER
Kalem: Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılır. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontularak belli bir açıda kesilir. Celi yazılar da ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemler kullanılır.
Mürekkep: Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanır. İs ile arapzamkının dövülmesi neticesinde elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinir.
Kağıt: Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldir. Kağıtlar evvela hamurları ne olursa olsun, nebati ve madeni boyalarla çeşitli renklere boyanırlar. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtların yüzeyine âhar denilen bir madde sürülür ve daha sonra da mührelenir.
Hokka : Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lıka denen bir tutam ham ipek konur.
kaynak;internet içeriklidir.
——————————————————————-
-TÜRK HAT SANATINDA GELİŞMELER;
Yazi tarihini son devrin bu konuda en büyük bilginlerinden İbnü’I-Emin Mahmud Kemal inal’in “Kemalü’l-Hattatin” adını verdiği “Son Hattatlar ından şöyle özetleyebiliriz :
insanlığın tarihi kadar eski olan yazı, yüzyıllarca çok yavaş bir ölçüde gelişmiştir.
Önceleri İslam aleminde küfi yazı kullanılıyordu. ibn-i Mukle ve kardeşi Hasan ve İbnü’l Bevvab, daha sonra da Amasya’lı Yakuti Musta’sımi sülüs ve nesih yazıyı geliştirmeye ve güzelleştirmeye calışmışlardır.
Zamanla ve sırayla sülüs, celi, nesih ve talik, daha sonra da divani siyakat, rika’, reyhani, rık’a ve öbür yazi türleri bulunmuştur.
Her yazi türü kullanıIdıkları yere ve işe uygun kurala bağlanmıştır. Sülüs ve talikle celileri binaların kitabelerinde ve levhalarda, mezar taşlarında, nesih ve nestalik Kur’an-i Kerim, en’am ve kitaplarda ve bunlara benzeyen eser-lerde; divani yazı fermanlar, beratlar, rüuslar ve menşurlarda ve siyakat yazısı, kolay okunan ve çok güç taklid edilen bir tür olduğu için, Kuyüdu Hakaniyye, yani devlet kayıtlarında ve maliye işlerinde, görev sahiplerine verilen timar ve zeamet, maaş, berat ve fermanlarının kayıt işlemlerinde önceleri kullanılmiş, sonra bırakılmıştır.
Rik’a sür’atle yazılabildiği için iyi bir buluş olarak devlet dairelerinde, resmi işlerde ve her yerde herkes tarafından uygulanmış, talik yazı ise son devirlere kadar meşihat dairesinde ve edebi eserlerde şiirle ilgili notlar ve yayınlarda kullanılmıştır.
Böylece her hattın kendine özgü bir kullanılma yeri vardır.
Bütün yazıyla ugraşanlann ve ilgilenenlerin kabul ettikleri bir gerçek vardır: Türkler bu yazıyı aldıktan sonra ona kendi zevk inceliklerinden öyle şeyler katmişlar ve öyle gelistirmişlerdir ki, özellikle en çok kullanılan sülüs. nesih ve celi yazilann gelismeşinde, bütün islam ulkeleri ve ulusları içerisinde üstün bir yere erişmişler, İslam bilim ve uygarligina en yÜce, en degerli eserlerin kazandinlmasi hiZmetini baŞarmislardir.
ibnu’l Emin Mahmud Kemal lna| diyor ki, “Turkler, zevk-i selim erbabını hayran ve sitayişhan edecek derecede zarif, latif, metin, dilnişin, nefis, nazar rüba yazilar yazmislardir ki Arap, Acem ve diger musluman milletler arasinda ortaya gikan hattatlar hicbir devirde bu mertebeye yaklasamamislardir.”
Talik yazi, eski İran’da kullanilan ve “Pehlevİ hattI” denilen yazi türünün duzeltilmesi ve gelistirilmesiyie ortaya çikmişir. Tebriz’li Mir Ali bu yaziyi ortaya Qikaran kisi olarak ünyapmiştır Sonra “imad” bu yazi türünün daha da geliştirerek kendisine “yazinin diregi” denilmesini saglayacak bir düzeye ulaşmiş, büyük bir hizmette bulunmuştur. Eskiler talik’i bir “dilber-i bürehne”ye yani giysisi olmayan bir güzele benzetirler. çıplak güzelligiyle ayrı bir yeri olan bu dilber yaziyi ortaya çiktigi iran’daki guzelliginde yazan Türkler arasinda da nice hattatlar unutulmayacak özellikte ve guzellikte yazilar birakmışlardir. Sonradan Şeyhu’l-islam olan Veliyyu’d-din Efendi’ye “imad-i Rum” lakabi takil-miştir.
Eski çaglarda, islam aleminde resime ilgi gösterilmedigi için yazi, güzel sanatlann en onemlisi sayilmis, gelistirilmesi igin büyük himmet ve çaba harcanmiştir. Halki da özendir-mek amaciyla Türk hükümdarlanndan, sehzadelerinden, özellikle Osmanlı padisahlanndan, devlet ve billm adamlarmdan pek çogu güzel yazi ögrenmiş ve nefis yazi ornekleri birakmislardir. Camilerimiz, kütüphanelerimiz ve muzelerimiz bu guzel yazilarla doludur.
Halkın kültürlü kesimi “husn-i hat” (guzel yazi)ta pek cok ilgi göstermişler, hemen her evde dini, edebi, felsefi güzel sözler, ögutler, şiir-ler odaları, salonları, duvarları süsler hale gelmiş, zevk sahibi kimseler bunları tezhib ve yaldızlarla da süsleterek bir kat daha degerli hale getirip gönüllere hitab eden, gözleri isiklandiran yazi ve tezhip sanati harikalarının dogmasinı saglamişlardir. 0 donemlerde yaznın gelismesi, yayilması ve ragbet görmesi dolayisiyle büyük bir çogunluk, hattatlıkta ve bu eserleri tezhib ederek miizehhiblikle, kagitçılık, kagıt aherciligi, ebruculuk, murekkepcilikle, yazi ile ilgili hokka, divit, kubur kalemdan, kalemtraş, kağit makası, makta, yazı altlıgı, cilbent, kamışkalem gibi şeylerle geçimini sağlar olmustur. Basimevlerinin çoğalmasi ise el yazışma ihtiyacin azalmasina, dolayisi ile güzel yazının sadece zevk sahiplerinin ragbetine kalmasına, yazi ile hattatlıkla geçinenlerin gittikçe azalmasina yol aç-miştir.
Bu san’atimiz şimdilerde zevk sahipleri ve bazi resmi kuruluşlarımızca yurutulmeye çalışilmaktadir.
ikiden fazla noktanin yanyana gelmesinden “hat” meydana çikmaktadir. Hat, sözluklerde “çizgi” anlamına gelmekte, çizgiler şekillenerek yaziyi meydana getirmektedir. Yaznin ilk olarak nereden çiktigi konusu bilinmemektedir. Ancak, yazi elin dili’dir. “Hilkat-i beşer”le yani insanin yaratilişi ile çağdaş sayilacak kadar eski bir geçmişe sahiptir, denilmektedir.
En eski yazi türleri eski Misir’ın hiyeroglif yazisi. “hatt-i mihi” denilen çivi yazısı, eski Fenikeli’lerin yazisi. Eti ve Uygur’ların yaziları Çin, Latin ve Arap yaziları gibi yazilardir. Arap yazisi, İslamiyetin yayilmasi ile bütün Arap kavimleri, Türkler. İranlilarca kabullenilip islam yazisi haline getirilmiş ve geliştirilmiştir. Fakat bu gelişme yüzyillarca süren büyük çabalarla ve çok yavaş bir bicimde olmuştur.
Kuran-ı Kerim’de (cuz : 29) “Kalem Sure-si”nin birinci ayetinde “Nun ve kalem ve ehl-i kalemin satira dizdikleri ve dizecekleri hakkı için” diye, kalem ve yaziya Allah’ın yemini vardir. Bu bakimdan ve Hakkin kelamini insanlara ulaştiran araç oluşundan, İslam’da yazi büyük bir öneme, saygınlıga sahiptir. Kur’an-ı Ke-rim’in nazil olusundan sonra onun yayılması için yazının ilkel şeklinden çıktıgı, gittikçe daha geniş alanlara yayildiği, daha san’atli biçimler aldıgı görülmektedir. İslam’da bilgiye, ilk İslamı buyruk olan “Oku” Tanrı buyruğu nedeniyle okumaya verilen önem pek buyuktur. Onun için büyük İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed, “bilginlerin harcadikları mürekkeple, şehitlerin kanlari tartıldı, mürekkep ağir geldi” ifadesiyle İs-lamiyetin bilgiye verdigi önemi, en büyük rutbelerden olan “sehadet”in üstünde göstermektedir. Ayrica “ilim rutbesi butün rutbelerin üstündedir.” buyurarak bilginin degerini tam an-lamiyla ortaya koymaktadir. Böylece de bilimin, okumanin araci olan yazi, büyük bir önem kazanmiş bulunmaktadir. “Yazilmayan hersey yok olmaya mahkumdur.” (Kulli ‘ilmin leyse fil kirtasi dae.) sözu bir atasözü olmuştur. Bir bilgin “insanlann akılları kalemlerinin ucundadir. Ezberlenen bir gün bellekten silinir gider; yazilansa kalır.” diyerek yazmak gerektigini, bilginin sonsuzlugunu yazi ile saglayabilecegimizi belirtmektedir. Kutsal kitapların, özellikle Kur’an-ı Kerim’in. dine çağrı mektuplarının, islamı kurallarin her tarafa duyurulmasi, yayilmasi ancak yazının guzelligiyle, rahat okunabilir bir hale gelmesiyle saglanabilecektir, Bu bakımdan “Vahiy” katiplerinden sonra islam halifeleri bile bu konuya egilmek zorunlugunu duymuşlardır.
Hazret-i Osman’ın, Hazret-i Ali’nin Küfi el yaziları ile ve deri üzerine yazilmiş Kur’an-ı Ke-rim nushalarının çogaltıldığını, müzeler ve kütüphanelerde günümüze kadar gelen “ba hatt-i Osman ibn-i Affan Radiyallahu Anhü” (Affan’ın oglu Osman hatti ile, Allah ondan razı olsun.). “ba hatt-i Ali Kerremallahu veche” (Hz. Ali hatti ile, Allah onun yüzünü nurlandırsın.) diye kayıtlı Kur’an nushalarından ögrenmekteyiz.
Kur’anın en eski nushalarından çoğu, İstanbul muze ve kütüphanelerindedir. Topkapi Sarayi’nda “mübarek emanetler” bölümünde, bulunan niüshanın en eski Kufi yaziya örnek oldugu bilinmektedir. Ayrıca çesitli koleksiyonlardaki sayfalar halinde bulunan deri üzerine Kufi hat-la yazilmis Kur’an-ı Kerim’den bölumler, kutsal oluşu nedeniyle armağan olarak çeşitli islam büyüklerine dağıtılmış. sonra ayn ayrı yerlerden koleksiyonlara derlenmiş kutsal emanetlerdendir. Türk ve islam Eserleri Muzesi’nde, Süleymaniye Kütüphanesi koleksiyonlarında ve yurdumuzda eskiden kültür merkezligi yapmiş illerimizdeki koleksiyonlarda bu kutsal emanetlere rastlanmaktadir.
Hat san’atinin beşigi olan Amasya’da büyük din adamlarımıza sunulmus Kur’an-ı Kerim’den bölümler, cüzler vardır. Celebi Sultan Mehmed’in hocası Pir Şücaeddin ilyas-ı Halveti’ye sundugu ve Hazret-i Osman hattı oldugu sonunda kayıtlı küfi hatla ve bütün Lafza-i Celal (Allah isimleri) in altında yazılmış oldugunu gördügiümüz “Sad” suresinden nihaye-te kadar olan Kur’an-ı Kerim’in sonunda “bunu yazmakla Osman ibn-i Affan Allah’a yakin oldu. Allah onu mağfiret buyursun” diye bir kayit bu-lunmaktadir.
Ayrica ilhanlı’lardan Hüdabende Muhammed adına yazılmıs Kur’an-ı Kerim cüzü ile Selçuklu cüzü, Kur’an yazısında islamiyetin ilk devirlerde bile nekadar güzel yazilmiş eserlere sahip oldugunu göstermektedir.
ilk devirlerin Makili yazisi pek uzun zaman devam etmemiş. köşeli çizgilerden oluşan bu hat, yerini bazı yerleri daha yuvarlak kısımlardan ve yazma kolaylıgı biraz daha fazla olan. Küfe’den ortaya çıktıği için de “Hatt-ı kufi” denilen yazıya bırakmıştır. Buna ümmü’l hutüt (yazıların anası) denilir. Öbur yazı türleri ise bundan çıkmıştır ve uzak yakin bununla ilgilidir de-nilmektedir. Kutsal kitaplar, genel olarak deri uzerine veya çeşitli yapraklann kağit gibi bir hale getirildiği yüzeylere bu yazı türüyle yazilmiştir. Sonra tarih, Abbasiler’in yazıyı daha okunabilir, daha kolay yazilabilir bir biçime getirme cabalarına tanik olmaktadir. Vezir ibn-i Muk-le. kufi’den sülüs ve neshe geçme dönemini başlatmıştır. Sonra ibn-i Hilal veya ibnu’l-Bevvab denilen ünlü kişi bu gelişmeyi sağlamiş, artik onun zamanında yazi estetik güzellik yoluna girmiştir. Yazdigi nefis Kur’an-ı Kerim Dublin’de Chester Betty Kütüphanesindedir.
Amasya’dan yetişerek bilgisi ve yazidaki üstün yeteneğiyle Halife’nin dikkatini çeken ve onun yakınlarından olabilen Yakutü’l-Musta’sımi uzun ömrunde yazıda devrim yapmiş. bir hat ekolu başlatmıştır.
“Aklam-ı sitte” veya “şes kalem” (altı çeşit yazı) sitilini başarı ile uygulayan Yakut’un yazdıgı yazılar, Kur’anlar agırlıgınca altın ve yakut değerindedir.
Aklam-ı sitte; sülüs, nesih, muhakkak, reyhani. tevkii, rıkaa diye kaydedilmekte, hatla ilgili diğer bazi eserlerde. tevki yerine ta’lik alınarak kaydedilmiş, bulunmaktadir.Yakut’un yetiştirmiş oldugu hat san’atkarları onun meydana getirdigi bu yeni gelişmiş yazı bicimini bütün islam dünyasina yaymayi başarmişlardır. islami güzel yazı, bilim eserleriyle daha geniş alana yayılmıştır.
Gazneli Türkler ve Selçuklu’larda islami yazı, yalniz bilim eserlerine değil, yaşamın tamamen içine girmiştir. Mimari eserler yazılarla süslenmeye başlanmiş, yazı herkesin rahatca gö-receği boyutlar kazanmiştir. Gittikçe asli yazılardan yeni degişikliklerle çeşitler türetilmiştir. Aklam-ı sitte’den yani altı çeşit yazıdan önceleri 12, sonra yeni eklemelerle 46. hatta Tuhfe-i Hattatin’e göre 54 hat turu ortaya çikmıştır. Yazi türlerinin bu kadar çogalması, ancak ona verilen önemle açiklanabilir.
Osmanlilar da yaziya çok büyük önem vermişlerdir. Bunu Anadolu’da ve Edirne’deki geçiş mimarisi eserlerinde, Yıldırım ve çelebi’nin eserlerinde görmekteyiz. Celebi Sultan Mehmed’in oglu Amasya dogumlu II. Murad devrin-de yazılmış olan kitaplar ve Kur’an nushaları artık yazıya Türk zevkinin egemen oldugunu gösteren izler taşimaktadir.
İstanbul’un alınışından sonra, kendisi büyük bilgin düzeyinde kültürlü olan Fatih Sultan Mehmed’in zamaninda bilim adamlarına, hattat ve miizehhiplere büyük bir önem verilmiş, devletin saygınlıgıyla birlikte bilim ve kultür de çok gelişmiştir. Sarayda kitap san’atları en yüksek düzeyi bulmustur. Zamanin hat üstadları Hace Yahya-i Rumi ve Ali ibn-i Yahya Efendilerdir.
Fatih Sultan Mehmed Han’in oglu 2. Bayezid şehzadeliginde 28 yil Amasya valisi olarak bulunmuştur. Bu süre içinde büyük san’at dehası şeyh Hamdullah’la karşılaşarak onu özendirmis, ondan hat dersi alarak onurlandırmıştır. şeyh hemşehrisi Yakut gibi yazıda devrim yapmiş, kamış kalemin acılışından başlayarak şeyh Hamdullah biçimini ortaya koymuştur. Kendisine Kıbletü’l Kuttab (Hattatların yöneldigi tarz sahibi) Hazret-i şeyh Hamdullah Efendi denili-yordu. özellikle sülüs ve neshi kendine özgü yeni bir özelliğe. her tarafı aynı kalınlıkta olan harflerin kalınlıklarını değiştirerek yazıya hareket kazandırmiştır.
Böylece Yakut dönemi kapanmiş ve şeyh Hamdullah ekolu başlamiştir. Onun için
1 Tuhfe-i Hattatin, s. 618.
‘ Turk El Sanatları, adlı kitaptaki Yazi (Hat Sanatı) bahsinde 160′i bulan yazı türlerinin kaynaği Aklam-ı Sitte diye adlandırılan ana çeşitlerdir ki bunların da yaratıcısı Hattat Yakuttur, denilmektedir. s. 78.
§eyh oğlu Hamdi hattı ta kim zuhur buldu. Alemde bu muhakkak nesh oldu hatt-ı Yakut. denilmektedir. öyle ki zamanimiza kadar yazida onun üslubu suregelmiş, bütün büyük hattatlar yazılarını onun yazısına benzetmeye, onun gibi yazmaya çaba göstermişlerdir. Basarıları derecesinde, şeyh gibi yazdı, şeyh-i sani, (ikinci şeyh), şeyh-i salis (üçüncü şeyh) gibi unvanlara sahip olmuşlardir. öyle ki, Onun mezarni ziyaretle yaziya başlıyor, vefatlarında yaknına gömülme isteğini vasiyyet ediyorlardı. Bu yüzden Karacaahmet’teki mezarının çevresi yüzyıllar boyunca hattatlar cenneti haline gelmiş bulunmaktadır. Bayezid i Veli, döneminde böyle bir yüce san’atkar bulunmasından övünç duyuyor, ona en büyük saygıyı gösteriyordu. Bir gün yazı yazarken O’nun yanında ayakta durarak mürek-kebini tuttugu halen söylenmektedir. Bu büyük üstad kendi soyundan kişilerle birlikte pek çok yetenekli insanı birinci derecede hattat olarak yetiştirmiştir.
Oglu Mustafa Dede, oglu Derviş Muhammed, torunu şeyh Dervis Mehmed Said, damadi şükrullah Halife, torunu Pir Mehmed ibn-i şukrullah hepsi ünlü hattatlardir. Uzun, serefli ömrü bolluk ve bereket pınarı gibi halkına, dinine hizmet, Allah’ına ibadetle geçmiştir. Yazdiği kırkyedi Kur’an-ı Kerim’den Süleymaniye Kutup hanesi’nde bulunan degerli bir tanesinin sonunda “bunu ömrümün seksen dokuzuncu yılında yazdim. Başim titriyordu.” diye kayit koymuş bulunmaktadir. Fakat çok yetenekli ellerinin titremediği, o yaşta bile yazisini büyük bir ustalıkla yazmiş olduğu görülmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminin büyük hattatı Ahmed Karahisari’dir. Birakmiş olduğu san’at şaheserlerinden bu hattatın da çok üstün bir san’atkar oldugu, yazida Yakut üslubunu benimsediği öğrencisi Hasan çelebi ile birlikte döneminin bütün san’at eserlerinde iz biraktığı görülmektedir. Yazıda kullandıği üslup, şeyh’in ortaya koydugu biçim karşısında bırakılmıştır. şeyh Hamdullah üslübunda sülüs ve nesih daha çok kullanılmıştır. Sultan Ahmed ve II Mustafa’ya hat hocaliği yapmiş olan Hafiz Osman bu üslubu en yuksek düzeye çikararak yazdıgı Kur’anlarla yazı biimini islam dünyasına yaymiştir. Kendisine şeyh-i sani (ikinci şeyh) denilmektedir.–
Abdullah KirimT. Dervi? Ali (1084 HO, Su-yolcuzade Mustafa El Eyyubi (1098 H.), Sultan III. Ahmed once Hafiz Osman Efendi’den ders almislar, sonra da Yedikule’li Seyyid Abdullah Efendi’den hat dersini tamamlamislardir. $eyh-i sani Hafiz Osman Efendi, Sultan li. Mustafa’nin hat hocasidir, Yedikule’li Seyyid Abdullah Efen¬di, Egri Kapih Mehmed Rasim Efendi (1169 H.], $ekerzade Mehmed Efendi (1166 H.)t Sultan III. Mustafa, Sekerzade’den hat 6grenmi$lerdir. Sonra Saray-i Hiimayun hocasi iistad-i ekrem Ismail ZuhdT Efendi ve karde$i Hace-i Hazret-i $ehriyart Kazasker Mustafa Rakim Efendi yazi alanmda birbirinden guzel saheserler ortaya koy-muslardir. Sultan II. Mahmud’a hat hocaligi ya-pan Rakim Efendi padi$ah tugralanni bugiinku estetik ve zevk ustunliigune getirmis olan kisi-dir. Onun yaptigi cell sulus istifler, insani hay-retlere dusiiren bir ozellik ta$imaktadir.
Sonra Kebecizade diye unlu Saray-i Huma-yun hocasi Elhac Mehmed VasfT Efendi gelmek-tedir (1247 H.). Kazasker Mustafa izzet Efendi, onun sevgili ogrencisi §efik Bey, HulusT Efendi, Mehmed $evki Efendi, Sam? Efendiler artik 19. yuzyil hat san’atimizda 5©yh yolunun en ust se-viyedeki hat ustalan, istanbul yazi ekoltinun zirvedeki isimleri olarak pek degerli san’at sah-eserleri birakmislardir.
Bu donemin unlii hattati Abdullah Zuhdi Efendi’nin Medine’de Hazret-i Peygamber’in mescidine yazdigi yazilar o kadar olaganustu-dur ki, islam ulkelerinden gelip bu yaziyi goren-ler “bunlar insan eliyle yazilamaz, bunu Yuce Allah’in melekleri gokten indirip kanatlari ile buraya monte etmislerdir” diyerek hayranlikla-rini belirtmektedirler. Mescidi ziyaretimizde ya-zilarin bu soze hak verdirecek ustunliikte oldu-gunu biz de gormii? bulunuyoruz. Son yillarda Irak’in pek gok sayida ve dort ayn olgude bas-tirmi? oldugu Kur’an-i Kerim’in, Suud? Arabis-tan’da bir universitenin bize armagan ettigi Kur’an-i Kerim’in Turk hattatlan elinden, islam Zirve Konferansinda dagitilan Kur’an-i Kerim nushalarmin son donemin en buyuk hat Cistadi Hamit Bey’in kaleminden gikmi? olmasi ve bu-giin yeryuzunde bir gok miisluman ulkedeki ca-milere yazilar yazmak iizere Turk hattatlarinin gagnlmasi bu san’atm devam ettiginin ve son-suza dek devam edeceginin en guzel kanitidir.
Ta’lik yazi iran’da ortaya gikmi? orada bu-nun en guzel ornekleri verilmi?tir. Hatta “bu ya¬zi ki?ver-i Iran (iran iilkesij’a aittir” diye bir sav ortaya atilmi?tm Fakat, Fatih Sultan Mehmed zamanindan ba?layarak daha gok bilginler ara-sinda ?iir ve edebiyatta kullanilan ve sevilen bir yazi ttiru olarak Turk topraklannda da yayilmi? bulunmaktadir. Ozellikle 17. yy. dan itibaren daha da nefis ta’lik ornekleri I’stanbul’da pek cok tarihT eserin kitabelerini, camilerin ve gesitli yerlerin levhalar halinde duvarlanni suslemeye ba§iami?tir. Ayri bir Turk ta’lik ekolii gelismis, imad-i Rum denilen Seyhu’lislam Veliyiiddin Efendi, Yesarizade Mehmed Es’ad Efendi, Ye-sarizade Mustafa izzet Efendi, Sami Efendi, Hu-lus? Efendi, Necmu’ddin Efendi ve bugun Prof. Dr. Ali Alparslan ve onun ta’lik ogrencileri ile ta’lik yazan diger sanatkarlanmiz bu yaziyi zamanimiza kadar getirip devam ettiren en de-gerli hattatlanmizdandirlar.
Burada adlarim tumiiyle sayamadigimiz da¬ha nice degerli haattatlarimizm yiice ruhlann-dan bizi bagislamalanni dileyecegiz.
Genel olarak her turlu haberlesmede kulla-nilmis olan rik’a yazi, pek o kadar fazla kulla-nilmayan divan?, siyakat ve obur yazi gesitle-rinde de nice hiiner sahipleri pek nefis yazilar yazmislardir. Ornekleri kutuphanelerimizde yaz-ma eserlerimizi suslemektedir. Murakkalarda “numune-i hutut” (hat ornekleri) kitaplanmizda olciileri ile gosterilmistir. Bunlar icin de ayri etudler yapilip yayinlanmasi kuskusuz cok ya-rarh olacaktir.
islam? “sanayi-i nefise’nin yani guzel sa-natlann en onemlisi en cok ilgi gormus olani hat san’atidir. Kokeni yonunden Arap yazisi diye bilinen, fakat sonra biitun islam dunyasindaki sanat erbabmin katkilanyla gelisen bu yazinin ilk $ekli, pek ilkel ve pek basit bir gortinum-deydi. O gunlerde kagida benzer sekilde incel-tilmis deriler, beyaz kemikler ve yapraklar uze-rine yazilmis ve bugunlere ulasan- yazilanndan ogrendigimize gore islamiyetin ba?langicmda bu yaziiara, kale veya siginak anlamlan ta?»yan “Ma’kili” yazi deniliyordu. Sonra Kufe’de bir yazi sistemi gelistiriierek kullamlmi? ve bu yazi bi?iminin gelismesini, dorduncii halife, islam Peygamberinin damadi ve amcazadesi buyuk bil-gin Hazret-i Ali ve onun ogrencisi Hazret-i Ha¬san Basri saglamislardir.
Merhum Mahmud Yazir, “Eski Yazilan Oku-ma Anahtan” adli kitabmda sunlari kaydetmek-tedir:
“Eski yazilarm olgunla$masinda, guzelles-mesinde Tiirklerin, ozellikle Osmanh’larm cok hizmeti vardir. Yazi Turk’lerle tekemmul etmis-tir, dersek buyiik bir hakikati ifade etmis olu-ruz. Bu fazilet, kulturleri bu yaziya bagh millet-ler arasinda cidden ba?ka hicbir millete nasib olm3mistir. Biz san’at bakimmdan bununla if-tihar etmekle hakhyiz. Bu yazilardan Turkun za-rafeti ve hudutsuz san’at istidadi, Turk ruhunun inceliQi okunur. Atalanmizin eli, gunah diye do-kunmadigi resim ve heykel sahasi yerine san’at kalemini maharetle kullanmistir.”
Biitun buyiik eserlerimiz, camilerimiz, ku-tiiphanelerimiz, muzelerimiz Turk kaleminin hu-nerli iirunleri olan ?aheser yazilarla suslii ve ba$tanba$a doludur.
HAT ÇEŞİTLERİ;
Mirza Habib’in eseri olan ve Ebu’zziya Tev-fik tarafmdan basilmis bulunan “Hat ve Hatta-tan” adli kitapta ve “Tuhfe-i Hattatin”. “Silsile-i Hattatin” ve “Mizanii’l Hat” ta hat cesitleri ile ilgili konulara rastlanmaktadir. Adi gecen bi-rinci eserde “Hututu mevzune-i asliyye (esas olculu hatlar) on iki cesit olarak gosterilmekte-dir:
1. Kalem-i sicillat,
2. Kalem-i dibac,
3. Kalem-i tomar-i kebir,
4. Kalem-i suluseyn,
5. Kalem-i zenbur,
6. Kalem-i miifettah,
7. Kalem-i hurrem,
8. Kalem-i mutemirat,
9. Kalem-i uhud,
10. Kalem-i kasas,
11. Kalem-i muammat,
12. Kalem-i eş’ar. Daha sonrakiler de e’klenerek yazı çesitleri
yirmi uçe, sonra da otuzyediye kadar cıkanlmiştir. Mizanü’l-Hat’ta3 yazılar otuz yedi çesit olarak verilmektedir:
1. Tomar,
2. Celil,
3. Mecmu
4. Riyaşi,
5. Sülüseyn,
6. Nısıf.
7. Sülüs,
8. Havleci,
9. Müselsel,
10. Gubarü’l-hilye,
11. Müamerat,
12. Muhdes,
13. Müdmec,
14. Muhakkak,
15. Rik’a,
16. Reyhan,
17. Tevaki,
18. Nesih,
19. Mensür,
20. Mukterin,
21. Havaşi,
22. Eş’ar,
23. Lü’lüi.
24. Hafif-i sülüs,
25. Kalem-i müsahif,
26. Miftah-i nesih,
27. Gubar,
28. Uhud,
29. Mahüve muhakkak (muhakkakımsı)
30. Muallak,
31. Muhaffef,
32. Mürsel,
33. Mebsut,
34. Mukavver,
35. Muzevveç,
36. Müfettah,
37. Muammat.
Bunlar içerisinde ortadan kalkmiş, unutulmuş olanlar, bugün özellikleri bilinmeyenler de vardır. Fakat genel olarak hepsi bir takım ana yazılardan kaynaklanmaktadir. ilk defa ortaya çıkan hat ma’kili’dir. Bütün harfleri musattah (düz, yassı) olup mudevver (dairevi - degirmi) harf yoktur.
Sonraki tür küfi’dir. Küfi hem musattah, hem müdevver, hem düz, hem dairevidir. Hat ustaları bu iki hat çeşidinin birbirine uyumu, karışması, uygun bir biçimde birleştirilmesiyle aklam-ı sitte veya seşkalem denilen altı çeşit yazı biçimini ortaya koymuşlardır. Her birine de anlamına uygun bir ad vermişlerdir.
1. Sülüs : Dört behre (pay) si musattah (yassı), iki behresi müdevver (degirmi)dir.
2. Nesih : Sülüs’e tabidir.
Bu ikisini bulan Hicri IV., Miladi X. yy. da yasamiş olan Ebu Abdullah Muhammed ibn-i Hüseyin Mukle’dir.
3. Muhakkak : Bir buçuk payi musattah, gerisi mudevverdir.
4. Reyhani : Muhakkak’a tabidir.
Bu ikisini de bulan Hicri V., Miladi XI. yy. da yaşamiş olan Ebü’lhasan Alaeddin ibn-i Bev-vab’dir.
5. Tevkii/ icaze de denilir. Yarısı musattah, yansi müdevverdir. \
6. Rık’a : Genel olarak harfleri birbirine bitişiktir.
Bu ikisini kimin bulduğu bilinmiyor deniliyorsa da Yakutü’l-Musta’simi olduğu ve hepsini onun geliştirdiği söylentisi ağırlık kazanmaktadır.
Bazıları, ta’lik hattı da bunlara ekleyerek, aklam-ı seb’a veya heft kalem deyip yediye çıkarmışlardır. Hoca Ebü’l-al, füruat-ı kufi’den ve hatt-ı pehlevi’den alarak farisi yazmak için ortaya çikarmiştır, denilmektedir. Ve bütün bu yazıların ma’kili ve küfi’ yazidan meydana çıktığı,öbürlerinin de ikinci derecede kök ve esası oluşturduğu, talik’in de mürekkep bir kalem,yani çeşitli hatlardan faydalanarak çıkarılmış bir yazı türü olduğu anlaşılmaktadır.
HAT SANATI İLE İLGİLİ SÖZCÜKLER,
Divit: Yazi yazmak için kullanılan hokka ve kalemin mahfazası. Ayrı renkte mürekkepler için iki üçten fazla hokkasi da olurdu.
Divitdar: Vezirlerin, ileri gelen devlet adamlarınin hokka ve kalemini ve her türlü yazi ile ilgili araçlarını saklayan, koruyan ve dikte edilen müsveddeleri yazan kimseye denirdi.
Hatt: Arapça addır. çoğulu hutüt’dur.Çizgi,satır,yazı,padişah yazısı,buyruk,ferman anlamlarına gelir.
Hattat: Arapça ad, el yazısı çok güzel olan sanatkar.
iyi yazı yazan, yazı yazmakta usta ve becerikli olan kimse demektir. Doğu islam dünyasında unutulmayacak ölçüde büyük isimler bırakan en ünlü hattatlar Türklerden yetişmiştir. İran’a özel ve İran ta’liki denilen bir yazı dışında öbür bütün türleri en güzel Türkler yazmişlardır. Türkler’in yazdıgı ta’lik yazıyı da İran’lılar aynı beceri ile yazamamişIardir. Iran ta’liki-nin aşırılığa kaçan tarafları daha sadeleştirilerek daha güzel ve ilgi çekici Türk ta’liki meydana getirilmiştir. XV. yy. dan sonra Şeyh Hamdullah ekolu ile tamamen Türk zevk-i seliminin etkisi ile bagimsız Türk hat san’atı doğmuştur. Ve günümüze kadar en güzel yazı Türk’ler tarafindan yazılagelmiştir.
En çok kullanılan yazı türleri Nesih, Sülüs, Ta’lik, Rik’a, Divani, Reyhani, Muhakkak, Küfi, Şeceri, Siyakat, Tevkii veya icaze ve bunların Celi (kalın), Gubari (kuçük), Şikeste (kırma) denilen Şekilleridir.
Hatti: Arapça sıfattır. Hat’ta ait, hatla ilgili demektir. Ayrıca bir yazı stili adıdır.
Hatt-i celi: İslami yazıların her türünün uzaktan okunabilecek şekilde ve irilikte yazılmış olanlarına denir.
Hatt-ı dest: El yazısı, el yazması.
Hatt-ı divani: Rik’a yazı türünün birleştirilmesinden doğmuştur. Düz ve devirli kısımların daha kısa biçimde uygulanması suretiyle çabukluk elde edilmiştir. ince, kırma ve celi divani diye çeşitleri vardır. Bunların hepsine birden cepyazısı denir. Divani ve celi divani ferman ve berat gibi yazılarda, ince ve kırma divani
vakfiye, ilan, hüccet, ilmühaber gibi resmi kayıtlarda kullanılmıştır.
Hatf-ı gubari : Bir yazi stilidir.
Hatt-ı hümayün : Padişahların herhangi bir iş için bizzat yazdikları yazılar. Buna hatt-ı şerif de denir.
Hatt-ı küfi: “Mensubi” adı da verilen bu yazi ile sikke, kitabe ve Kur’an-ı Kerim yazıl-mıştır. IV. Halife Hazreti Ali’nin bunu geliştirdiği ve ustaca kullandıgı söylenir. önceleri mekki” ”medeni”, “basri” adları verilmiş olan bu yazının nesih yazısından sonra işlerliğini kaybederek yalnız kitabelerde ve süs yazisi olarak mimari’de arasıra kullanıldığı görülmüştür…
Hatt-i magribi: Magrib adi verilen Cezayir, Tunus ve Fashlarin ve Enduliis’un kullanmi? ol-dugu yazi ge$ididir. Kuf? yaziya gok benzer.
Hatt-i mihi-mismari : Eskiden kullanilmi? olan givi yazisi.
Hatt-i musenna : Qift yazi demektir. Ya ay¬ni ibare (ciimle, soz], sagdan sola oldugu gibi, soldan saga da girift yani birbirine girmi? ?e-kilde yazilir. Veya bir yazi ayni satira sagdan sola, diger bir kismi soldan saga onun uzerine ya ayni renkle veya ayri renklerle girift (birbi-ne girmi$ bir ?ekilde) yazilmasi ile meydana gelir.
Stilus, ta’l?k, reyhan?, kufi ve celi’leriyle tezyini maksatla (siislemede) kullanilmi^tir.
Hatt-i nesih : Kalmligi siiliis yazismin iigte biri kadardir. Sonradan duzeltmeye elveri?li ol-madigmdan hattatm ustaligmi deneme bakimin-dan bir mihenk o!mu?tur. Obur yazilara orania daha kolay okundugundan gok yayilmi?tir. Kur’-an-i Ker?m, tefsir ve hadis ve obur bilimsel eser-leri yazmakta gok kullanilmi?tir. “Nesih kirma-8i” ve “ince nesih” diye iki ?ekli daha vardir. Hatt-i reyhani: Kalmligi stilus gibidir. Bun-da gozii kapaii harf yoktur. Kur’an-i Kerim ve dua yazmakta gok kullanilmi? ise de sonralan kullanilmaz olmustur. ibn-i Bevvab tarafindan bulundugu soylenir.
Hatt-i rika1: “Tevkii” ye bagl( ve “tevki?” kirmasi gibidir. Kesin bir §ekli olmadigi gibi kalmligi igin de bir olgii yoktur. Harflerin gogu biti?iktir. Qabuk yazilabilir bir yazi oldugundan mektub ve saire yazmakta kuilamlmi?tir. Bunun Bagdat’li Ebu’1-Fazl bin Hazin tarafmdan bulun-dugu soylenir.
Hatt-i rik’a : Divani’deki harf ?ekillerinin sa-dele?tirilmesiyle meydana gelmi§tir. Devir ve meyiller azaltilmi?, bu suretle yazida daha da gabukluk elde edilmi§tir. Musvedde, pusula, mektub gibi $eylerde kullanilir. “Rik’a kirmasi”, “Babiali kirmasi” ve ikinci Abdulhamid done-minden beri kullanilan “izzet Efendi Riik’asi” gibi ge?itleri vardir. /
Hatt-i sfyakat: Bir yazi ge$ididir. Kelime-lerde kisaltma yapilmis, gok defa nokta da kul-lanilmami?tir. Okunmasi gok zordur. Maliye, Ta-pu, Evkaf gibi dairelerde resmi kayitlar tutma-da gok kullanilmi?tir.
Hatt-i stilus : Harflerin altida dort pargasi duz, iki pargasi devirlidir. Yazinin “sulus” (iigte-blr) adim almasi, bu ugte bir ve ugte iki oranin daima korunmasmdandir. Kalinligi me?k kale-midir, daha incelerine ince sulus, kahnlarina da “kahn, iri” veya “sulus celisi” denir.
Hatt-i seceri : Budak ?eklinde bir yazidir. Son donem hattatlanndan Haci Faik Bey admda bir hattat, sus olarak agag dallari ?eklinde bir yazi tiiru meydana getirmi?tir/
Hatt-sinas : (Arapga ve Farsga birle?ik si-fat). Yazidan aniayan, yazi uzmani. Fransizca da grapholoque Hatt-i ta’lik: iran yazisidir. Biitun harfleri devirlidir. Kalinligi sulus kadardir. Daha incele¬rine “ince ta’ITk”, “hurde ta’lik”, “gubar? ta’lik” daha kalinlanna ise “ta’lik cells]” denir. “Kir-ma ta’lik-ta’lik kirmasi” diye bir ?ekli daha var¬dir. Soylentiye gore Hoca Ebu’l-AI, pehlev? ya-ZISI ile kufl furuatmi birlestirmek suretiyle bu yazi turunii yaratmi$tir.
Arap yazismin bir stili, daha gok iran’-da kullanilmi? ve en guzel orneklerini iran’li hattatlar vermistir. Hatta ozellikle “Iran ta’Ifki” de denir. Turkler bu yaziyi kendilerine ozgii bir uslupta kullanmi?lardir. Buna “nesta’lik” de de-nilmi?tir. En guzel orneklerini yalniz Turkler vermi?lerdir. Ta’ITk’in eel? ve ?ikeste denilen turleri vardir.
Hatt-i tevki (icazet) : Eski hattatlarimizm “icazet” dedikleri yazidir. Yarisi duz, yarisi de¬virlidir. Kalinligi nesih gibidir. Ferman, men?ur, stiferaname, mahkemelerden gikan vakfiye su-retlerinde ve ozellikle icazetnamelerin ketebe-lerinde kullanilmi?tir. Bunun da Ebu’l-Fazl bin HazTn tarafmdan bulundugu soylenmi^tir.
Hatt-i yemani : Hatt-i hamTn denilen ve Arap harflerinin asil ve esasini meydana geti-ren hat, yazi.
Hatt-i zerendud: Altinla yazilmiş eel? yazi-lar.
Kaynak; Başlangıçtan günümüze Türk Hat Sanatı
Muammer Ülker
